<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Diyarbakır Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.bismilhaber.com.tr</link>
    <description>Diyarbakır haber, son dakika kaza, ölüm haberleri, hava durumu bilgisi ile Batman haberleri doğru ve tarafsız bir şekilde Bismilhaber.com.tr'de</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.bismilhaber.com.tr/rss/biyografiler" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Bismil Haber © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 08 Aug 2026 11:00:15 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.bismilhaber.com.tr/rss/biyografiler"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Bismil Esnaf ve Sanatkârlar Odası 53 Yıldır Esnafın Çatısı Olmayı Sürdürüyor]]></title>
      <link>https://www.bismilhaber.com.tr/bismil-esnaf-ve-sanatkarlar-odasi-53-yildir-esnafin-catisi-olmayi-surduruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bismilhaber.com.tr/bismil-esnaf-ve-sanatkarlar-odasi-53-yildir-esnafin-catisi-olmayi-surduruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[16 Mayıs 1973 tarihinde kurulan Bismil Esnaf ve Sanatkârlar Odası, yarım asrı aşan geçmişiyle ilçedeki esnafın en köklü meslek kuruluşlarından biri olmayı sürdürüyor. Bugün yaklaşık 1.600 üyeye hizmet veren oda, kuruluşundan bu yana birçok başkanın görev yaptığı önemli bir temsil kurumu olarak faaliyetlerini devam ettiriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Derleme: Musa Çelebi</p>

<p><br />
DIYARBAKIR-BİSMİL – <strong>Bismil Esnaf ve Sanatkârlar Odası, 16 Mayıs 1973 tarihinde kurularak ilçedeki esnaf ve sanatkârların ortak çatısı haline geldi. </strong><i>Kuruluşundan bugüne kadar geçen 53 yıllık süreçte</i>, hem ilçe ticaretinin gelişimine katkı sundu hem de esnafın hak ve menfaatlerini korumaya yönelik çalışmalar yürüttü.</p>

<p></p>

<p><strong>Odanın bilinen ilk başkanı Hüseyin Kaçmaz oldu. </strong>Ancak kuruluş yıllarına ait arşiv kayıtlarının bulunmaması nedeniyle ilk dönem başkanlarının görev süreleri tam olarak tespit edilemiyor.</p>

<p><img alt="I M G 9164" class="detail-photo img-fluid" height="836" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/08/i-m-g-9164.jpeg" width="1290" /></p>

<h2><strong>Bugüne kadar oda başkanlığı görevini sırasıyla;</strong></h2>

<p></p>

<ul>
 <li><strong>Hüseyin Kaçmaz</strong></li>
 <li><strong>Adil Yaman</strong></li>
 <li><strong>Mehmet Güler</strong></li>
 <li><strong>İhsan Bulut</strong></li>
 <li><strong>Yemlihan Çerçel</strong></li>
 <li><strong>Şehmus Gelen</strong></li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>üstlendi</strong>.</p>

<p></p>

<p><strong>Şehmus Gelen ise 10 Mart 2002 tarihinde göreve gelerek aralıksız şekilde başkanlık görevini sürdürüyor.</strong></p>

<p></p>

<p><img alt="I M G 9165" class="detail-photo img-fluid" height="851" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/08/i-m-g-9165.jpeg" width="1290" /></p>

<h3><strong>İlk yıllarda oda binası bile yoktu</strong></h3>

<p>Bismil Esnaf ve Sanatkârlar Odasının ilk yıllarında kendisine ait hizmet binası bulunmuyordu. O dönemlerde kim başkan seçildiyse, oda kayıtları ve işlemleri kendi iş yerinde yürütülüyordu. Esnafın kayıt işlemleri başkanların dükkânlarında gerçekleştirilirken, oda yıllar içerisinde kurumsal yapısını güçlendirerek bugünkü konumuna ulaştı.</p>

<p><img alt="I M G 9175" class="detail-photo img-fluid" height="716" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/08/i-m-g-9175.jpeg" width="1290" /></p>

<h3><strong>2026 yılında yaklaşık 1.600 üye</strong></h3>

<p></p>

<p>2026 yılı itibarıyla Bismil Esnaf ve Sanatkârlar Odasına kayıtlı yaklaşık 1.600 esnaf ve sanatkâr bulunuyor. Oda; üyelik işlemleri, faaliyet belgeleri, mesleki belgeler, fiyat tarifeleri, eğitim çalışmaları ve kamu kurumlarıyla koordinasyon başta olmak üzere birçok alanda hizmet veriyor.</p>

<p><br />
<img alt="I M G 9166-1" class="detail-photo img-fluid" height="855" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/08/i-m-g-9166-1.jpeg" width="1290" /></p>

<h3><strong>DESOB çatısı altında faaliyet gösteriyor</strong></h3>

<p></p>

<p>Bismil Esnaf ve Sanatkârlar Odası, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) bünyesinde faaliyet gösteren Diyarbakır Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (DESOB)’ne bağlı olarak çalışmalarını sürdürüyor.</p>

<p></p>

<p><strong>1956 yılında kurulan DESOB, bugün Diyarbakır merkez ve ilçelerinde faaliyet gösteren 42 meslek odasını bünyesinde bulundururken, 60 binden fazla esnaf ve sanatkâra hizmet veriyor. </strong>Birlik; odalar arasında koordinasyonu sağlıyor, eğitim faaliyetleri düzenliyor ve esnafın ortak sorunlarını ilgili kurumlara taşıyor.</p>

<p></p>

<h3><strong>Esnafın sesi olmakla yükümlü</strong></h3>

<p></p>

<p>5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu kapsamında faaliyet gösteren ilçe esnaf odalarının temel görevleri arasında;</p>

<p></p>

<ul>
 <li>Esnaf ve sanatkârların hak ve menfaatlerini korumak,</li>
 <li>Kamu kurumlarıyla esnaf arasında köprü görevi görmek,</li>
 <li>Mesleki eğitim faaliyetleri düzenlemek,</li>
 <li>Devlet destekleri ve teşvikler konusunda üyeleri bilgilendirmek,</li>
 <li>Fiyat tarifelerinin hazırlanmasına katkı sunmak,</li>
 <li>İlçe ekonomisinin gelişimine yönelik çalışmalar yürütmek,</li>
 <li>Esnafın yaşadığı ekonomik sorunları ilgili makamlara taşımak</li>
</ul>

<p></p>

<p>yer alıyor.</p>

<p><img alt="I M G 9167" class="detail-photo img-fluid" height="840" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/08/i-m-g-9167.jpeg" width="1290" /></p>

<h3><strong>Bismil esnafının beklentisi artıyor</strong></h3>

<p></p>

<p>Artan maliyetler, kira giderleri, enerji fiyatları ve finansmana erişimde yaşanan zorluklar nedeniyle Bismil’deki esnafın oda yönetimlerinden beklentisi de her geçen gün artıyor. Esnaf, odaların yalnızca resmi işlemleri yürüten kurumlar olmanın ötesinde; sorunlarını gündeme taşıyan, çözüm üreten, proje geliştiren ve kamu nezdinde güçlü temsil sağlayan bir yapı olarak daha etkin rol üstlenmesini bekliyor.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>53 yıllık geçmişe sahip Bismil Esnaf ve Sanatkârlar Odası ise köklü tarihi,</strong> güçlü kurumsal yapısı ve yaklaşık 1.600 üyesiyle ilçe ekonomisinin en önemli meslek kuruluşlarından biri olmayı sürdürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Vedat Çelebi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bismil, Ekonomi, Biyografi</category>
      <guid>https://www.bismilhaber.com.tr/bismil-esnaf-ve-sanatkarlar-odasi-53-yildir-esnafin-catisi-olmayi-surduruyor</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 21:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bismilhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/08/i-m-g-9166-1.jpeg" type="image/jpeg" length="76199"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tillo’da Binlerce Talebe Yetiştiren Âlimden Bediüzzaman’a Övgü Dolu Sözler]]></title>
      <link>https://www.bismilhaber.com.tr/tilloda-binlerce-talebe-yetistiren-alimden-bediuzzamana-ovgu-dolu-sozler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bismilhaber.com.tr/tilloda-binlerce-talebe-yetistiren-alimden-bediuzzamana-ovgu-dolu-sozler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SİİRT / TİLLO – Siirt’in Tillo ilçesinde uzun yıllardır medrese geleneğini sürdüren, binlerce talebe ve çok sayıda müderris yetiştiren kanaat önderi Şeyh Molla Burhan Yıldırım Efendi, Bediüzzaman Said Nursî ve Risale-i Nur Külliyatı hakkında dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bediüzzaman Said Nursî’nin İslam dünyası açısından çok önemli bir ilim ve irfan şahsiyeti olduğunu ifade eden Molla Burhan Efendi, Risale-i Nur’un Kur’an-ı Kerim’in bu asırdaki güçlü bir tefsiri olduğunu belirtti.</p>

<p></p>

<h3>“<strong>Risale-i Nur Kur’an’ın tefsiridir”</strong></h3>

<p></p>

<p>Medreselerinde öğretici kadro dahil tüm öğrencilerin Risale-i Nur okuduğunu belirten Molla Burhan Efendi, her hafta düzenli dersler yaptıklarını ifade etti.</p>

<p></p>

<p>Risale-i Nur’un her seviyedeki insana hitap ettiğini dile getiren Burhan Efendi, “Hiç anlamadığını söyleyenler bile bu derslere gelsin. Risale-i Nur’un öyle bir özelliği vardır ki hiç kimse istifadesiz kalmaz. Âlim de, yeni başlayan da, orta seviyedeki talebe de ondan nasibini alır.” dedi.</p>

<p><img alt="I M G 9065" class="detail-photo img-fluid" height="415" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/08/i-m-g-9065.jpeg" width="739" /></p>

<h3>“<strong>Üstad’ın müceddid olduğunda şüphe yoktur”</strong></h3>

<p></p>

<p>Bediüzzaman Said Nursî’nin müceddidliği konusunda herhangi bir tereddüt taşımadığını belirten Molla Burhan Efendi, onun ilmi eserleri, mücadelesi ve ortaya koyduğu fikirlerin bunu açıkça gösterdiğini ifade etti.</p>

<p></p>

<h3>“<strong>Risale-i Nur ilim ehli arasında birlik sağlıyor”</strong></h3>

<p></p>

<p>Risale-i Nur’un medrese, tekke ve modern eğitim çevreleri arasında önemli bir köprü görevi gördüğünü ifade eden Burhan Efendi, eserlerin ilim dünyasında birlik ve dayanışmayı güçlendirdiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>“Biz Arapçayı Türkçeden daha iyi biliyoruz. Buna rağmen Üstad’ın kaleminden çıktığı şekliyle Türkçesinden okumayı daha feyizli buluyoruz. Anlamıyorum diyenler yanılıyor. Kalp ve ruh da anlıyor; asıl tesir orada ortaya çıkıyor.” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>“<strong>Bugünkü problemlerin çözümünü yıllar önce ortaya koydu”</strong></h3>

<p></p>

<p>Molla Burhan Efendi, Bediüzzaman Said Nursî’nin yaklaşık bir asır önce cehalet, fakirlik, ayrılık ve ihtilaf gibi sorunlara çözüm yolları gösterdiğini belirterek, bu prensiplerin uygulanması halinde günümüzde yaşanan birçok toplumsal problemin yaşanmayacağını savundu.</p>

<p></p>

<p>Şeyh Molla Burhan Yıldırım Efendi’nin değerlendirmeleri, Risale-i Nur’un medrese geleneğindeki yeri, Bediüzzaman Said Nursî’nin ilmi şahsiyeti ve İslam dünyasındaki etkisine ilişkin görüşlerini bir kez daha gündeme taşıdı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Abdulmenaf Çelebi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dini Bilgiler, Biyografi</category>
      <guid>https://www.bismilhaber.com.tr/tilloda-binlerce-talebe-yetistiren-alimden-bediuzzamana-ovgu-dolu-sozler</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 09:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bismilhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/08/i-m-g-9066.jpeg" type="image/jpeg" length="18005"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sözlü Tarihin İzinde: Hacı Hüseyin ve Mala Mehmi Hacı Ailesinin Kökleri 2.Bölüm]]></title>
      <link>https://www.bismilhaber.com.tr/sozlu-tarihin-izinde-haci-huseyin-ve-mala-mehmi-haci-ailesinin-kokleri-2bolum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bismilhaber.com.tr/sozlu-tarihin-izinde-haci-huseyin-ve-mala-mehmi-haci-ailesinin-kokleri-2bolum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Barava’nın Sessiz Önderi: Mehmet’in (Mehmi Hacı) Hatırası
Barava’nın yaşlılarının hafızasında adı her zaman hürmetle anılan bir şahsiyet vardır: Hacı Hüseyin’in büyük oğlu Mehmet, namıdiğer Mehemê Hacî.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırma ve Derleme; Musa ÇELEBİ</p>

<p>——-</p>

<p>O, yalnızca kendi ailesinin büyüğü değil; Barava’nın birçok köyü için sözü dinlenen, adaletine güvenilen ve zor zamanlarda etrafında birleşilen bir önder olarak hatırlanır.</p>

<p></p>

<p>1900’lü yılların başlarında, Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Osmanlı Devleti’nin ardı ardına yaşanan savaşlar ve iç karışıklıklar nedeniyle otoritesinin zayıfladığı bir dönemde, Barava bölgesindeki 33 köy kendi güvenliklerini sağlamak amacıyla aralarında sözlü bir ahit yapmıştı.</p>

<p></p>

<p>Bu ahde göre dışarıdan gelecek herhangi bir saldırı veya tehdit karşısında bütün köyler birbirinin yardımına koşacak ve tek yürek olacaktı.</p>

<div class="ratio ratio-16x9"><iframe allow="autoplay; fullscreen" allowfullscreen="" frameborder="0" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="https://www.bismilhaber.com.tr/vidyome/embed/114936" webkitallowfullscreen=""></iframe></div>

<p><strong>Bu ittifakın merkezi, Tepe Barava’daki Mehmet Konağı’ydı.</strong></p>

<p></p>

<p>Bölgeyi ilgilendiren önemli kararlar burada alınır, herhangi bir köye saldırı olduğunda haber önce bu konağa ulaştırılırdı. Ardından Mehmet’in öncülüğünde Barava’nın atlıları ve silahlı gençleri yardıma hareket ederdi.</p>

<p><img alt="I M G 9104" class="detail-photo img-fluid" height="698" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/08/i-m-g-9104.jpeg" width="1290" /></p>

<p><strong>Şahintepe Çatışması</strong></p>

<p>Bölge büyüklerinin anlattığına göre Hafızbiniler ile Barava arasında yaşanan ve Şahintepe, diğer adıyla Tırşamê çevresinde gerçekleştiği rivayet edilen çatışma, bu dönemin en önemli hadiselerinden biriydi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="I M G 8788" class="detail-photo img-fluid" height="718" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8788.jpeg" width="1290" /></p>

<p><strong>Şahintepe köylüleri, Tepe Baravada destek kuvvetleri istedi.</strong></p>

<p>Şahintepe’nin Barava toprağı kabul edilmesi nedeniyle Mehmet, güçlü bir süvari birliğiyle bölgeye hareket etti.</p>

<p></p>

<p>Bu birliğin en ön saflarında ise Mehmet (Mehmi Hacı’nın ) küçük oğlu, cesaretiyle tanınan Halil Ağa bulunuyordu.</p>

<p></p>

<p>Halil Ağa, korkusuzluğu ve haksızlığa boyun eğmeyen karakteriyle tanınırdı. Çatışmaların en yoğun anlarında ön saflarda mücadele ettiği, geri çekilmeyi kabul etmediği anlatılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Ancak bu mücadele yalnızca erkeklerin omuzlarında değildi. Mehmet’in ailesindeki kadınlar da çatışmanın görünmeyen kahramanları oldu.</p>

<p><img alt="I M G 9106" class="detail-photo img-fluid" height="688" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/08/i-m-g-9106.jpeg" width="1290" /></p>

<p>Yaralıların taşınması, yemek hazırlanması, yaraların temizlenmesi ve ilk yardım hizmetleri için arka saflarda görev üstlendiler.</p>

<p><img alt="I M G 9107" class="detail-photo img-fluid" height="690" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/08/i-m-g-9107.jpeg" width="1290" /></p>

<p>Rivayete göre Halil Ağa’nın ağır yaralandığını gören kız kardeşleri büyük bir cesaret örneği göstererek cephe hattına kadar ilerledi.</p>

<p></p>

<p><strong>O gün Barava kadınları da gerektiğinde ailelerini ve yurtlarını korumak için mücadeleden geri durmayacaklarını gösterdi.</strong></p>

<p><img alt="I M G 8791-1" class="detail-photo img-fluid" height="722" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8791-1.jpeg" width="1290" /></p>

<p>Uzun süren çatışmanın sonunda cephe hattı yarıldı ve Barava kuvvetleri üstünlük sağladı. Ancak bu üstünlük ağır bedellerle kazanılmıştı.</p>

<p><img alt="I M G 9108" class="detail-photo img-fluid" height="858" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/08/i-m-g-9108.jpeg" width="1290" /></p>

<p>Mehmet’in küçük oğlu Halil Ağa ağır yaralandı. Günler süren tedavinin ardından sağlığına kavuştuğu anlatılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Çatışmanın sonunda karşı taraftan hayatını kaybedenler olduğu gibi esir alınanlar da vardı.</p>

<p><img alt="I M G 8789" class="detail-photo img-fluid" height="726" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8789.jpeg" width="1290" /></p>

<p>Esirler Tepe’ye getirilerek Mehmet’in (Mehmi hacı) huzuruna çıkarıldı.</p>

<p></p>

<p>Sözlü anlatımlara göre Mehmet, kendisine teslim edilen esirlere kötü muamele edilmesine izin vermedi. Onları affederek serbest bıraktı.</p>

<p></p>

<p>Onun adalet anlayışı yalnızca dostlarına değil, düşmanlarına karşı da kendini göstermişti.</p>

<div class="ratio ratio-16x9"><iframe allow="autoplay; fullscreen" allowfullscreen="" frameborder="0" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="https://www.bismilhaber.com.tr/vidyome/embed/114942" webkitallowfullscreen=""></iframe></div>

<h3><strong>Tutuklanması ve Mardin Cezaevi</strong></h3>

<p></p>

<p>Bu olayın ardından Mehmet’in Osmanlı idaresi tarafından tutuklandığı ifade edilmektedir.</p>

<p></p>

<p>İlk olarak Diyarbakır Cezaevi’ne gönderildi. Ancak dönemin güçlü ailelileri ile Şahintepe meselesi nedeniyle yaşanan eski anlaşmazlıklar sebebiyle Diyarbakır’da kalmasının güvenli olmayacağı değerlendirildi.</p>

<p></p>

<p><strong>Bunun üzerine Mehmet’in, damatlarının mensubu olduğu</strong> Savur beylerinden nüfuz sahibi bir kişiye mektup göndererek Mardin Cezaevi’ne nakledilmeyi talep ettiği rivayet edilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Bu talebin kabul edildiği ve Mardin Cezaevi’ne sevk edildiği anlatılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Cezaevinde ne kadar süre kaldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak aile büyüklerinin ortak anlatımına göre ilerleyen yaşının da etkisiyle Mardin Cezaevi’nde vefat etti.</p>

<p><img alt="I M G 8790-1" class="detail-photo img-fluid" height="708" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8790-1.jpeg" width="1290" /></p>

<p><strong>Acı haber Barava’ya ulaştığında bütün bölge yasa büründü.</strong></p>

<p></p>

<p>Cenazesinin atlı faytonla Tepe’ye getirildiği, köy girişinde binlerce kişinin onu karşılamak için toplandığı anlatılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>O gün matemin sembolü olarak kadınlara kırk siyah eşarp dağıtıldığı ve herkesin gözyaşları içinde cenaze merasimine katıldığı, aile hafızasında bugün dahi canlılığını koruyan hatıralardan biridir.</p>

<p></p>

<p>Diyarbakır, Mardin, Savur ve Barava’nın birçok köyünden insanlar son görevlerini yerine getirmek için Tepe’ye akın etti.</p>

<p></p>

<h3><strong>Kılınan cenaze namazının ardından Mehmet (Mehmihacı), dualar eşliğinde Tepe Mezarlığı’na defnedildi.</strong></h3>

<p></p>

<p>Onun vefatı yalnızca bir insanın kaybı değil, Barava’da bir dönemin kapanışı olarak görüldü.</p>

<p></p>

<p>Mehmet’in ardından aile ve Barava’daki önderlik görevi büyük oğlu Ahmet Ağa tarafından devralındı.</p>

<p></p>

<p>Kardeşi Halil Ağa ise ömrü boyunca ağabeyinin en büyük destekçisi oldu. Babalarından miras kalan birlik, dayanışma ve adalet anlayışını yaşatmaya devam etti.</p>

<p></p>

<p>Bugün Mehmet’in (Mehmi Hacı) adı yalnızca ailesinin değil, Barava’nın ortak hafızasında yaşamaktadır.</p>

<p></p>

<p>—————-</p>

<h3><strong>Tepe Barava’nın Önemli Âlimlerinden Seyda Mele Mehmet Emin Korukçu</strong></h3>

<p></p>

<p>Tepe Mahallesi’nin köklü ailelerinden Mala Mehmi Hacı soyuna mensup olan Seyda Mele Mehmet Emin Korukçu, bölgenin yetiştirdiği önemli din âlimlerinden biri olarak hafızalarda yer edinmiştir.</p>

<p></p>

<p>Seyda Mele Mehmet Emin, Hacı Hüseyin’in kızlarından Hedo’nun oğluydu.</p>

<p></p>

<p>Medrese eğitimine büyük önem verdi ve yaşadığı dönemde çok sayıda talebe yetiştirdi.</p>

<p></p>

<p>İnsanlar arasındaki sorunların çözülmesine yardımcı oldu, gençlerin eğitimine önem verdi.</p>

<p></p>

<p>Bu yönüyle yalnızca bir din âlimi değil, bölgenin manevi rehberlerinden biri hâline geldi.</p>

<p></p>

<p>Seyda Mele Mehmet Emin, dayısının çocukları Korukçu köyünde yaşadığı için sık sık bu köye giderdi.</p>

<p></p>

<p>Vefatının ardından Korukçu köyüne defnedildi. Mezarının bulunduğu yer, halk arasında türbe olarak kabul edilmekte ve günümüzde de ziyaret edilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Seyda Mele Mehmet Emin Korukçu; bıraktığı ilim mirası, yetiştirdiği talebeler ve halkın gönlünde oluşturduğu manevi iz sayesinde bölgenin unutulmayan âlimleri arasında anılmaya devam etmektedir.</p>

<div class="ratio ratio-16x9"><iframe allow="autoplay; fullscreen" allowfullscreen="" frameborder="0" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="https://www.bismilhaber.com.tr/vidyome/embed/115615" webkitallowfullscreen=""></iframe></div>

<h3><strong>Hacı Hüseyin’in Osmanlı Döneminde Arazi Alma Hikâyesi</strong></h3>

<p></p>

<p>Büyüklerimizin anlattığına göre bir gün Hacı Hüseyin evde ocağın başında oturmuş, elindeki demirle ateşi karıştırırken derin düşüncelere dalmıştı.</p>

<p></p>

<p>Eşi Ayşi Hanım bunu fark ederek:</p>

<p></p>

<p>— Hacı Hüseyin, ne düşünüyorsun? Seni bugün çok dalgın görüyorum, diye sordu.</p>

<p></p>

<p><strong>Hacı Hüseyin de:</strong></p>

<p></p>

<p>— Tepe Ziyareti’nin arkasındaki, bizim “Piştagir” dediğimiz yerde bulunan devlet arazileri satışa çıkacakmış. Bizim toprağımız az. O arazilerden almak istiyorum ancak devlet kapısındaki resmî işleri bilmiyorum. Nasıl yapacağımı da kestiremiyorum, dedi.</p>

<p></p>

<p>Bunun üzerine Ayşi Hanım:</p>

<p></p>

<p>— Sen buna üzülme. Paran varsa gerisini hallederiz. Ben baba evine gider, kardeşim Mehmiağı ile konuşurum. O devlet işlerini bilir ve resmî işlemleri takip eder. Siz ortak olursunuz; sen sermayeyi koyarsın, o da işlemleri yürütür. Böylece devletten araziyi birlikte alırsınız, dedi.</p>

<p></p>

<p><strong>Hacı Hüseyin</strong> bu teklifi uygun buldu.</p>

<p></p>

<p><strong>Ayşi Hanım </strong>vakit kaybetmeden baba evine giderek kardeşi Mehmiağı Yel’e durumu anlattı. Mehmiağı da bu ortaklığı kabul etti ve birlikte devlet arazisini almak için gerekli girişimlere başladılar.</p>

<p></p>

<p>O günlerde yalnız onlar değil, Mala Hacı Huti Özaydın ile Mala Hacı Şehmus Akaydın aileleri de kendi aralarında birleşerek aynı devlet arazilerinden pay almak için müracaat etti.</p>

<p></p>

<p>Anlatılanlara göre yapılan işlemler sonunda Tepe Ziyareti’nin arkasında bulunan yaklaşık 12 bin dönümlük devlet arazisinin yarısı, Hacı Hüseyin ile kayınbiraderi Mehmiağı’nın ortaklığına geçti.</p>

<p>Kalan kısmı ise diğer ortak aileler satın aldı.</p>

<p></p>

<p>Büyüklerimiz bu arazi alımını Tepe Barava tarihinin önemli dönüm noktalarından biri olarak anlatırlar.</p>

<p></p>

<p>Çünkü o gün alınan topraklar sonraki yıllarda ailelerin geçim kaynağı olmuş, tarımın gelişmesine katkı sağlamış ve bugünkü toprak düzeninin temelini oluşturmuştur.</p>

<p></p>

<p>Bu hatıra, yıllardır aile meclislerinde anlatılan ve kuşaktan kuşağa aktarılan önemli sözlü tarih rivayetlerinden biri olarak yaşamaya devam etmektedir.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<p><img alt="I M G 8267" class="detail-photo img-fluid" height="722" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8267.jpeg" width="1290" /></p>

<h3><strong>İnancıyla Dilden Dile Anlatılan Bir Hayat</strong></h3>

<p></p>

<p>Hacı Hüseyin yalnızca bir aile büyüğü değildi. Derin inancı ve ibadete olan bağlılığıyla da tanınırdı.</p>

<p></p>

<p>Hakkında anlatılan rivayetlerden biri bugün hâlâ aile büyüklerinin dilindedir.</p>

<p></p>

<p>Bir gün su değirmeninden un yükleyerek katırıyla köye dönüyordu.</p>

<p></p>

<p>Yolculuk sırasında akşam ezanı okundu.</p>

<p></p>

<p>Yoluna devam etmesi hâlinde namaz vaktinin geçmesinden endişe etti.</p>

<p></p>

<p>Katırın üzerindeki yük oldukça ağırdı. Katırı çöktürmesi hâlinde yükü tek başına yeniden kaldırması neredeyse imkânsızdı.</p>

<p></p>

<p>Buna rağmen namazını kaçırmamak için katırı çöktürdü, yükü indirdi ve namazını eda etti.</p>

<div class="ratio ratio-16x9"><iframe allow="autoplay; fullscreen" allowfullscreen="" frameborder="0" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="https://www.bismilhaber.com.tr/vidyome/embed/114948" webkitallowfullscreen=""></iframe></div>

<p>Namazını tamamladıktan sonra ağır yükü yeniden katıra kaldırmaya çalıştı ancak tek başına başaramadı.</p>

<p></p>

<p>Tam bu sırada yanında tanımadığı bir kişi belirdi:</p>

<p></p>

<p>— Hüseyin, gel birlikte kaldıralım, dedi.</p>

<p></p>

<p>İkisi birlikte yükü kaldırarak katırın üzerine yerleştirdi.</p>

<p></p>

<p>Hacı Hüseyin, yardım eden kişiye teşekkür etmek için arkasını döndüğünde onu göremedi.</p>

<p></p>

<p>Yabancı kişi sanki bir anda ortadan kaybolmuştu.</p>

<p></p>

<p>Bu hadise halk arasında yıllardır şu sözlerle anlatılmaktadır:</p>

<p></p>

<p>“Namazını terk etmeyen Hacı Hüseyin’e Hızır Aleyhisselam yardım etti.”</p>

<p></p>

<p>Bu anlatının tarihî bir belgeye değil, halk inancına ve aile rivayetine dayandığını belirtmek gerekir.</p>

<p></p>

<p>Ancak hikâye, Hacı Hüseyin’in ibadete verdiği önemi ve ailesinin ona duyduğu manevi saygıyı göstermesi bakımından büyük değer taşımaktadır.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<p></p>

<h3><strong>Bereketin ve Duanın Sembolü</strong></h3>

<p></p>

<p>Tepe Barava ve çevresindeki köylerde uzun yıllar boyunca harman zamanı özel bir gelenek yaşatıldı.</p>

<p></p>

<p>Hasat tamamlandıktan sonra buğdayın ilk savurma işi Hacı Hüseyin’e yaptırılırdı.</p>

<p></p>

<p>Köylüler, onun eliyle yapılan ilk savurmanın harmana bereket getireceğine inanırdı.</p>

<p></p>

<p>Hacı Hüseyin harmanın başına geçer, dua eder ve ilk savurmayı yapardı.</p>

<p></p>

<p>Bu gelenek, halkın ona duyduğu güvenin, sevginin ve saygının en güzel göstergelerinden biri olarak aile hafızasında yer aldı.</p>

<p></p>

<p>Onun duasının toprağa bereket, haneye huzur ve ürüne bolluk getirdiğine inanılırdı.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<p><img alt="I M G 8787-2" class="detail-photo img-fluid" height="704" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8787-2.jpeg" width="1290" /></p>

<h3><strong>Bugün Tepe Barava’da anlatılan birçok eski hikâyenin bir yerinde Hacı Hüseyin’in adına rastlanır.</strong></h3>

<p></p>

<p>Çünkü o yalnızca çocuklarına ve torunlarına hayat vermedi; doğruluğu, adaleti, misafirperverliği, cesareti, inancı ve birlik anlayışını da gelecek nesillere miras bıraktı.</p>

<p></p>

<p><strong>Aradan yaklaşık iki yüz yıl geçmesine rağmen Tepe, Aluç ve Korukçu ve başka yerde yaşayan nesiller hâlâ onun bıraktığı manevi mirasın gölgesinde yaşamaktadır.</strong></p>

<p></p>

<p>Mala Mehmi Hacı ailesi bugün farklı köylere, ilçelere ve şehirlere dağılmış olsa da aynı geçmişin hatırasını taşımaktadır.</p>

<p></p>

<p>Bazıları Çelebi, bazıları Kahraman, bazıları Tanrıkulu ve farklı soyadlarıyla hayatlarını sürdürmektedir.</p>

<p></p>

<p>Soyadları değişmiş olsa da anlatılan hikâyeler, kurulan akrabalıklar ve ortak aile hafızası onları aynı kökte buluşturmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Bu kök; Bağdat’tan başlayan, Muş’a, Şerefka’ya, Zokbirin’e, Ambarcık’a ve Tepe Barava’ya uzanan asırlık bir yolculuğun izlerini taşımaktadır.</p>

<p></p>

<p>Bu yolculukta göç vardır.</p>

<p></p>

<p>Acı vardır.</p>

<p></p>

<p>Ayrılık vardır.</p>

<p></p>

<p><strong>Eşkıya saldırıları, genç yaşta kaybedilen çocuklar ve yarım kalan hayatlar vardır.</strong></p>

<p></p>

<p>Fakat bütün bu acıların yanında yeniden ayağa kalkmak, yeni bir yurt kurmak, aileyi büyütmek, toprağı işlemek ve gelecek nesillere umut bırakmak da vardır.</p>

<p></p>

<p>Hacı Hüseyin’in hayatı, bir insanın yaşadığı zorluklara rağmen nasıl kök salabileceğinin hikâyesidir.</p>

<p></p>

<p>O, Tepe Barava’ya bekâr bir genç olarak geldi.</p>

<p></p>

<p>Burada yuvasını kurdu.</p>

<p></p>

<p>Çocuklarını büyüttü.</p>

<p></p>

<p>Toprağı işledi.</p>

<p></p>

<p>İnsanların güvenini kazandı.</p>

<p></p>

<p>Kendisinden sonra asırlar boyunca yaşayacak büyük bir aile bıraktı.</p>

<p></p>

<p>Bazı insanlar yalnızca yaşadıkları yıllar boyunca var olurlar.</p>

<p></p>

<p>Bazıları ise bedenleri bu dünyadan ayrılsa bile dualarda, hatıralarda ve nesillerin hafızasında yaşamaya devam eder.</p>

<p></p>

<h3><strong>Hacı Hüseyin de böyle bir insandı.</strong></h3>

<p></p>

<p>Bugün Mala Mehmi Hacı ailesinin her ferdinde onun emeğinden, duasından ve bıraktığı izden bir parça yaşamaktadır.</p>

<p></p>

<p>Onun adı bir mezar taşına sığmayacak kadar büyük, bıraktığı miras bir aileyle sınırlı kalmayacak kadar değerlidir.</p>

<p></p>

<p>Çünkü bazı çınarlar toprağa düşse bile gölgeleri kaybolmaz.</p>

<p></p>

<p>Gelecek nesiller; belki isimlerini ilk kez duyacakları Hacı Hüseyin’i, Seyyid Şeyh Hasan Zerrâkî’yi, Mehmet’i, Ahmet Ağa’yı, Emin Keya’yı ve nice büyüklerini bu anlatılar sayesinde tanıyacaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>Çünkü bir aileyi ayakta tutan yalnızca aynı soyadı değildir.</strong></p>

<p></p>

<p>Aynı dua…</p>

<p></p>

<p>Aynı ahlak…</p>

<p></p>

<p>Aynı vefa…</p>

<p></p>

<p>Ve aynı hatıradır.</p>

<p></p>

<p>Rabbimizden niyazımız odur ki bu köklü silsilede yer alan bütün büyüklerimize rahmetiyle muamele etsin.</p>

<p></p>

<p>Bizlere de onların bıraktığı güzel ahlakı, dürüstlüğü, adaleti, ilmi ve kardeşlik ruhunu gelecek nesillere taşıyabilmeyi nasip etsin.</p>

<p></p>

<h3><strong>Çünkü insanlar bir gün göçüp gider.</strong></h3>

<p></p>

<p>Fakat güzel isimler, hayırlı evlatlar ve geride bırakılan temiz bir miras asırlar boyunca yaşamaya devam eder.</p>

<p></p>

<p>“Bir insan öldüğünde geriye yalnızca mezar taşı kalmaz. Onun doğruluğu, emeği, duası ve yetiştirdiği evlatları yaşamaya devam eder.”</p>

<p></p>

<p>Bu çalışma, Hacı Hüseyin’den başlayıp Mehemê Hacî’ye, oradan da günümüze uzanan yaklaşık iki asırlık aile hafızasının unutulmaması amacıyla hazırlanmıştır.</p>

<p>Bu çalışma, geçmişi yargılamak amacıyla değil; anlamak, korumak ve gelecek nesillere aktarmak düşüncesiyle hazırlanmıştır. Aile hafızasını yaşatmak, yalnızca geçmişe duyulan vefanın değil, gelecek kuşaklara karşı hissedilen sorumluluğun da bir gereğidir.</p>

<p>⸻</p>

<h3><strong>NOT:</strong></h3>

<h3><strong>Kaynaklar ve Katkı Sunanlar</strong></h3>

<p>Bu çalışmada yer alan bilgiler;</p>

<ul>
 <li>Ahmet Çelebi, Tepe eski Belediye Başkanı,</li>
 <li>Abdulselam Kahraman,</li>
 <li>Halil (Haşim) Çelebi,</li>
 <li>Fahri Çelebi,</li>
 <li>Veysi Çelebi, Hacı Nuri’nin oğlu,</li>
 <li>Kudsi Alyamaç,</li>
 <li>Mele Zeki,</li>
 <li>Ramazan Çelebi,</li>
 <li>Halil Çelebi,</li>
 <li>Abdülkadir Tanrıkulu,</li>
 <li>Vejdi Kahraman,</li>
 <li>Gülistan Çelebi,</li>
 <li>Gülçin Çelebi,</li>
 <li>Hidayet Çetin Çelebi,</li>
 <li>Hacı Belkize Çelebi,</li>
 <li>Hüsna Bulut Çelebi,</li>
 <li>Mehmet Salih Çelebi,</li>
 <li>Hacı Sakine Çelebi</li>
</ul>

<p></p>

<p>tarafından aktarılan sözlü anlatımlardan ve Bismil İlçe Nüfus Müdürlüğünde bulunan resmî nüfus kayıtlarından yararlanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p></p>

<p>Aile tarihinin oluşturulması sürecinde sözlü tarih anlatımları ile resmî kayıtlar karşılaştırılarak değerlendirilmiş, elde edilen bilgiler mümkün olduğunca doğrulanarak bu esere aktarılmıştır.</p>

<p></p>

<p>Bununla birlikte, bazı olaylar ve akrabalık ilişkileri yalnızca sözlü aile anlatımlarına dayandığından, ilerleyen dönemlerde ulaşılabilecek yeni belgeler ve bilgiler doğrultusunda çalışmanın güncellenmesi mümkündür.</p>

<p>Derleyen ve kaleme alan: Musa Çelebi</p>

<p></p>

<h2><strong>1. BÖLÜMÜ OKUMAK İÇİN LİNKİ TIKLAYIN</strong></h2>

<h2><strong><a href="https://www.bismilhaber.com.tr/sozlu-tarihin-izinde-haci-huseyin-ve-mala-mehmi-haci-ailesinin-kokleri-1bolum">https://www.bismilhaber.com.tr/sozlu-tarihin-izinde-haci-huseyin-ve-mala-mehmi-haci-ailesinin-kokleri-1bolum</a></strong></h2></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Derleyen-Musa Çelebi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bölge, Diyarbakır, Bismil, Kulp, Silvan, Kültür &amp; Sanat, Biyografi</category>
      <guid>https://www.bismilhaber.com.tr/sozlu-tarihin-izinde-haci-huseyin-ve-mala-mehmi-haci-ailesinin-kokleri-2bolum</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 01:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bismilhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8790-2.jpeg" type="image/jpeg" length="10356"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sözlü Tarihin İzinde: Hacı Hüseyin ve Mala Mehmi Hacı Ailesinin Kökleri 1.Bölüm]]></title>
      <link>https://www.bismilhaber.com.tr/sozlu-tarihin-izinde-haci-huseyin-ve-mala-mehmi-haci-ailesinin-kokleri-1bolum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bismilhaber.com.tr/sozlu-tarihin-izinde-haci-huseyin-ve-mala-mehmi-haci-ailesinin-kokleri-1bolum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mala Mehmi Hacı ailesinin geçmişine ilişkin bilgiler, resmî kayıtların yanı sıra kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü anlatımlara dayanmaktadır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırma ve Derleme: Musa ÇELEBİ</p>

<p><strong>Bu çalışma,</strong> geçmişi yargılamak amacıyla değil; anlamak, korumak ve gelecek nesillere aktarmak düşüncesiyle hazırlanmıştır. Aile hafızasını yaşatmak, yalnızca geçmişe duyulan vefanın değil, gelecek kuşaklara karşı hissedilen sorumluluğun da bir gereğidir.</p>

<h3><strong>Mala Mehmi Hacı Ailesinin Kökleri ve Unutulmayan Büyükleri</strong></h3>

<p><br />
<iframe allow="autoplay; fullscreen" allowfullscreen="" frameborder="0" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="https://www.bismilhaber.com.tr/vidyome/embed/114936" webkitallowfullscreen=""></iframe></p>

<p>Not: Bu videoda ve bazı görsellerde yapay zekâ teknolojisinden yararlanılmıştır.</p>

<p><br />
<strong>Bağdat’tan Başlayan Uzun Yolculuk</strong></p>

<p>Aile büyüklerinden aktarılan rivayetlere göre bu hikâye, 12’nci yüzyılda Bağdat’ta başlamaktadır.</p>

<p></p>

<p>Anlatılanlara göre o dönemde Bağdat’ta zalim bir yönetici hüküm sürmekteydi. Dört yetim oğluyla birlikte yaşayan yaşlı ve seyyid bir anne, çocuklarını koruyabilmek amacıyla Bağdat’tan ayrılmaya karar verdi. Anne ve dört oğlu, aylar süren zorlu bir yolculuğun ardından Muş yöresine ulaşarak buradaki bir yerleşim yerine sığındı.</p>

<p></p>

<p>Rivayetlere göre dört kardeşten birinin adı Hasan’dı.</p>

<p></p>

<p>Aile anlatımlarında Seyyid Şeyh Hasan Zerrâkî’nin aslen Bağdat’ın Zerrak Mahallesi’nden olduğu, “Zerrâkî” lakabının da bu yerleşim yerinin adından geldiği ifade edilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Künyesinin Ebu Nasır Gazi olduğu, babasının Abdurrahman, dedesinin ise Şeyh Ahmet olduğu aktarılmaktadır. Sözlü şecerelerde soyunun İmam Zeynel Abidin üzerinden Hazreti Hüseyin’e, Hazreti Ali’ye ve Hazreti Fatıma’ya ulaştığına inanılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Zırkî veya Zırkan Beyliği’nin kurucusu olarak kabul edilen Seyyid Şeyh Hasan Zerrâkî’nin türbesi, Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Dibek köyünde bulunmaktadır. Miladi 1135 yılında burada vefat ettiği rivayet edilmektedir.</p>

<p><img alt="I M G 8775-1" class="detail-photo img-fluid" height="716" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8775-1.jpeg" width="1290" /></p>

<h3><strong>Seyyid Şeyh Hasan Zerrâkî’den Hacı Hüseyin’e Uzanan Manevi Silsile</strong></h3>

<p></p>

<p>Aile büyüklerinin anlatımlarına göre Hacı Hüseyin’in manevi soyunun da Seyyid Şeyh Hasan Zerrâkî’ye dayandığına inanılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Şeyh Hasan Zerrâkî’nin Güneydoğu Anadolu’da; özellikle Diyarbakır, Batman, Elazığ ve Mardin çevresinde etkili olduğu aktarılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Şeyh Hasan Zerrâkî’nin soyundan geldiği kabul edilen Zerikan, Zirikan veya Zerkanlı topluluğu, kökeni Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya dayanan köklü bir aşiret olarak bilinmektedir. Aşiretin hem Kurmancî hem de Zazaca konuşan kolları bulunmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Yıllar ve yüzyıllar geçtikçe aile büyümüş, yeni nesiller yetişmiş ve farklı bölgelere yayılmıştır.</p>

<p><img alt="I M G 8774" class="detail-photo img-fluid" height="711" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8774.jpeg" width="1290" /></p>

<h3><strong>Şerefka’ya Uzanan Aile Kolu</strong></h3>

<p></p>

<p>Aile anlatımlarına göre Hacı Hüseyin’in atalarından bir kol, Kulp ile Silvan arasında bulunan ve günümüzde Ünal adıyla bilinen Şerefka yerleşimine giderek burada yeni bir hayat kurmuştur. Şerefka, bugün Kulp ilçesi sınırları içerisinde bulunmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Bu aile kolundan çok sayıda ilim ehli, şeyh, halife ve tasavvuf büyüğünün yetiştiği aktarılmaktadır. Seyyid Azamuddin Hazretleri’nin soyuna dayandırılan bu kol, halk arasında “Mala Azmi” veya “Azmi Ailesi” olarak tanınmıştır.</p>

<p></p>

<p><strong>Tepe Barava’da “Mala Mehmi Hacı” adıyla bilinen ailenin de Şerefka’daki Mala Azmi soyundan geldiği ve Badıkan topluluğuna mensup olduğu ifade edilmektedir.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><img alt="I M G 8776-1" class="detail-photo img-fluid" height="711" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8776-1.jpeg" width="1290" /></p>

<h3><strong>Şerefka’dan Zokbirin’e</strong></h3>

<p>Sözlü anlatımlara göre aile, yaklaşık 1070’li yıllarda Bağdat’tan Muş bölgesine ulaştı. Daha sonra ailenin bir kolu Kulp ile Silvan arasındaki Şerefka bölgesine yerleşti. İlerleyen dönemlerde ise Hazro’nun Zokbirin köyüne göç etti.</p>

<p></p>

<p>Bugün Kırmataş adıyla bilinen Zokbirin köyünde uzun yıllar yaşayan aile, burada yeni akrabalıklar kurarak çoğaldı.</p>

<p></p>

<p><strong>Rivayetlere göre Hacı Hüseyin, yaklaşık 1824 yılında Zokbirin’de dünyaya geldi</strong>. Babasının adı Muhyeddin’di ve halk arasında “Miho” olarak tanınıyordu. Dedesi ise Mustafa’ydı.</p>

<p></p>

<p>Şerefka’dan Zokbirin’e yerleşen aile uzun süre burada yaşadı. Ancak aileler arasında yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle Miho, çocukları ve yakınlarıyla birlikte Zokbirin’den ayrılmaya karar verdi.</p>

<p></p>

<h3><strong>Bu karar, ailenin tarihinde yeni ve zorlu bir dönemin başlangıcı oldu.</strong></h3>

<p></p>

<p>Bazı insanlar yalnızca bir aileyi değil, yaşadıkları coğrafyanın hafızasını da inşa eder. Aradan yaklaşık iki asır geçmesine rağmen isimleri saygıyla anılır, hikâyeleri dilden dile aktarılır. Tepe Barava’da yaşayan Mala Mehmi Hacı ailesinin kurucusu kabul edilen Hacı Hüseyin de böyle bir şahsiyetti.</p>

<p></p>

<p>Bugün Tepe, Aluç ve Korukçu’da yaşayan çok sayıda ailenin kökleri, yaklaşık iki asır önce bu topraklara gelen Hacı Hüseyin’e uzanmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Hacı Hüseyin; inancı, adaleti, misafirperverliği, cesareti, emeği ve insanları bir arada tutan kişiliğiyle hatırlanmaktadır.</p>

<p></p>

<h3><strong>Zorlu Göç Yolunda Yaşanan Acı</strong></h3>

<p></p>

<p>1840’lı yılların başlarında Miho ve ailesi, dostluk ilişkisi içerisinde bulunduğu Oğuz Bey’in daveti üzerine Bismil’in Ambarcık köyüne doğru yola çıktı.</p>

<p></p>

<h3><strong>Ancak bu yolculuk kolay olmadı.</strong></h3>

<p></p>

<p>Aile, “Zeynika Tırka” olarak bilinen mevkiye ulaştığında eşkıyaların saldırısına uğradı. Silah sesleri dağlarda yankılandı ve ailenin genç fertlerinden biri bu saldırıda hayatını kaybetti.</p>

<p></p>

<p>O gün yalnızca bir can toprağa düşmedi. Bir annenin yüreği yandı, bir babanın omuzları çöktü. Genç Hüseyin’in çocukluğu da o gün sona erdi.</p>

<p></p>

<p>Hüseyin, yaşadığı acıyı içine gömdü. Yıllar sonra halk arasında anlatılan rivayetlere göre kardeşinin kanını yerde bırakmadı. Bu hadise, Hacı Hüseyin’in cesaretini ve ailesine bağlılığını anlatan en önemli hatıralardan biri olarak nesilden nesile aktarıldı.</p>

<p></p>

<p>Diğer kardeşi ise daha sonra Tepe’de hastalanarak genç yaşta vefat etti. Evlenemeden hayatını kaybeden bu kardeşinin mezarının bugün de Tepe’de bulunduğu anlatılmaktadır.</p>

<p></p>

<h3><strong>Ambarcık’tan Tepe Barava’ya</strong></h3>

<p>Hüseyin, Ambarcık’a geldiğinde henüz bekârdı.</p>

<p>Aile birkaç yıl Ambarcık’ta yaşadıktan sonra, 1846 yılı civarında yeni kurulmaya başlanan Tepe Barava’ya yerleşti.</p>

<p></p>

<p>Bu göç, yeni bir hayatın başlangıcıydı. Yeni bir köyün, yeni bir tarihin ve yeni bir neslin doğuşuydu.</p>

<p><img alt="I M G 8264" class="detail-photo img-fluid" height="702" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8264.jpeg" width="1289" /></p>

<h3><strong>Hüseyin’in babası Miho, Tepe’nin saygın ailelerinden Yel Ailesi’nin ağasının kızı Ayşi Hanım’ı oğluna istedi.</strong></h3>

<p></p>

<p>Hüseyin ile Ayşi Hanım’ın evliliği yalnızca iki gencin hayatını birleştirmedi. Bu evlilik, Tepe Barava’nın geleceğini şekillendirecek iki köklü aile arasında güçlü bir akrabalık bağı oluşturdu.</p>

<p></p>

<p>Hüseyin artık yalnız değildi. Omuzlarında hem ailesinin acılarla dolu geçmişi hem de kurulacak yeni yurdun geleceği vardı.</p>

<p></p>

<p>Toprağı ekip biçti, insanları bir araya getirdi. Emeğiyle tarlaları, duasıyla gönülleri bereketlendirdi.</p>

<p></p>

<p>Zamanla köy büyüdü. Yeni evler yapıldı, ocaklar tüttü ve çocuk sesleri çoğaldı.</p>

<p></p>

<p>Hacı Hüseyin’in kurduğu yuvada birer birer çocuklar dünyaya geldi.</p>

<p>⸻</p>

<p><img alt="I M G 8265" class="detail-photo img-fluid" height="850" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8265.jpeg" width="1290" /></p>

<h3><strong>Hacı Hüseyin’in Çocukları</strong></h3>

<p></p>

<p>Hacı Hüseyin ile Ayşi Hanım’ın ilk oğlu Muhammed’di. Kimse o gün dünyaya gelen bu çocuğun adının, yıllar sonra bütün ailenin ismine dönüşeceğini bilmiyordu.</p>

<p></p>

<p><strong>Muhammed’in ardından Ali ve Yusuf dünyaya geldi. Daha sonra Hedo, Medo, Emine ve Fatma doğdu.</strong></p>

<p></p>

<p>Her biri farklı bir hayat yaşayacak, bu büyük aile çınarının ayrı bir dalı olacaktı.</p>

<p></p>

<p><strong>Hacı Hüseyin daha sonraki yıllarda Savur’un Kunifir bölgesinden Fatımı Hanım ile ikinci evliliğini yaptı. Bu evlilikten Şığı,</strong> diğer adıyla Şeyhmus adında bir oğlu dünyaya geldi.</p>

<p><img alt="I M G 8175-1" class="detail-photo img-fluid" height="734" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8175-1.jpeg" width="1289" /></p>

<p>Hacı Hüseyin’in kızlarından Hedo, Avşar ailesine; Medo ise Yel ailesine gelin gitti.</p>

<p></p>

<p>Bugün Çelebi, Kahraman ve Tanrıkulu soyadlarını taşıyan bazı aile kolları, soylarını Hacı Hüseyin’in çocuklarına ve torunlarına dayandırmaktadır.</p>

<p>⸻</p>

<p><img alt="I M G 8748" class="detail-photo img-fluid" height="723" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8748.jpeg" width="1290" /></p>

<h3><strong>Mala Mehmi Hacı Ailesinin Doğuşu</strong></h3>

<p>Bir baba için en büyük servet ne altındır ne de geniş topraklardır. Gerçek servet, arkasında hayırla anılan evlatlar ve insanlara fayda sağlayan bir nesil bırakabilmektir.</p>

<p></p>

<p>Hacı Hüseyin’in çocukları ve torunları zamanla çoğaldı. Aile; Tepe, Aluç, Korukçu ve çevredeki diğer yerleşimlere yayıldı.</p>

<p></p>

<p>Ancak aileye bugün bilinen adını veren kişi, Hacı Hüseyin’in en büyük oğlu Mehmet, yani Mehemê Hacî oldu.</p>

<p></p>

<h3><strong>Aileye İsmini Veren Mehmet</strong></h3>

<p>Hacı Hüseyin’in en büyük oğlu Mehmet, halk arasındaki adıyla Mehemê Hacî, zamanla bölgenin saygın isimlerinden biri hâline geldi.</p>

<p></p>

<p>Aile bugün hâlâ onun adıyla anılmaktadır:</p>

<p></p>

<h3><strong>Mala Mehmi Hacı.</strong></h3>

<p></p>

<p>Kurmancîde “Mala Mehmi Hacı” ifadesi, “Hacı’nın oğlu Mehmet’in ailesi” veya “Hacı Mehmet’in hanesi” anlamında kullanılmaktadır.</p>

<p><img alt="I M G 8253-1" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8253-1.jpeg" width="1290" /></p>

<p><strong>Mehmet, ilk evliliğini Savur beylerinden Hamdullah Bey’in kızı Fatma Hanım ile yaptı. </strong>Mala Mehmi Hacı ailesinin tarihindeki en güçlü akrabalık bağlarından biri de bu evlilikle Savur Beyleri arasında kuruldu.</p>

<p></p>

<p>Anlatılanlara göre Savurlu Fatma Hanım; asaleti, ileri görüşlülüğü, güçlü karakteri ve aile içerisindeki dirayetiyle çocuklarının yetişmesinde önemli bir rol oynadı.</p>

<p><strong>Bu evlilikten:</strong></p>

<ul>
 <li>Ahmet Ağa,</li>
 <li>Halil Ağa,</li>
 <li>Seyri,</li>
 <li>Dırrı</li>
</ul>

<p>dünyaya geldi.</p>

<p></p>

<p><strong>Mehmet, daha sonraki yıllarda Nuri, diğer adıyla Güneş ailesinden bir hanımla ikinci evliliğini yaptı.</strong></p>

<p><strong>Bu evlilikten ise:</strong></p>

<p></p>

<ul>
 <li>Şevket,</li>
 <li>Zübeyde,</li>
 <li>Şükrü,</li>
 <li>Sosun</li>
</ul>

<p>dünyaya geldi.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong>Sosun Çelebi ve Yaşar Ailesi</strong></p>

<p>Sosun Çelebi, Reşat Yaşar ile evlendi. Bu evlilikten Abdulezel, Naile ve Yusuf Ziya Yaşar adlarında üç çocuk dünyaya geldi.</p>

<p>⸻</p>

<p><img alt="I M G 8749" class="detail-photo img-fluid" height="718" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8749.jpeg" width="1290" /></p>

<p><strong>Şevket Çelebi ve Çocukları</strong></p>

<p>Hacı Hüseyin’in torunu ve Mehmet’in oğlu Şevket Çelebi, 1892 yılında doğdu. 1962 yılında, 70 yaşında vefat etti.</p>

<p></p>

<p>Şevket Çelebi’nin ilk eşi, Meterili ailesinden Zübeyde Hanım’dı. Zübeyde Hanım 1900 yılında doğmuş, 1998 yılında 98 yaşında vefat etmiştir.</p>

<p></p>

<p>Şevket Çelebi’nin ikinci eşi ise Kızılkaya ailesinden Neslihan Hanım’dı.</p>

<p></p>

<p><strong>Şevket Çelebi ile Zübeyde Hanım’ın evliliğinden:</strong></p>

<p></p>

<ul>
 <li>Mehmet Hamdin,</li>
 <li>Mehmet Sakıp,</li>
 <li>Azize,</li>
 <li>Fikri,</li>
 <li>Hüseyin,</li>
 <li>Fatma,</li>
 <li>Halim (Halime)</li>
</ul>

<p>dünyaya geldi.</p>

<p></p>

<p><strong>En küçük kız çocuğu Halime Çelebi</strong>, 1943 yılında doğdu. Güzel ahlakı, edepli kişiliği ve mütevazı yaşamıyla ailesi tarafından daima hayırla anıldı. 2002 yılında, 59 yaşında Hakk’ın rahmetine kavuştu.</p>

<p></p>

<p><strong>Şevket Çelebi’nin Neslihan Hanım ile evliliğinden</strong> ise yalnızca Mehmet Nevzat Çelebi dünyaya geldi.</p>

<p></p>

<p>Mehmet Nevzat Çelebi, 1933 yılında doğdu ve 2018 yılında, 85 yaşında Hakk’ın rahmetine kavuştu.</p>

<p></p>

<p>Mehmet Nevzat Çelebi, Çöltepe köyünden Sakine Hanım ile evlendi. Bu evlilikten dünyaya gelen çocuklarının en büyüğü Zübeyde, Erkeklerde Şevket idi</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<h3><strong>Şükrü Çelebi ve Ailesi</strong></h3>

<p></p>

<p>Hacı Hüseyin’in torunu ve Mehmet’in oğlu Şükrü Çelebi, 1901 yılında dünyaya geldi. 1954 yılında, 53 yaşında vefat etti.</p>

<p></p>

<p>Şükrü Çelebi, Süleyman ve Asya’nın kızı Sevê ile evlendi. Sevê, 1896 yılında doğmuş, 1957 yılında 61 yaşında vefat etmiştir. Nüfus kayıtlarında babasının adı Süleyman, annesinin adı ise Asya olarak yer almaktadır.</p>

<p></p>

<p>Aile büyüklerinden aktarılan bilgilere göre Sevê’nin annesi, Savur Beyleri olarak bilinen köklü bir aileye mensuptu. Bu nedenle Sevê’nin de anne tarafından Savur Beyleri soyundan geldiği ifade edilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Yine aile anlatımlarına göre Sevê’nin kardeşi Sabri ile Ahmet Ağa teyze çocuklarıydı. Sabri ile Ahmet Ağa’nın annelerinin Savur Beyleri soyundan geldikleri ve bu nedenle iki ailenin anne tarafından akraba olduğu anlatılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Sabri’nin çocukları arasında Asiye Bulut, Heno, Hüsna, Neso ve diğer kardeşler bulunmaktaydı.</p>

<p></p>

<h3><strong>Şükrü Çelebi ile Sevê’nin evliliğinden:</strong></h3>

<ul>
 <li>Tenzile Akar,</li>
 <li>İbrahim Çelebi,</li>
 <li>Sabia Kalkan,</li>
 <li>Makbule,</li>
 <li>Mehmet Emin Çelebi</li>
</ul>

<p>dünyaya geldi.</p>

<p></p>

<h3><strong>İbrahim Çelebi’nin Ailesi</strong></h3>

<p>Şükrü Çelebi’nin oğlu İbrahim Çelebi, hayatı boyunca üç evlilik yaptı.</p>

<p></p>

<p>İlk evliliğini Merdan köyünden Hevî Özer ile gerçekleştirdi. Bu evlilikten İlmîye Tanrıkulu ile Mahmut Çelebi dünyaya geldi.</p>

<p></p>

<p>Daha sonra Hüsna ile evlendi. Bu evlilik boşanmayla sonuçlandı.</p>

<p>İbrahim Çelebi, üçüncü evliliğini ise Hüsna’nın kız kardeşi, Sabri’nin torunu ve Neso’nun kızı Belkize Hanım ile yaptı.</p>

<p></p>

<p>İbrahim Çelebi’nin ilk evliliğinden dünyaya gelen en büyük oğlu Mahmut’tu. Üçüncü evliliğinden dünyaya gelen en büyük Miyaset, Meki ve Şahin Çelebi’ydi.</p>

<p></p>

<p>Polis memuru olan Meki Çelebi’nin genç yaşta vefat etmesi, İbrahim Çelebi ile eşi Belkize Hanım’ın hayatında derin bir kırılma noktası oldu.</p>

<p></p>

<p>Aile büyüklerinin sözlü anlatımlarında Sabri’nin annesinin Savur Beyleri soyuna mensup olduğu belirtilmektedir. Ayrıca Sevê ile Sabri’nin, Süleyman ve Asya’nın çocukları olduğu ifade edilmektedir.</p>

<p></p>

<h3><strong>Ahmet Ağa ile Halil Ağa’nın da Sabri’nin teyze çocukları olduğu aktarılmaktadır.</strong></h3>

<p></p>

<p>Aile bağlarının güçlü olduğu o yıllarda akrabalık, yalnızca aynı soydan gelmek değil; sevinci ve acıyı birlikte paylaşmak anlamına geliyordu.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<h3><strong>Asiye, Abdulgafur ve Hamdullah Çelebi</strong></h3>

<p>Sabri’nin kızı Asiye, ilk evliliğini Halil Çelebi’nin oğlu Abdulgafur Çelebi ile yaptı. Bu evlilikten Hamdullah Çelebi dünyaya geldi.</p>

<p></p>

<p>Ancak mutlulukları uzun sürmedi. Abdulgafur Çelebi, henüz 19 yaşındayken vefat etti.</p>

<p>Asiye, daha sonra Abdülhamit Bulut ile evlenerek hayatına devam etti.</p>

<p></p>

<p>Asiye ile Abdulgafur Çelebi’nin oğlu Hamdullah Çelebi; çalışkanlığı, ileri görüşlülüğü, cesareti ve ticaretteki başarısıyla tanınan, çevresinde sevilen ve saygı duyulan bir isimdi.</p>

<p></p>

<p><strong>Ailesinin büyük umut bağladığı Hamdullah Çelebi</strong>, ne yazık ki 1975 yılında Tepe Nahiyesi’nde yaşanan talihsiz bir kavga sırasında hayatını kaybetti.</p>

<p></p>

<p>Genç yaşta toprağa verilen Hamdullah’ın vefatı; yalnızca annesi Asiye için değil, Halil Ağa’nın ailesi ve Mehmet soyunun tamamı için derin bir kırılma oldu. Bu acı, aile meclislerinde uzun yıllar hüzünle anıldı.</p>

<h3><strong>1985 Aluç Olayı</strong></h3>

<p>Kader, aileyi yıllar sonra bir kez daha ağır bir imtihanla karşı karşıya bıraktı.</p>

<p></p>

<p><strong>1985 yılında Aluç köyünde yaşanan kanlı bir kavga, </strong>eski acıları yeniden tazeledi. Olayda Halil Ağa’nın torunları ve Mustafa Çelebi’nin çocukları olan 24 yaşındaki Cemal Çelebi ile 21 yaşındaki Eşref Çelebi hayatını kaybetti. Karşı taraftan da iki genç yaşamını yitirdi.</p>

<p>Dört gencin aynı olayda toprağa verilmesi, yalnızca iki aileyi değil, bütün bölgeyi derin bir yasa boğdu. O gün dökülen gözyaşları, yıllar boyunca dillerden düşmeyen acı hatıralara dönüştü.</p>

<p></p>

<p>1975 yılında Tepe Nahiyesi’nde Hamdullah Çelebi’nin, 1985 yılında ise Aluç köyünde dört gencin hayatını kaybettiği hadiseler, Mehmet ailesinin tarihinde unutulmayacak iki büyük kırılma noktası olarak yer aldı.</p>

<p></p>

<p>Ancak zamanla sağduyu galip geldi. Bölgenin saygın şeyhleri, kanaat önderleri ve aile büyüklerinin uzun süren gayretleri sonucunda taraflar bir araya getirildi ve barış sağlandı.</p>

<p></p>

<p>Böylece yıllarca yüreklerde taşınan kin ve kırgınlıkların yerini yeniden kardeşlik ve huzur aldı.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<h3><strong>Seyri Hanım: Korukçu’nun Unutulmayan Gelini</strong></h3>

<p>Büyüklerimizin anlattığına göre Hacı Hüseyin’in torunu, Mehmet ile Savurlu Fatma Hanım’ın kızı olan Seyri Hanım, Mala Mehmi Hacı ailesinin hafızasında iz bırakan kadınlardan biriydi.</p>

<p><img alt="I M G 8745" class="detail-photo img-fluid" height="706" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8745.jpeg" width="1290" /></p>

<p>Nüfus kayıtlarında “Seyran” adıyla geçen Seyri Hanım’ın babası Mehmet, annesi ise Savurlu Fatma Hanım’dır.</p>

<p></p>

<p>1881 yılında dünyaya gelen Seyri Hanım, 1948 yılında Korukçu köyünde 67 yaşında vefat etti. Hasan Efendinin oğlu, Süleyman Vural ile evlenerek Korukçu köyüne gelin gitti ve hayatının büyük bölümünü burada geçirdi.</p>

<p></p>

<p>Ancak Seyri Hanım’ın hikâyesi yalnızca bir gelin olarak yeni bir yuvaya gitmekten ibaret değildir. Büyüklerimiz onu; aklı, cesareti, dirayeti ve güçlü iradesiyle hatırlardı.</p>

<p></p>

<p>Gittiği Korukçu köyünde kısa sürede söz sahibi olmuş, birçok konuda fikrine başvurulan ve sözü dinlenen bir şahsiyet hâline gelmiştir.</p>

<p></p>

<p>Anlatılanlara göre köyde yaşanan birçok meselede sağduyulu tavrı ve isabetli kararlarıyla öne çıkardı. İnsanlar onun adaletine güvenir, önemli aile meselelerinde görüşünü almadan karar vermemeye özen gösterirdi.</p>

<p></p>

<p>Bu nedenle Korukçu’da yalnızca bir gelin değil, ailesini ve çevresini yönlendiren güçlü bir hanımefendi olarak tanındı.</p>

<p></p>

<p><strong>Seyri (Seyran) Vural</strong></p>

<ul>
</ul>

<h3><strong>Seyri (Seyran) Hanım’ın;</strong></h3>

<ul>
 <li><strong>Necip</strong></li>
 <li><strong>Edip</strong></li>
 <li><strong>Hatun (Hatı)</strong></li>
 <li><strong>Hüsna</strong></li>
</ul>

<p><strong>olmak üzere 2 erkek ve 2 kızı olmuştur.</strong></p>

<p><strong>Seyri’nın kızı, Hatun (Hatı), Said-i Müftü’nün (Said Oral) annesidir.</strong></p>

<ul>
 <li><strong>Hüsna ise Bahri Tanrıkulu (Koğuk) ile evlenmiştir</strong>.</li>
</ul>

<p><strong>Seyri Hanım’ın torunu, Necip’ın kızı Gülistan (Güli), Ofi köyüne gelin gitti. Hüseyin Karaaslan ile evlendi. </strong></p>

<p></p>

<p><strong>Seyri’nın oğlu olan, Necim’in çocukları ise</strong> Selahattin, Ali, Güle, Xeco, Naciye, Zeynep ve Hacı Mehmet Vural’dır.</p>

<p>Necim’in çocuklarından;</p>

<ul>
 <li>Güle, Ofi Köyü’nden Hüseyin Karaaslan ile evlendi.</li>
 <li>Xeco, Muzaffer Arslan ile evlendi.</li>
 <li>Naciye, Kurmuşlu (Gundık) Köyü’nden Fethi Atay ile evlendi.</li>
 <li>Zeynep, amcasının oğlu Feysel ile evlendi.</li>
</ul>

<p>Ailenin bir diğer ferdi olan Edip Yamaner, Feysel’in oğlu olup, adını dedesi Edip’ten almıştır.</p>

<p><strong>Seyri (Seyran) Vural, Kanaat Önderleri Derneği Başkanı Hasan Vural’ın büyük ninesidir.</strong></p>

<p><strong>Seyri Hanım’ın yardımseverliği de dilden dile anlatılırdı. Yakınlarını, yeğenlerini ve ihtiyaç sahibi akrabalarını hiçbir zaman yalnız bırakmaz, elinden geldiğince herkese destek olurdu.</strong></p>

<p></p>

<p>Hem doğup büyüdüğü Mala Mehmi Hacı ailesiyle hem de gelin gittiği Vural ailesi arasında güçlü bağların kurulmasına vesile oldu. İki aile arasındaki sevgi ve dayanışmanın güçlenmesinde önemli bir rol üstlendi.</p>

<p></p>

<p>Bu nedenle aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen Seyri Hanım’ın adı hâlâ Korukçu’da saygıyla anılmakta, aklı ve cesareti yeni nesillere örnek gösterilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Aile büyükleri, “Seyri Hanım’ın hayatı başlı başına bir kitaba sığacak kadar zengindi.” sözleriyle onu yâd etmektedir.</p>

<p></p>

<p>Onun yaşamı, yalnızca bir kadının hikâyesi değil; dirayetli, ileri görüşlü ve ailesine adanmış Anadolu kadınlarının unutulmayan hayatlarından biri olarak nesilden nesile aktarılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<h3><strong>Tepe Barava’nın Ağası Ahmet Ağa</strong></h3>

<p>Büyüklerimizin anlattığına göre Ahmet Ağa, Hacı Hüseyin’in torunu ve Mehmet’in en büyük oğluydu.</p>

<p><img alt="I M G 6728" class="detail-photo img-fluid" height="1399" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-6728.png" width="1124" /></p>

<p>Mala Mehmi Hacı ailesinin önde gelen isimlerinden biri olan Ahmet Ağa, yalnızca kendi ailesinin değil, bütün Tepe Barava’nın sözü geçen, güven duyulan ve hürmet edilen kanaat önderlerinden biri olarak hafızalarda yer edinmiştir.</p>

<p></p>

<p>Nüfus kayıtlarında Ahmet Çelebi’nin babasının Mehmet, annesinin ise Fatma olduğu görülmektedir. 1883 yılında Beşiri’de doğan Ahmet Ağa, 1959 yılında 76 yaşında vefat etti.</p>

<p></p>

<h3><strong>Ahmet Ağa; Fatma, Atiye ve Güli Hanım olmak üzere üç evlilik yaptı.</strong></h3>

<p></p>

<p>Ahmet Ağa ile Fatma (Akaydın) Hanım’ın Çocukları</p>

<p>Ahmet Ağa’nın Fatma Hanım ile evliliğinden:</p>

<p></p>

<ul>
 <li>Musa Cudi</li>
 <li>Aişe,</li>
 <li>Galip Çelebi</li>
</ul>

<p>dünyaya geldi.</p>

<p>Musa Cudi ve Aişe genç yaşta vefat etti.</p>

<p></p>

<h3><strong>Ahmet Ağa ile Atiye (Mardin) Hanım’ın Çocukları</strong></h3>

<p>Ahmet Ağa’nın Mardinli Atiye Hanım ile evliliğinden:</p>

<ul>
 <li>Hace, (Subhiye )</li>
 <li>Naciye</li>
</ul>

<p>dünyaya geldi.</p>

<p>Hace, (Subhiye ) Mardin’de Kaya ailesine gelin gitti<br />
Naciye Ata ailesine gelin gitti Mele Cevat Ata’nın annesidir.</p>

<p></p>

<h3><strong>Ahmet Ağa ile Güli Hanım’ın Çocukları</strong></h3>

<p>Ahmet Ağa’nın üçüncü eşi Güli Hanım, Aluç köyünde yaşayan Hristiyan Mikru ile Hatem’in kızıydı. Güli sarışın ve kırmızıya yakın güzel bir kızdı.</p>

<p>Bu evlilikten:</p>

<ul>
 <li>Zahide,</li>
 <li>Arife,</li>
 <li>Nafi,</li>
 <li>Hulusi Çelebi</li>
</ul>

<p>dünyaya geldi.</p>

<p>Zahide, Merdan köyünden Osman Merdanoğlu ile evlendi. Arife genç yaşta vefat etti. Nafi Hanım ise Aluçlu Mehmet’in annesiydi.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<h3><strong>Galip Çelebi ve Ailesi</strong></h3>

<p>Mehmet’in torunu, Ahmet Ağa ile Fatma Hanım’ın oğlu Galip Çelebi, 1925 yılında doğdu. 2012 yılında, 87 yaşında vefat etti.</p>

<p></p>

<p><strong>Galip Çelebi ilk evliliğini Zahide Aktay ile yaptı</strong>.</p>

<p></p>

<p>Aile anlatımlarında Zahide Hanım; akıllı, yönetici ruhlu ve ticari kabiliyeti güçlü bir kadın olarak tanımlanmaktadır. Sarışın ve uzun boylu olduğu ifade edilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Zahide Hanım’ın annesi Kumru’nun, Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Kafkasya’dan göç ederek Patnos’a, ardından Mardin Sürgücü (Avina) köyüne ve daha sonra Tepe’ye yerleştiği aktarılmaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>Zahide Aktay Hanım, Tepe’de Galip Çelebi ile evlendi. Bu evlilikten:</strong></p>

<ul>
 <li>Cafer,</li>
 <li>Mehmet,</li>
 <li>Ömer,</li>
 <li>Enver,</li>
 <li>İhsan,</li>
 <li>Halil, diğer adıyla Haşim,</li>
 <li>Ramazan</li>
 <li>Fikriya</li>
</ul>

<p>dünyaya geldi.</p>

<p>Fikriya kız çocuk küçük yaşta vefat etti</p>

<p><i>Bu metni kaleme alan Musa Çelebi’nin babası Mehmet Çelebi’dir.</i></p>

<p>Aile anlatımlarına göre Mala Mehmi Hacı ailesi içerisinde eğitim görerek çeşitli mesleklerde ve görevlerde önemli yerlere gelenlerin büyük bir kısmı Zahide Hanım’ın çocukları ve torunları arasından yetişmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>Galip Çelebi ikinci evliliğini Tepe’den Humut Güneş’in kızı Halime Hanım ile yaptı.</strong></p>

<p>Bu evlilikten:</p>

<ul>
 <li>Ahmet,</li>
 <li>Fatma,</li>
 <li>Arife,</li>
 <li>Sosin</li>
</ul>

<p>dünyaya geldi.</p>

<p>Ahmet Çelebi, ilerleyen yıllarda Tepe Belediye Başkanlığı görevinde bulundu. Arife ve Sosin ise evlenmeden genç yaşta vefat etti.</p>

<p></p>

<p><strong>Galip Çelebi üçüncü evliliğini Arapkent köyünden, Kutluay ailesine mensup Şemşihan Hanım ile yaptı.</strong></p>

<p>Bu evlilikten:</p>

<ul>
 <li>Ayşe</li>
 <li>Hikmet,</li>
 <li>Emine,</li>
 <li>Sedat,</li>
 <li>Zübeyde,</li>
 <li>Vedat,</li>
 <li>Mercan,</li>
 <li>Faruk</li>
</ul>

<p>dünyaya geldi.</p>

<p></p>

<p>Hacı Galip Çelebi’nin üç eşi de dinine bağlı kadınlardı ve hac ibadetini yerine getirmişlerdi.</p>

<p>⸻</p>

<h3><strong>Hulusi Çelebi ve Ailesi</strong></h3>

<p>Mehmet’in torunu, Ahmet Ağa ile Güli Hanım’ın oğlu Hulusi Çelebi, 1931 yılında doğdu. 2020 yılında, 89 yaşında vefat etti.</p>

<p></p>

<h3><strong>Hulusi Çelebi, Vesile Hanım ile evlendi.</strong></h3>

<p>Bu evlilikten:</p>

<ul>
 <li>Arabı,</li>
 <li>Münür,</li>
 <li>Arap,</li>
 <li>Gülistan, kısa adıyla Gülçin,</li>
 <li>Mahmut,</li>
 <li>Remzi Çelebi</li>
 <li>Atiye</li>
</ul>

<p>dünyaya geldi.</p>

<p>Arabı Hanım, Cemal Gündüz ile evlendi.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<h3><strong>Ahmet Ağa’nın Köydeki Yeri</strong></h3>

<p>Rivayetlere göre Ahmet Ağa, yaklaşık yarım asır boyunca köyün hem ağalığını hem de muhtarlığını yürüttü.</p>

<p></p>

<p>O yıllarda Tepe Barava’da ağalık yalnızca bir unvan değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluktu. Köyde önemli sayılan hiçbir mesele Ahmet Ağa’nın bilgisi ve görüşü alınmadan karara bağlanmazdı.</p>

<p></p>

<p>Özellikle evliliklerde, gelenek gereği bir aile kız istemeye gitmeden önce durumu Ahmet Ağa’ya bildirirdi. Ağanın uygun görmesi ve hayır duasını vermesinden sonra kız evine gidilir, isteme merasimi gerçekleştirilirdi.</p>

<p></p>

<p>Bu gelenek, köyde birlik ve toplumsal düzenin korunmasının önemli unsurlarından biri olarak kabul edilirdi.</p>

<p></p>

<p>Ahmet Ağa’nın devletle olan ilişkileri de güçlüydü. Devlete bağlılığı ve resmî makamlarla kurduğu güvene dayalı ilişki, hem köy halkı hem de idareciler tarafından takdir edilirdi.</p>

<p></p>

<p>Dönemin askerî birlikleri ve mülkî idare amirleri Tepe Barava’ya geldiklerinde çoğu zaman Ahmet Ağa’nın konağında misafir edilirdi.</p>

<p></p>

<p>Konağın alt katında büyük ahırlar bulunur, üst katı ise misafirlerin konaklaması ve toplantıların yapılması için kullanılırdı.</p>

<p></p>

<p>Bu konak yalnızca bir aile evi değil; köyün misafirhanesi, istişare mekânı ve adeta yönetim merkeziydi.</p>

<p></p>

<p>Ahmet Ağa’nın kapısı hiçbir zaman kapanmazdı. Kapısına gelen hiç kimse geri çevrilmez, misafirler en güzel şekilde ağırlanırdı.</p>

<p></p>

<h3><strong>Barava’nın 33 Köyü ve Dayanışma Geleneği</strong></h3>

<p>Büyüklerimizin anlattığına göre Barava bölgesinin merkezi Tepe’ydi.</p>

<p></p>

<p>O dönemde Barava’ya bağlı 33 köy, aralarında yaptıkları sözlü ahit gereğince birlik ve dayanışma içinde hareket ederdi. Köylerden biri bir saldırıya uğradığında veya bir çatışmayla karşı karşıya kaldığında, ilk haber Tepe’de bulunan Barava karargâhına ulaştırılırdı.</p>

<p></p>

<p>Kararlar istişare ile alınır, Tepe’deki aile büyükleri bir araya gelerek nasıl hareket edileceğine birlikte karar verirdi. Ardından ihtiyaç duyulan köye destek olmak amacıyla bütün aileler omuz omuza harekete geçerdi.</p>

<p></p>

<p>Mehmet’in oğlu Ahmet Ağa da bu istişare meclisinin önde gelen isimlerinden biriydi.</p>

<p></p>

<p>Onun için liderlik yalnızca söz söylemek değil; en önde yürümek, gerektiğinde canını ortaya koyarak halkını korumaktı.</p>

<p></p>

<p><strong>Aile büyüklerinin anlattığına göre köylerden birinde yaşanan çatışma sırasında Ahmet Ağa, Hacı Abdülhamit Sümer ve Barava’nın diğer ailelerinden birçok kişi yardıma gitmişti.</strong></p>

<p></p>

<p>Çatışmanın en sıcak anlarından birinde karşı taraftan silahını doğrultan bir kişi Ahmet Ağa’yı hedef aldı. O kritik anda Hacı Abdülhamit Sümer hiç tereddüt etmeden öne atılarak Ahmet Ağa’nın hayatını kurtardı.</p>

<p></p>

<p>Bu fedakârlık, yalnızca bir insanı ölümden kurtarmak değil; dostluğun, vefanın ve kardeşliğin en anlamlı örneklerinden biri olarak hafızalara kazındı.</p>

<p></p>

<p>İşte Tepe Barava’nın ruhu buydu. Aynı toprağı paylaşan insanlar zor günlerde birbirlerini yalnız bırakmaz, sevinçte olduğu gibi acıda da tek yürek olurlardı.</p>

<p></p>

<p>Birlik ve beraberlik, onlar için yalnızca söylenen bir söz değil, gerektiğinde can pahasına yaşatılan bir değerdi.</p>

<p></p>

<p>İleri görüşlü, vakur ve sağduyulu bir kişiliğe sahip olduğu anlatılan Ahmet Ağa, Tepe Barava’da uzun yıllar huzur ve düzenin korunmasına önemli katkılarda bulundu.</p>

<p></p>

<h3><strong>Çelebi Soyadının Bölgede Yaygınlaşması</strong></h3>

<p></p>

<p>Bölgede kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü anlatımlara göre 1934 yılında Soyadı Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından, Barava bölgesindeki birçok köyde “Çelebi” soyadının yaygınlaşmasında Ahmet Ağa’nın, yani Ahmedê Mihemed’in önemli bir etkisi olmuştur.</p>

<p></p>

<p>Rivayete göre nüfus memurları soyadı kayıtlarını yapmak üzere köylere geldiklerinde, birçok yerleşim yerinde önce Ahmet Ağa’nın hangi soyadını aldığını öğrenmişlerdir.</p>

<p></p>

<p>Onun “Çelebi” soyadını tercih ettiğini gören veya öğrenen pek çok aile de aynı soyadını benimsemiştir.</p>

<p></p>

<p>Bu nedenle Barava bölgesindeki çok sayıda köyde Çelebi soyadının yaygınlaşmasının temel sebeplerinden birinin Ahmet Ağa’nın bölgedeki itibarı olduğu ifade edilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Onun başlattığı topluma hizmet anlayışı sonraki kuşaklarda da devam etti.</p>

<p></p>

<p>Ahmet Ağa’nın torunlarından Hacı Ahmet Çelebi, 1999 ve 2009 yerel seçimlerinde iki dönem Tepe Belediye Başkanlığı görevinde bulunarak dedesinden devraldığı hizmet geleneğini sürdürdü.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<h3><strong>Halil Ağa: Cesaretin ve Sadakatin Adı</strong></h3>

<p></p>

<p>Halil Ağa, Mehmet’in oğlu ve Hacı Hüseyin’in torunuydu. Cesareti ve mücadeleci kişiliğiyle tanındı.</p>

<p></p>

<p>Nüfus kayıtlarına göre Halil Ağa, 1884 yılında Beşiri’de doğdu. 1938 yılında, 54 yaşında vefat etti.</p>

<p></p>

<p>Nüfus kayıtlarında annesinin adı Ayşe olarak yer alsa da aile büyüklerinin anlatımlarında annesinin Savurlu Fatma Hanım olduğu ifade edilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Halil Ağa; Hadice Yaşar, Zeru Doğru ve Zübeyde Özaydın olmak üzere üç evlilik yaptı.</p>

<p></p>

<p>Hadice Hanım’dan Mustafa Çelebi, Zeru Hanım’dan Fatma ve Mehmet Ali Çelebi, Zübeyde Hanım’dan ise Abdulgafur ve Kadriye Çelebi dünyaya geldi.</p>

<p><img alt="I M G 8700" class="detail-photo img-fluid" height="1668" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8700.jpeg" width="1290" /></p>

<p>Fotoğraf; Mustafa Çelebi (Gerçek)<br />
Mustafa Çelebi 1917 yılında doğdu, 1993 yılında vefat etti. Mustafa Çelebi en büyük Fatma (Çalın) Karacık köyüne gelin gitti. En büyük Hikmet Çelebi’dir.</p>

<p></p>

<p>Mehmet Ali Çelebi ise 1928 yılında doğdu, 2006 yılında vefat etti. Şevket’ın Kızı Halime ile evlendi. Mehmet Ali ÇelebI en büyük oğlu Mehmet Salıh Çelebi’dir.</p>

<p><img alt="I M G 8794" class="detail-photo img-fluid" height="1085" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8794.jpeg" width="1100" /></p>

<p>Halil Ağa’nın diğer oğlu Mehmet Ali Çelebi (Gerçek foto)</p>

<p>Halil Ağa, ağabeyi Ahmet Ağa’nın en büyük destekçilerinden biri oldu. Tepe’nin ve ailesinin güvenliği söz konusu olduğunda her zaman en önde yürüdü.</p>

<p></p>

<p>Korkusuzluğu, ailesine olan bağlılığı ve haksızlık karşısındaki tavrı, bugün bile aile büyüklerinin sohbetlerinde anlatılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<h3><strong>Zübeyde Hanım: Güzelliği, Cesareti ve Dirayetiyle Hatırlanan Bir Bey Kızı</strong></h3>

<p></p>

<p>Tepe Barava’nın yaşlılarının anlattıkları arasında adı en çok geçen kadınlardan biri de Mehmet’in kızı Zübeyde Hanım’dır.</p>

<p></p>

<p>Hacı Hüseyin’in torunu Mehmet (Mehmi hacı) Güneş ailesinde Nurıye’nin evladı olan Zübeyde Hanım, yalnızca ailesinin değil, bölgenin hafızasında da iz bırakmış bir isim olarak anlatılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Onu görenlerin tarifine göre Zübeyde Hanım; uzun saçları, beyaz ve pürüzsüz teni, iri gözleri ve vakur duruşuyla dikkat çeken, güzelliği dillere destan bir hanımefendiydi.</p>

<p></p>

<p>Ancak büyüklerimiz, onun güzelliğinden önce aklını, cesaretini ve güçlü karakterini anlatırlardı.</p>

<p>Rivayete göre Meteri köyünün ileri gelenlerinden Arif Bey, Tepe Barava’da yaşayan Zübeyde Hanım’ın güzelliğini ve asaletini duymuş, onunla evlenmek istemişti.</p>

<p></p>

<p>Ancak Mehmet ailesinin bu evliliğe razı olmayacağını düşündüğünden, dönemin yaygın uygulamalarından biri olan kız kaçırma yoluna başvurdu ve <strong>Zübeyde Hanım’ı kaçırdı.</strong></p>

<p></p>

<p>Bu olay iki aile arasında büyük bir gerginliğe yol açtı.</p>

<p></p>

<p>Husumetin büyümemesi ve kan dökülmemesi için Meterili Arif Bey, Barava’nın saygın âlimlerini ve kanaat önderlerini aracı olarak gönderdi. Katırlarla taşınan silahlar ve değerli hediyeler de iyi niyet göstergesi olarak barış heyetine eşlik etti.</p>

<p></p>

<p>Barış teklifini değerlendirmek üzere Mehmet’in oğulları Ahmet Ağa, Şükrü, Şevket ve Halil Ağa aile meclisini topladı.</p>

<p></p>

<p>Yapılan görüşmeler sırasında arabulucular, Arif Bey’in Zübeyde isimli kızının da berdel olarak Mehmet ailesine verileceğini bildirdi.</p>

<p></p>

<p>Anlatılanlara göre Ahmet Ağa, Şükrü ve Şevket bu teklifi uygun bulurken Halil Ağa karşı çıktı. Ancak aile meclisinde çoğunluğun görüşü benimsendi.</p>

<p></p>

<p>Bunun üzerine Meterili Arif Bey’in kızı Zübeyde, Şevket Ağa ile evlendirildi ve iki aile arasındaki kırgınlık sona erdi.</p>

<p></p>

<p>Zübeyde Hanım ile Arif Bey’in evliliğinden bir kız çocuğu dünyaya geldi. Ancak çocuk, küçük yaşta yakalandığı hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Bu acı kayıp, Zübeyde Hanım’ın hayatında derin bir iz bıraktı.</p>

<p></p>

<p><strong>Yıllar sonra Arif Bey’in vefatıyla yeniden yalnız kalan Zübeyde Hanım’ın hayatı bir kez daha değişti.</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Aile büyüklerinin anlattığına göre bu kez Teyfiyi İsa, Halil Ağa’nın onayıyla Zübeyde Hanım’ı yanına aldı.</strong></p>

<p></p>

<p>O dönemde Barava çevresinde yaşanan çatışmalar nedeniyle Teyfiyi İsa Suriye tarafına geçti. Rivayetlere göre bölgede güçlü ve nüfuzlu bir isimdi. Ancak bir gün davet edildiği ziyafet sırasında düzenlenen suikast sonucu hayatını kaybetti.</p>

<p></p>

<p>Zübeyde Hanım ikinci kez dul kaldığında büyük bir metanet gösterdi. Yanında bulunan altınlarını kaybetmemek için hepsini tek tek kürkünün astarına dikti.</p>

<p></p>

<p>Daha sonra Suriye’den Irak tarafına geçti. Burada karşılaştığı bazı peşmergelere para vererek Tepe Barava’ya gitmelerini istedi. Ağabeyleri Ahmet Ağa ile Halil Ağa’ya haber ulaştırmalarını ve gelip kendisini almalarını rica etti.</p>

<p></p>

<p><strong>Peşmergeler Bismil üzerinden Tepe Barava’ya ulaşarak haberi ilettiler.</strong></p>

<p></p>

<p>Bunun üzerine Ahmet Ağa vakit kaybetmeden güvendiği adamlarla birlikte yola çıktı ve kız kardeşini ve kız çocuğu Suat’ı güvenli bir şekilde baba ocağına getirdi.</p>

<h3><strong>ZÜBEYDE HANIM VE TEYFİYİ İSA’DAN SUAT ADINDA KIZI DOĞMUŞ</strong></h3>

<h3><strong>ZÜBEYDE HANIM DAHA SONRA ABDURRAHMAN SÜMER İLE EVLENİYOR</strong></h3>

<p>Zübeyde Hanım daha sonra Tepe’de Hacı Abdurrahman Sümer ile evlendi.</p>

<p></p>

<p><img alt="I M G 8251-2" class="detail-photo img-fluid" height="653" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8251-2.jpeg" width="1290" /></p>

<p>⸻</p>

<h3><strong>Hacı Hüseyin’in Diğer Çocukları ve Soyları</strong></h3>

<p></p>

<p><strong>Hacı Hüseyin ile Tanrıkulu Ailesi Arasında Kurulan Akrabalık Bağları</strong></p>

<p></p>

<p>Aile büyüklerinin anlattıklarına göre Hacı Hüseyin ile Tanrıkulu ailesi arasındaki akrabalık bağı, Hacı Hüseyin’in Tepe’ye yerleştiği yıllara kadar uzanmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Bu bağ yalnızca yapılan evliliklerle değil; yıllar boyunca sürdürülen güven, dayanışma, karşılıklı hürmet ve dostlukla daha da güçlenmiştir.</p>

<p></p>

<p>Rivayete göre Ali Tanrıkulu, yaklaşık 1860’lı yıllarda Tepe’ye yerleşti. O dönemde Hasan adında bir oğlu ve Ayşo adında bir kızı vardı.</p>

<p></p>

<p>Zamanla iki aile arasında kurulan dostluk akrabalığa dönüştü.</p>

<p></p>

<p>Ali Tanrıkulu’nun oğlu Hasan Tanrıkulu, Hacı Hüseyin’in oğlu Şığı’nın kızı Emine ile evlendi.</p>

<p><strong>Bu evlilikten:</strong></p>

<ul>
 <li>Ali,</li>
 <li>Halime,</li>
 <li>Süleyman,</li>
 <li>Mehmet Selim</li>
</ul>

<p>dünyaya geldi.</p>

<p></p>

<p>Yıllar sonra Halime, Hacı Hüseyin’in oğlu Ali’nin oğlu Halit ile evlendi. Böylece iki aile arasındaki akrabalık bağı yeniden kuvvetlendi.</p>

<p></p>

<p><strong>Tanrıkulu ailesi ile Hacı Hüseyin soyu arasındaki bağlar bununla da sınırlı kalmadı.</strong></p>

<p></p>

<p>Ali Tanrıkulu’nun kızı Ayşo, Hacı Hüseyin’in oğlu Yusuf ile evlendi. Bu evlilikten, daha sonra Korukçu’nun bilge ismi olarak tanınacak olan Emin Keya dünyaya geldi.</p>

<p></p>

<p>Bu köklü bağ sonraki nesillerde de devam etti.</p>

<p></p>

<p>Hacı Hüseyin’in torunu Tahir’in kızı Asya, diğer adıyla Aso, Hasan Tanrıkulu ile Emine’nin oğlu Ali ile evlenerek iki aileyi yeniden aynı çatı altında buluşturdu.</p>

<p></p>

<p>Sonraki yıllarda da iki aile arasında birçok evlilik gerçekleşti. Kız alıp verme geleneği nesiller boyunca devam ederek akrabalık bağlarını daha da güçlendirdi.</p>

<p></p>

<p>Bu evlilikler yalnızca iki insanın hayatını birleştirmedi. Aynı zamanda iki köklü ailenin kaderini, sevinçlerini ve hüzünlerini ortak hâle getirdi.</p>

<p></p>

<p>İki aile nesiller boyunca aynı sofrayı paylaştı, iyi günde olduğu kadar zor zamanlarda da birbirinin yanında durdu. Acıları birlikte göğüsledi, sevinçleri birlikte yaşadı.</p>

<p></p>

<p>Bu nedenle kurulan akrabalıklar yalnızca soy ağacında yer alan isimlerden ibaret değildir. Onlar; kuşaktan kuşağa aktarılan birlik, sevgi, vefa ve kardeşliğin en kıymetli miraslarından biri olarak yaşamaya devam etmektedir.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<h3><strong>Hacı Hüseyin’in İkinci Oğlu Ali</strong></h3>

<p>Hacı Hüseyin’in ikinci oğlu Ali, ailesini vakar, sabır ve sükûnet içerisinde yaşatan bir şahsiyet olarak hafızalarda yer etti.</p>

<p></p>

<p>Onun hayatı; gösterişten uzak, emekle yoğrulmuş ve aile bağlarına adanmış bir ömür olarak anlatılmaktadır.</p>

<p><img alt="I M G 8799" class="detail-photo img-fluid" height="1287" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8799.jpeg" width="1290" /></p>

<p>Hacı Hüseyin Torunu ve Ali’nin oğlu Halit (Gerçek fotoğraf)</p>

<p>Ali’nin Tahir ve Halit adında iki oğlu, Vesile ile Hewé adında iki kızı vardı.</p>

<p></p>

<h3><strong>Hewé ve Özaydın Ailesi</strong></h3>

<p></p>

<p>Ali’nin kızı Hewé, Hacı Huti Özaydın ailesinin büyük oğlu Hacı Emin ile evlendi.</p>

<p></p>

<p>Bu evlilikten Mahmut Özaydın ve Şehmus Özaydın dünyaya geldi.</p>

<p></p>

<p>Mahmut Özaydın, ilerleyen yıllarda Hacı Salih Özaydın, Hacı Mehmet Şerif Özaydın ve Şükri Özaydın başta olmak üzere çocuklarıyla geniş bir aile ocağı kurdu.</p>

<p></p>

<p>Şehmus Özaydın’ın soyu ise Şevket Özaydın, Fatma Çelebi ve diğer çocuklarıyla devam etti.</p>

<p></p>

<p>Fatma Çelebi, Halit’in oğlu Ali Çelebi ile evlenerek iki aile arasındaki akrabalık bağını daha da kuvvetlendirdi.</p>

<p></p>

<p>Böylece Hacı Hüseyin ailesi ile Özaydın ailesi arasında kurulan akrabalık, yalnızca bir evlilik bağı olarak kalmadı; nesiller boyunca sevgi, dayanışma ve karşılıklı hürmetle yaşatılan köklü bir aile bağına dönüştü.</p>

<p><strong>Vesile</strong></p>

<p>Ali’nin diğer kızı Vesile, henüz hayatının baharında, evlenemeden genç yaşta vefat etti.</p>

<p>Kısa ömrüne rağmen geride sevgiyle anılan ve hayır dualarıyla hatırlanan bir isim bıraktı.</p>

<p></p>

<p><strong>Tahir</strong></p>

<p>Ali’nin oğlu Tahir’in Asya, diğer adıyla Aso isimli bir kızı dünyaya geldi.</p>

<p>Tahir’in ömrü uzun olmadı. Genç yaşta askere alınan Tahir’in, askerlik görevi sırasında katıldığı bir seferde hayatını kaybettiği aile büyükleri tarafından anlatılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Geride bıraktığı küçük kızı, babasını hatırlayacak kadar büyüyemeden yetim kaldı.</p>

<p></p>

<p><strong>Halit ve Çocukları</strong></p>

<p></p>

<p>Ali’nin diğer oğlu Halit, aile ocağını ayakta tutan isim oldu.</p>

<p></p>

<p>Kurduğu yuva, yetiştirdiği çocuklar ve torunları sayesinde Ali’nin nesli büyüyerek günümüze kadar ulaştı.</p>

<p></p>

<p>Nüfus kayıtlarına göre Hacı Hüseyin’in torunu ve Ali’nin oğlu Halit, 1890 yılında doğdu. 1965 yılında vefat etti.</p>

<p></p>

<p>Halit; Halime, Medine, Cazibe ve Şehriban isimli dört kadınla evlilik yaptı.</p>

<p></p>

<p>Medine ve Cazibe’den çocuğu olmadı. Soyu, Halime ve Şehriban’dan dünyaya gelen çocuklarıyla devam etti.</p>

<p><strong>Halime Hanım’dan:</strong></p>

<ul>
 <li>Vesile,</li>
 <li>Ali Çelebi,</li>
 <li>Nuri Çelebi,</li>
 <li>Tahir Çelebi</li>
 <li>Ahmet Çelebi,</li>
 <li>Hüsna,</li>
</ul>

<p>dünyaya geldi.</p>

<p>Resmi Nufüs kayıtlarında her nekadar, Ahmet Çelebi, Hüsna, Şehriban adınada gözüksede, anlatımlara göre gerçek anneleri Halime Hanımdır.</p>

<p><strong>Şehriban Hanım’dan ise:</strong></p>

<ul>
 <li>Mehmet Çelebi</li>
</ul>

<p>dünyaya geldi.</p>

<p></p>

<h3><strong>Halit’in evlenen tek kızı Hüsna’ydı.</strong></h3>

<p></p>

<p>Hüsna, aslen Tepecik, diğer adıyla Gêre hacıfarız köyünde Yunus (Unus) ile evlendi. Daha sonra eşiyle birlikte Irak’ın Musul kentine göç etti.</p>

<p></p>

<p>Ömrünün geri kalanını burada geçiren Hüsna ve eşi, gurbet ellerde vefat ederek Musul’da toprağa verildi.</p>

<p></p>

<p>Böylece Ali’nin soyundan bir kol, Mezopotamya topraklarına uzanmış oldu.</p>

<p></p>

<p>Ancak Halit’in ailesi de büyük acılar yaşamaktan kurtulamadı.</p>

<p></p>

<p><strong>Aile büyüklerinin anlattığına göre oğulları Ali Çelebi ile Tahir Çelebi</strong>, aile içinde yaşanan talihsiz bir olay sonucunda haksız yere hayatlarını kaybetti.</p>

<p></p>

<p>Yaşananlar hâlâ hüzünle anlatılmakta, isimleri ise rahmet ve dualarla anılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Ali’nin hayatı, sessizce büyüyen bir çınar dalı gibiydi.</p>

<p></p>

<p>Büyük mücadelelerin gölgesinde yaşamış, evlat acılarıyla sınanmış; buna rağmen sabrını, vakarını ve ailesine olan bağlılığını hiçbir zaman kaybetmemiştir.</p>

<p></p>

<p>Bugün onun çocukları, torunları ve torunlarının çocukları, Hacı Hüseyin ailesinin köklü geçmişini yaşatan canlı hatıralar olarak varlıklarını sürdürmektedir.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<p></p>

<h3><strong>Dırrı Hanım ve Akaydın Ailesi</strong></h3>

<p></p>

<p><strong>Mehmet,(Mehmi hacı) ve Savurlu Fatma’nın kızlarından Dırrı’yı Hacı Şehmus Akaydın ile evlendirdi.</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Bu evlilikten Meryem ve Güli dünyaya geldi.</strong></p>

<p>Meryem, Sur Aiyşa köyü Yöntürk ailesine gelin gitti.<br />
Güli, Tepe Özaydın ailesine gelin gitti. Arif ile evlendi.</p>

<p>Böylece köklü aileler arasında güçlü bir akrabalık bağı kuruldu.</p>

<p>————<br />
Ailenin sevgi ve muhabbet içinde büyüttüğü Meryem, daha sonra Karabaş, diğer adıyla Aişayı Konağı ailesine gelin gitmişti.</p>

<p>Meryem’in kızı Faide ise Tepe’de Hacı Hüseyin Akaydın ile evlenerek bu bağı bir nesil daha ileriye taşıdı.</p>

<p></p>

<p><strong>Faide, anne tarafından Mehmet soyunun kıymetli torunlarından biri olarak aile tarihindeki yerini aldı.</strong></p>

<p></p>

<p>Bu evlilikten Abdulhadi Akaydın, Cemal Akaydın ve diğer kardeşleri dünyaya geldi.</p>

<p></p>

<p>Onlar da hem Akaydın ailesinin hem de anne tarafından Mala Mehmi Hacı soyunun değerli evlatları olarak yetiştiler.</p>

<p></p>

<p>Nesiller birbirini takip ederken kurulan her yuva, yalnızca iki insanı değil; iki aileyi ve iki köklü soyu da birbirine bağladı.</p>

<p></p>

<p>Bugün bu soy ağacına bakıldığında, Mehmet’in attığı sağlam aile temellerinin çocukları, torunları ve onların evlatlarıyla yaşamaya devam ettiği görülmektedir.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<p></p>

<h3><strong>Şığı: Ailenin En Küçük Oğlu</strong></h3>

<p>Hacı Hüseyin’in ikinci evliliğinden dünyaya gelen Şığı, ailenin en küçük oğluydu.</p>

<p>Şığı’nın Mehmet adında bir oğlu ve Emi ve Meryem adında iki kızı oldu.</p>

<p>Şıhı kızı Meryem’de doğan, Pirozhan, ayşan ve Besna arslan olmuştur.</p>

<p><strong>Şıhı kızı Emo (Emine) ‘de, Hasan Tanrıkulu ile evlendi</strong>. Evliğiliğinde; Ali, Halime, Süleyman ve Mehmet Selim dünyaya geldi.</p>

<p><strong>Şığı’nın soyundan gelen Mehmet’in oğlu, Hacı Arif Çelebi de ailesinin saygınlığını sürdüren önemli isimlerden biri olarak tanındı</strong>. Hacı Arif Çelebi, Amcası Emin Keya’nın kızı, Güli ile evlendi. Çocuklarında kızlar doğdu. Büyük kızları, Sultan, Zahide,Halise, Maşallah, Mehdiye, Meymenet oldu.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<p></p>

<h3><strong>Hedo ve Medo: İki Kız, İki Büyük Akrabalık</strong></h3>

<p></p>

<p>Hacı Hüseyin’in kızlarından Hedo, Avşar ailesine gelin oldu.</p>

<p></p>

<p>Medo ise Yel ailesine gelin gitti.</p>

<p></p>

<p>Bu evlilikler sayesinde Mala Mehmi Hacı ailesi yalnızca kendi ocağını büyütmedi; çevredeki köklü ailelerle de güçlü akrabalık ve dayanışma bağları kurdu.</p>

<p></p>

<p>Yıllar içerisinde bu akrabalıklar, köyler arasında yardımlaşmanın, dayanışmanın ve dostluğun temelini oluşturdu.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<p></p>

<h3><strong>Emine ve Fatma: Açmadan Solan İki Çiçek</strong></h3>

<p></p>

<p>Hacı Hüseyin’in kızlarından Emine ile Fatma’nın ömürleri ne yazık ki kısa sürdü.</p>

<p></p>

<p>İkisi de genç yaşta, evlenemeden hayatını kaybetti.</p>

<p></p>

<p>Bir anne ve babanın yaşayabileceği en ağır acılardan biri, evladını toprağa vermektir.</p>

<p></p>

<p>Emine ile Fatma’nın genç yaşta vefat etmeleri, Hacı Hüseyin’in ailesinde derin bir hüzün bıraktı.</p>

<p></p>

<p>Onlar bir yuva kuramadan bu dünyadan ayrıldılar. Ancak isimleri, aile hafızasında iki narin çiçek gibi yaşamaya devam etti.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<p></p>

<p><strong>Yusuf: Acılar Arasında Ayakta Kalan Soy</strong></p>

<p></p>

<p>Hacı Hüseyin’in üçüncü oğlu Yusuf’un hayatı, peş peşe yaşanan acılarla geçti.</p>

<p>Yusuf’un:</p>

<p></p>

<ul>
 <li>Emin Keya,</li>
 <li>Ali,</li>
 <li>Şakir,</li>
 <li>Bekir</li>
</ul>

<p>adlarında dört oğlu oldu.</p>

<p></p>

<p>Şakir ile Bekir, çocuk yaşta hastalık nedeniyle hayatını kaybetti.</p>

<p></p>

<p>Ali ise genç yaşta hem eşini hem de çocuğunu kaybetmenin acısını yaşadı.</p>

<p></p>

<p><strong>Ailenin bu kolunu sürdüren en önemli isim Emin Keya oldu.</strong></p>

<p></p>

<p>Bugün Kahraman soyadını taşıyan bazı aileler, soylarını Yusuf’un oğlu Emin Keya’ya dayandırmaktadır.</p>

<p></p>

<p>⸻</p>

<p><img alt="4Feda458 2894 468D 8361 Cd6658633965" class="detail-photo img-fluid" height="1535" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/4feda458-2894-468d-8361-cd6658633965.jpeg" width="1024" /></p>

<p><strong>Korukçu’da Emin Keya (Gerçek foto)</strong></p>

<p><img alt="I M G 8846" class="detail-photo img-fluid" height="785" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8846.jpeg" width="1290" /><strong>Resim:Ortada babaları Emin Keya, solda oğlu İzzet ve sağda oğlu Abdülkadir </strong></p>

<p>Hacı Hüseyin’in oğlu Yusuf’un soyundan gelen Emin Keya, 1889 yılında dünyaya geldi.</p>

<p></p>

<p>Hayatının ilerleyen yıllarında Korukçu köyüne yerleşen Emin Keya, 1977 yılında geride güzel hatıralar bırakarak vefat etti.</p>

<p></p>

<p>Henüz genç yaşlarında amcasının kızı Seyri Hanım’ın himaye ve desteğiyle büyüdü.</p>

<p></p>

<p>Çalışkanlığı, dürüstlüğü ve insanlara olan yakınlığı sayesinde zamanla yalnızca Korukçu’nun değil, çevre köylerin de sevip saydığı, sözüne itibar ettiği bir kanaat önderi hâline geldi.</p>

<p></p>

<p>Büyüklerimizin anlattığına göre uzun yıllar yedi köyün muhtarlığını yürüttü. Bu nedenle halk arasında kendisine “Keya” denilmeye başlandı.</p>

<p>Mala Mehmi Hacı Ailesi’nde Emin Keya ve Soyu</p>

<p></p>

<p>Mala Mehmi Hacı ailesinin önemli isimlerinden biri olan, Hacı Hüseyin’in torunu ve Yusuf’un oğlu Emin Keya, Tepe (Barava) beldesinden Vesile Hanım ile evlendi. Vesile Hanım, Bal ailesine mensup olup, Mala Şığ Şükrü ailesindendir.</p>

<p></p>

<p>Bu evlilikten üç çocuk dünyaya geldi; iki erkek ve bir kız.</p>

<p></p>

<p>En büyük çocukları Hacı Güli (Gulistan) idi. Hacı Güli, yardımseverliği, güler yüzü ve insanlara olan sevgisiyle tanınan, köy halkı tarafından çok sevilen bir hanımdı. Daha sonra amcasının oğlu Hacı Arif Çelebi ile evlendi.</p>

<p></p>

<p>İkinci çocukları İzzet Kahraman, dindarlığı, dürüstlüğü, cömertliği ve ağırbaşlı kişiliğiyle tanınırdı. Çevresinde saygı gören İzzet, özellikle kardeşi Abdulkadir’i çok severdi. Abdulkadir’in yaptığı her işte onun arkasında durur, her zaman destek olurdu.</p>

<p></p>

<p>Üçüncü çocukları Abdulkadir, Emin Keya’nın yolunu ve mirasını devam ettiren kişi oldu. Ailenin reisi konumuna gelen Abdulkadir; cömertliği, misafirperverliği, yiğitliği ve dürüstlüğüyle halk arasında büyük saygı kazandı. Emin Keya’nın misafir odası nasıl her zaman açık olduysa, Abdulkadir de bu geleneği aynı şekilde sürdürdü. Heybetli duruşu ve yakışıklılığıyla dikkat çeken Abdulkadir’e herkes hayranlıkla bakardı.</p>

<p></p>

<p>Ne yazık ki Abdulkadir genç yaşta nahoş bir olay sonrasında hayatını kaybetti. Aradan yıllar geçmesine rağmen, Emin Keya ailesi içinde onun acısı hâlâ ilk günkü gibi tazedir. Aile büyüklerine göre Abdulkadir’in yerini doldurabilecek kimse olmadı.</p>

<p></p>

<p>Emin Keya, daha sonra Korukçu’da ikinci evliliğini yaptı. Bu evlilikten de üç çocuğu dünyaya geldi; iki erkek ve bir kız. Çocuklarının isimleri Yusuf, Mehmet Ali (M. Ali) ve Hazine (diğer adıyla Fahriye) idi. Böylece Emin Keya’nın ailesi daha da büyüdü ve köyün söz sahibi ailelerinden biri haline geldi.</p>

<p></p>

<p>Kızı Hazine (Fahriye) ise Bismil’de Nusret Kürnek ile evlendi. Kızı Fahriye bugün hayattadır. </p>

<p></p>

<p>Emin Keya’nın büyük oğlu İzzet’in çocukları ve torunları, dedelerinin doğup büyüdüğü Tepe (Barava) Mahallesi’nde yaşamaya devam etmektedir. Günümüzde Tepe’de aileye ait yaklaşık beş hane bulunmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Abdulkadir’in çocukları Korukçu’da yaşamaktadır. Yusuf’un çocukları da Korukçu’da ikamet etmektedir. Aynı şekilde Mehmet Ali’nin çocukları da Korukçu’da hayatlarını sürdürmektedir.</p>

<p></p>

<p>Bugün Emin Keya’nın soyu oldukça genişlemiş durumdadır. Kendisi Tepe’den Korukçu’ya yerleşen ilk kişi olmasına rağmen, geride büyük ve köklü bir aile bırakmıştır. Mala Mehmi Hacı ailesinin en kalabalık kollarından biri haline gelen Emin Keya’nın torunları ve nesli, hem Tepe (Barava) hem de Korukçu’da yaşamlarını sürdürmekte; her iki yerleşim yerinde de aileye ait tarım arazileri bulunmaktadır. Bu yönüyle Emin Keya ailesi, Mala Mehmi Hacı soyunun en güçlü ve en geniş kollarından biri olarak varlığını devam ettirmektedir.</p>

<p></p>

<p>——</p>

<p>Emin Keya da bu unvanı makamıyla değil; adaleti, merhameti ve insanlara gösterdiği hürmetle hak etmişti.</p>

<p></p>

<p>Korukçu’daki evi yalnızca ailesinin yaşadığı bir yuva değil, aynı zamanda bölgenin açık kapısıydı.</p>

<p></p>

<p>Evinde bulunan geniş misafir odası, yılın neredeyse hiçbir günü boş kalmazdı. Çevredeki dağ köylerinden, uzak yerleşimlerden ve özellikle Avina köyünden gelen misafirler burada ağırlanırdı.</p>

<p></p>

<p>Akşam olduğunda misafir odasında insanlar bir araya gelir; çaylar eşliğinde uzun sohbetler edilir, köylerin meseleleri konuşulur, anlaşmazlıklar istişareyle çözülmeye çalışılırdı.</p>

<p></p>

<p>O oda yalnızca misafirlerin ağırlandığı bir mekân değil; dostluğun, kardeşliğin, dayanışmanın ve barışın yaşatıldığı bir gönül meclisiydi.</p>

<p></p>

<p>Emin Keya’nın kapısından içeri giren hiçbir misafir aç bırakılmazdı.</p>

<p></p>

<p>Sofrası herkese açıktı. Gelenlerin yemekleri hazırlanır, konaklamaları sağlanır, hatta beraberlerinde getirdikleri hayvanların bile bakımı yapılırdı.</p>

<p></p>

<p>Yolcu, misafir veya ihtiyaç sahibi ayrımı yapılmadan herkes aynı samimiyet ve ikramla karşılanırdı.</p>

<p></p>

<p>Bu misafirperverlik, yıllar boyunca Korukçu’da dilden dile anlatılan güzel hatıralardan biri olarak hafızalarda kaldı.</p>

<p></p>

<p>Bugün Emin Keya’nın çocukları ve torunlarının bir kısmı hâlâ Korukçu köyünde yaşamaktadır.</p>

<p></p>

<p>Yaklaşık on beş haneye ulaşan aile koluna ait evler ve tarım arazileri, bu köklü ailenin bölgedeki varlığını sürdürmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>DEVAMI 2.BÖLÜM İÇİN LİNKİ TIKLAYIN</strong></p>

<h2><a href="https://www.bismilhaber.com.tr/sozlu-tarihin-izinde-haci-huseyin-ve-mala-mehmi-haci-ailesinin-kokleri-2bolum"><strong>https://www.bismilhaber.com.tr/sozlu-tarihin-izinde-haci-huseyin-ve-mala-mehmi-haci-ailesinin-kokleri-2bolum</strong></a></h2></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Araştırma- Musa Çelebi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bismil, Kültür &amp; Sanat, Biyografi</category>
      <guid>https://www.bismilhaber.com.tr/sozlu-tarihin-izinde-haci-huseyin-ve-mala-mehmi-haci-ailesinin-kokleri-1bolum</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 23:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bismilhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/07/i-m-g-8771.jpeg" type="image/jpeg" length="33217"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tepe’nin Gönül Eri Hacı Ramazan Özaydın Hakka Yürüdü]]></title>
      <link>https://www.bismilhaber.com.tr/tepenin-gonul-eri-haci-ramazan-ozaydin-hakka-yurudu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bismilhaber.com.tr/tepenin-gonul-eri-haci-ramazan-ozaydin-hakka-yurudu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tepe Mahallesi’nin sevilen simalarından, ömrünü ibadete, iyiliğe ve insanlara hizmete adayan Hacı Ramazan Özaydın, 21 Mayıs 2026 tarihinde geçirdiği rahatsızlık sonucu hayatını kaybetti. Ardında hayırla anılan bir ömür, dualarla dolu bir hayat ve yüzlerce gönülde silinmeyecek izler bıraktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyarbakır’ın Bismil ilçesi Tepe nahiyesinde, 1950 yılında dünyaya gelen Hacı Ramazan Özaydın, Aziz Özaydın ve Nesime Avşar’ın oğluydu. Henüz 4 yaşındayken babasını kaybeden Özaydın, annesi Nesime Hanım’ın büyük fedakârlıklarıyla büyüdü.</p>

<p>Genç yaşta eşini kaybetmesine rağmen tek evladını yokluk ve zorluklar içerisinde yetiştiren <strong>Nesime Avşar</strong>, oğlunun hayatındaki en önemli rehberlerden biri oldu. Nesime Hanım 1993 yılında vefat ederek ebediyete irtihal etti.</p>

<p><img alt="Fbbbf56F C841 4E0A 835E 4A09330Aa268" class="detail-photo img-fluid" height="1225" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/fbbbf56f-c841-4e0a-835e-4a09330aa268.jpeg" width="1200" /></p>

<p><strong>Hacı Ramazan Özaydın</strong>, anne tarafından Tepe'de ailelerden Mala Mehmi Hacı (Çelebi) ailesine mensuptu. Soy bağı, Hacı Hüseyin (1840) (Çelebi) kızı Hedo'ya, oğlu Mehmet Sait Avşar'a ve Mehmet Sait Avşar'ın oğlu İmam (Mele) Yahya (Menci) Avşar'ın kızı Nesime Avşar'a dayanmaktadır. Babası Aziz Özaydın ise tanınmış ailelerinden Mala Hacı Huti (Özaydın) ailesindendi.</p>

<p><img alt="Fafd6Fb1 D911 452D A8D7 453C84F38932" class="detail-photo img-fluid" height="1029" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/fafd6fb1-d911-452d-a8d7-453c84f38932.jpeg" width="900" /></p>

<p>Hayatının büyük bölümünü çiftçilikle geçiren Özaydın, 1999 yılından itibaren yoğun olarak çiftçilik faaliyetleriyle uğraştı.</p>

<p>Ancak onu bölgede tanınan ve sevilen bir isim yapan sadece çalışkanlığı değildi. 1983 yılında yaptığı İslami tövbenin ardından hayatında yeni bir sayfa açan Özaydın, kendisini tamamen İslam’a, ibadete ve insanlara faydalı olmaya adadı. O tarihten sonra yaşamının merkezine Kur’an’ı, sünneti ve dini hizmetleri koydu.</p>

<p><img alt="Eb0Ee6Ba Bc75 4C80 A60E 1776Cecaa436" class="detail-photo img-fluid" height="2761" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/eb0ee6ba-bc75-4c80-a60e-1776cecaa436.jpeg" width="3024" /></p>

<h3><strong>23 Kez Kutsal Topraklara Gitti, Dualarla Uğurlandı</strong></h3>

<p>Hayatı boyunca hac ve umre ziyaretlerine büyük önem veren Hacı Ramazan Özaydın, tam 23 kez kutsal topraklara giderek Medine-i Münevvere’de Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (SAV) Ravza-i Mutahhara’sını ziyaret etti.</p>

<p><img alt="A6A66420 3886 4342 B6Cb 8989Bdb36A94" class="detail-photo img-fluid" height="986" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/a6a66420-3886-4342-b6cb-8989bdb36a94.jpeg" width="900" /></p>

<p>En büyük mutluluğunun Medine’de bulunmak olduğunu yakın çevresine sık sık dile getiren Özaydın, Peygamber Mescidi’nde namaz kılmayı ve kutsal beldelerde vakit geçirmeyi hayatının en kıymetli anları olarak görüyordu.</p>

<p></p>

<p>6 erkek ve 7 kız olmak üzere 13 çocuk babası olan Özaydın, ailesine düşkünlüğüyle de biliniyordu. Aynı zamanda yardımsever kişiliğiyle öne çıkan Özaydın, ihtiyaç sahiplerine gizlice yardım eder, zekât ve sadakalarını gösterişten uzak bir şekilde ulaştırırdı.</p>

<p><img alt="B3A635D3 408F 4Dfb A045 1C833Bedf1C8" class="detail-photo img-fluid" height="413" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/b3a635d3-408f-4dfb-a045-1c833bedf1c8.jpeg" width="737" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Müslümanların birlik ve beraberliğini savunur, dünyanın farklı bölgelerinde zulüm gören Müslümanlar için dua ederdi.</p>

<p>2011 Yılında Kudüs’te Mescidi Aksa’yı ziyaret etti. Özellikle Filistin meselesine karşı duyarlılığıyla tanınan Özaydın, mazlumların yanında olmanın bir Müslümanlık görevi olduğuna inanıyordu.</p>

<p><img alt="3E52B8Ac 3B24 4Ce0 81D4 Bec694Ed567A" class="detail-photo img-fluid" height="2247" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/3e52b8ac-3b24-4ce0-81d4-bec694ed567a.jpeg" width="1532" /></p>

<p>Tepe Mahallesi’nde ve bölgede yaptığı sohbetler, nasihatler ve İslami tebliğ faaliyetleriyle tanınan Hacı Ramazan Özaydın, birçok insanın gönlünde yer edindi. Onu tanıyanlar, dürüstlüğü, mütevazılığı, güler yüzü ve yardımseverliğiyle hatırlıyor.</p>

<p></p>

<h3><strong>Tepe Bir Değerini Daha Kaybetti: Hacı Ramazan Özaydın'a Veda</strong></h3>

<p></p>

<p>Son günlerinde sağlık sorunları yaşayan Özaydın, geçirdiği beyin kanaması sonrası hastanede tedavi altına alınmıştı. Ancak tüm müdahalelere rağmen 21 Mayıs 2026 günü saat 11.40 sıralarında özel bir hastanede Hakk’ın rahmetine kavuştu.</p>

<p></p>

<p><strong>Medine Sevdalısı Hacı Ramazan Özaydın'ın Ardından Eşi onu anlattı</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Merhumun hanımı Mevlüde (Karademir) Özaydın,</strong> Eşinin en büyük arzusunun Peygamber Efendimiz’e kavuşmak ve hayatını iman üzere tamamlamak olduğunu ifade ediyor.</p>

<p><img alt="I M G 4281-1" class="detail-photo img-fluid" height="1027" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-4281-1.jpeg" width="1290" /></p>

<p>Ömrünü ibadetle, hayırla ve insanlara faydalı olmaya çalışarak geçiren Hacı Ramazan Özaydın, sevenlerinin duaları eşliğinde ebediyete uğurlanmıştı.</p>

<p></p>

<p><strong>Öte yandan Murat Özaydın ve Kardeşleri </strong>babasının vefatı dolayısıyla bir taziye teşekkür mesajı yayımlayarak, bu zor günlerinde kendilerini yalnız bırakmayan tüm dostlarına, akrabalarına ve sevenlerine teşekkür etti.</p>

<p><strong>Tepe’nin sevilen büyüğü Hacı Ramazan Özaydın, geride hayır dualarıyla anılacak bir ömür bıraktı. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyarbakır, Bismil, Biyografi, Yaşam</category>
      <guid>https://www.bismilhaber.com.tr/tepenin-gonul-eri-haci-ramazan-ozaydin-hakka-yurudu</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 20:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bismilhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-4279.jpeg" type="image/jpeg" length="21307"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bismilli Prof. Dr. Alihan Oral’dan Büyük Başarı: 39 Yaşında Profesör Oldu]]></title>
      <link>https://www.bismilhaber.com.tr/bismilli-prof-dr-alihan-oraldan-buyuk-basari-39-yasinda-profesor-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.bismilhaber.com.tr/bismilli-prof-dr-alihan-oraldan-buyuk-basari-39-yasinda-profesor-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bismil doğumlu Prof. Dr. Alihan Oral, zorlu bir eğitim yolculuğunun ardından 39 yaşında profesörlük unvanına ulaşarak hem memleketi Bismil’in hem de Türkiye’nin gururu oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyarbakır’ın Bismil ilçesi doğumlu olan Prof. Dr. Alihan Oral, akademik kariyerindeki önemli bir dönüm noktasına ulaşarak 39 yaşında profesör oldu. Bismil’in yetiştirdiği önemli isimlerden biri olan Oral, elde ettiği bu başarıyla memleketinde gurur kaynağı oldu.</p>

<p><img alt="I M G 3424-1" class="detail-photo img-fluid" height="885" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-3424-1.jpeg" width="1290" /></p>

<p>Profesörlük unvanına atanmasının ardından duygularını paylaşan Oral, “Bugün itibarıyla 39 yaşında profesör olarak atanmanın gururunu yaşıyorum. Bu yolculuk, Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı küçük bir köyde, tek odalı ve tek pencereli bir evde başladı” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="I M G 3435" class="detail-photo img-fluid" height="1247" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-3435.jpeg" width="1159" /></p>

<p>Eğitim hayatına birleştirilmiş sınıfta başladığını belirten Oral, Bismil Eğitim Şehitleri İlköğretim Okulu’ndan mezun olduktan sonra Diyarbakır Cumhuriyet Fen Lisesi’ni tamamladı. Ardından İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olan Oral, uzmanlık eğitimini Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde İç Hastalıkları alanında tamamladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="I M G 3433" class="detail-photo img-fluid" height="824" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-3433.jpeg" width="1256" /></p>

<p>Akademik kariyerinde Demiroğlu Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapan Oral, 2021 yılında doçent unvanını aldı. Daha sonra Fenerbahçe Üniversitesi ve Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doçent olarak görevini sürdüren Oral, bugün itibarıyla profesörlük unvanına layık görüldü.</p>

<p><img alt="I M G 3437" class="detail-photo img-fluid" height="829" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-3437.jpeg" width="1290" /></p>

<p>Meslek hayatı boyunca birçok önemli görev üstlenen Prof. Dr. Oral; Mardin Kızıltepe Devlet Hastanesi’nde uzman doktor ve başhekim yardımcılığı, Medicana Bahçelievler Hastanesi’nde doçent doktorluk ve çeşitli üniversitelerde akademik görevlerde bulundu.</p>

<p><img alt="I M G 3423" class="detail-photo img-fluid" height="1239" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-3423.jpeg" width="1290" /></p>

<p>Başarısında emeği geçen herkese teşekkür eden Oral, özellikle ailesine vurgu yaparak, “Beni yetiştiren anne ve babama, desteklerini her zaman hissettiğim kardeşlerime ve en çok da zamanlarını aldığım eşime ve iki oğluma minnettarım” dedi.</p>

<p><img alt="I M G 3428" class="detail-photo img-fluid" height="819" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-3428.jpeg" width="1290" /></p>

<p>Profesörlük unvanının kendisi için bir son değil, yeni bir başlangıç olduğunu ifade eden Oral, “Bu unvan, bilime, eğitime ve insan sağlığına katkı sunma yolunda daha büyük sorumluluklar yüklüyor. Aynı azim ve heyecanla çalışmaya devam edeceğim” şeklinde konuştu.</p>

<p><img alt="I M G 3430-1" class="detail-photo img-fluid" height="843" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-3430-1.jpeg" width="1290" /></p>

<p>İç hastalıkları alanında çalışan Prof. Dr. Alihan Oral’ın; diyabet, hipertansiyon, obezite, tiroid hastalıkları, mide-bağırsak rahatsızlıkları ve vitamin eksiklikleri gibi birçok alanda uzmanlığı bulunuyor.</p>

<p><br />
 </p>

<p>Bismil Haber Kurucusu Musa Çelebi </p>

<p><img alt="I M G 3431" class="detail-photo img-fluid" height="853" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-3431.jpeg" width="1290" /></p>

<p></p>

<p><img alt="I M G 3436" class="detail-photo img-fluid" height="861" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-3436.jpeg" width="1155" /></p>

<p></p>

<p><img alt="I M G 3426" class="detail-photo img-fluid" height="956" src="https://bismilhabercomtr.teimg.com/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-3426.jpeg" width="1290" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyarbakır, Bismil, Biyografi, Sağlık</category>
      <guid>https://www.bismilhaber.com.tr/bismilli-prof-dr-alihan-oraldan-buyuk-basari-39-yasinda-profesor-oldu</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 23:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://bismilhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/bismilhaber-com-tr/uploads/2026/05/i-m-g-3427-1.jpeg" type="image/jpeg" length="49171"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
