Tarlada gün doğmadan işe başlayan çiftçi, sadece kendi geçimini değil, ülkenin gıda güvenliğini de omuzlarında taşımaktadır. Ancak son yıllarda artan üretim maliyetleri, düşen kâr marjları ve ekonomik baskılar, çiftçiyi sesini daha güçlü duyurmaya yöneltmiştir.

Demokratik toplumlarda protesto etmek, anayasal bir hak olduğu kadar vatandaşların taleplerini duyurabilmesinin de en etkili yollarından biridir. Bafralı çiftçilerin traktörleriyle, pankartlarıyla veya basın açıklamalarıyla gerçekleştirdikleri eylemler, elbette ekonomik sorunlara dikkat çekmek için kullanılan demokratik araçlardır. Bu tür tepkileri peşinen eleştirmek yerine, altında yatan nedenleri anlamaya çalışmak gerekir.

Çiftçinin en temel beklentisi emeğinin karşılığını alabilmektir. Mazot fiyatlarından gübre maliyetlerine, sulama giderlerinden işçilik ücretlerine kadar birçok kalemde yaşanan artışlar üreticinin üzerindeki yükü her geçen gün artırmaktadır. Ürettiği ürün para etmediğinde kaybeden sadece çiftçi değil, aynı zamanda tüketici ve ülke ekonomisi de olmaktadır.

Bafra ovasında yükselen korna sesleri, aslında Türkiye'nin dört bir yanındaki üreticilerin ortak sesidir. Çiftçinin protestosu, bir isyan değil; duyulmak isteyen bir çağrıdır. Çünkü üretim sürdürülebilir olmadığı zaman, ekip biçmek ve tarımsal kalkınmadan söz etmek de mümkün değildir.

Elbette protestoların barışçıl, yasal çerçevede ve kamu düzenini gözeterek yapılması önemlidir. Ancak demokratik hakların kullanılması, toplumun farklı kesimlerinin sorunlarını görünür kılan önemli bir mekanizmadır. Çiftçinin sesine kulak vermek, sorunu büyümeden çözmenin ilk adımıdır.

Bugün Bafra'da yükselen talepler, yarın sofralarımıza yansıyacak sonuçların habercisi olabilir. Toprağı işleyen ellerin taleplerini anlamak ve çözüm üretmek, sadece çiftçinin değil hepimizin ortak sorumluluğudur. Çünkü güçlü bir tarım, güçlü bir ülkenin temel taşlarından biridir. Toprağın sesi susturulmamalı; aksine dikkatle dinlenmelidir.

Muhabir: Abdulmenaf Çelebi