Bulutlar gökyüzünü esir alalı çok yağmurlar yağdı sahra çöllerine. Ne soğuklar dondurdu bir bilsen senden sonra arda kalan yarım gülüşlerimizi. Gözlerime perde olmuş görünmeyen o kadar çok hüzün var ki, yarınları hislerine sığdırmış, bugünü olmayan geleceğe değişmiş ve geride bıraktığı her şeyi yok saymış bir bedende iki atımlık bir kalp dışında manasız durur tüm uzuvlar.

Her gün bitmek için can atarken, bitmeyen anılar, tükenmeyen özleyişler serptim uykuyu unutmuş gözlerin derinliklerine.

Sabahların soğuklarına emanet ettim üşüyen düşlerimi. Doğmayan güneşler bıraktım gönül dünyama. Karanlığıma göz kırpan yıldızlar kadar heyecanlıydı sessizliğin vaveylasında arşı titreten kalp atışlarım. Duyamadığın nice çığlıklar biriktirdim bedenimin sol tarafında. Konuşamadığım nice sözcükler biriktirdim kayıp şiirlerimin yarım kalan mısralarında. Ve sonra nice kalemler kırdım ebeden yok olan hayalleriminin arkasından.

*

Bir ceylan ürkekliği var duygularımda. İçine kapanık tüm hislerim. Sözler anlatmayı beceremiyor. Dil dönmüyor bir türlü. Beynimin orta yerinde, amigdalada hapsolmuş tüm kayıp duygular. Duygusallık diz boyu. Gözlerin derinliklerinden süzülen yaşlar, hasretle açılmış gamzlere akıyor her gecenin zifiri karanlığında.

Ne gören var düşüncelerimin çırpınışlarını, ne duyan var bedenimin sol tarafında haykıran sessiz çığlıkları, ne bir anlayan var sözlerimin içinde tüm yaşanmışlıkları derinlemesine mânâlaştıran betimlemeleri, ne söyleyen var ketum duruşun içinde gizlenmiş utangaç davranışların sebebini, ne de otur karşımda diyen bir psikoloğun varoluşçu terapinin sınırlarında, aldığı kararlarda mutlu olmayı yeğleyen bir yaklaşım sergilemesine şahit olmadım.

*

Bir delinin gülüşü kadar güzelleşmedi dünya. İçinde binlerce fırtına kopacak derken, fırtınalara inat gülüşlerin eksik olmadığı bir hayat istiyorum.

*

Şimdi oturup hangi sözleri yazayım diye düşünüyorum.

Binlerce kez tekrarlanmış ve onbinlerce kez daha tekrarlanacak ve aslında değişen bir şey olmayacak dediğin her şeyi yapmayı yine tekrarlayan canlı türünü mü?

Binlerce kez denenmiş ve başarısız olmuş yüzbinlerce yaklaşım, kuantum düşünce tekniği ile kendi hayatının efendisi olmayı isterken köle olmaya devam eden milyonlarca başkalaşım, dünyanın en zengini olup duygu fukarası, ego manyağı olmuş davranış cümbüşü içinde kendini kaybetmiş heterojen karışım, önüne gelene aşkım diyen erotomani sanrısı, herkesin hayal gücünde var ettiği çıkarımsal tanrısı.

Binlerce kitabın duyguların da var ettiği yeni heyecanlar ve o heyecanları anlatmak için milyonlarca kelimenin dile dolanması kadar huzur verici bir iç dünya olamaz. Bazen aklında dolaşan bir şiir olur dökülür mısralara. Bazen de anlatıp anlaşılmayan bir makalenin başlıksız yazısı gibi okudukça anlaşılan bir hayat karşılar .

*

Sabahın mahmurluğunda yanıbaşında uyandırma servisi modunda alarm sistemli telefon. Saat Sabah 6.10 a ayarlı.

Bir kaç dakikaya hazır olup vur kapıyı çık. Her yer ıssız, her yer sessiz. Sokak başında köpeklerin uğulaması, peşpeşe gelen otobüsler.

Otobüs durağında uykudan uyanmış uyuklanan gözler. Derin bir isyan belki de. Az sonra karşılar beklenen otobüs.

Varış hayatın yarısından fazlasını geçirdiğin iş yeri. Onlarca aynı sabaha uyanan bedenlerin çırpınışları.

Köşe bucak kontrol edilen yürek sızıları.
Buram buram kokan özleyişler.
Telefonlara üç beş mesaj.
Ardından sıralanan telaşlar.

Hayatta böyle işte. Doğunca uyandık yeni bir dünyaya. Gün boyu telaş içinde geçirdik. Her an bir koşuşturma. Mesai bitince yorgunluktan bitkin bir şekilde atarız kendimizi ve gözlerimiz kapatırız.

Sonrası yeni bir dünya.
Her gün yeni bir dünya.
Her an yeni bir dünya.
Her insan ayrı bir dünya.
Yaşanacak tek yer var o da dünya.
Ya bu dünya ya da öbür dünya ...
....
Sevgi ile Kalın.