KÖŞE YAZISI
Davut Bozan
Şunu anlamakta her zaman güçlük çektiğimi açık bir şekilde dile getirmek istiyorum: İnsanların belirli dönemlerde çıkmazlara girmesi, sorunlar ve sıkıntılar yaşaması elbette doğaldır. Hayatın getirdiği zorluklar karşısında insanın agresifleşmesi, öfkesine yenik düşüp çevresindekileri kıracak bir moda bürünmesi de insanidir. Ancak asıl mesele, karşımızdaki insanın o an ki ruh halini okuyabilmektir. Bize düşen; o zor anında karşımızdakine saygı, sevgi ve mütevazılıkla yaklaşmaktır. Eğer güzel üslubumuzu koruyabilirsek, o insanı düştüğü o karanlık kuyudan hiçbir şey olmamış gibi çekip çıkarabiliriz. Bu, bana göre bir insana yakışan en asil, en güzel harekettir. Aksini yaptığımızda ise olanlar olur; sonu gelmez kavgalar, sonrasında ise koca bir ah vah tablosu kalır elimizde.
Çağımızın en acı gerçeği şu ki hemen hemen her insanın, hayatının bir döneminde iç dünyasını kemiren bir derdi var. Her insan aslında keşfedilmeyi bekleyen bir dünya... Ve bu dünyanın pencereleri, o insanın iç dünyasına açılır. Ne yazık ki herkesin penceresindeki manzara aynı değil; bazılarının payına sadece üzüntü, hayal kırıklığı ve travma düşmüştür.
Eğer bu pencerelerin ardındaki kırgınlıkları bilerek, hissederek davranırsak ne olur biliyor musunuz? O öfkeli insan, fırtınası dindiğinde dönüp kendine bakacak ve şöyle diyecektir: "Ben bu insana neden böyle davrandım? Ben ona bağırdım, çağırdım; o ise bana iyilikle, sükunetle yaklaştı. Benim yaşadığım acılar beni agresifleştiriyor olabilir ama bu dertler bana ait. Hıncımı başkasından çıkarmaya hakkım yok, haddimi bilmeliyim."
İnsan bedeni nasıl ekmekle, suyla yaşıyorsa, ruhu da güzel huyla beslenir. Bizler de insanlığın bu güzel yanını yeşertmek için sinirli birine, bağıran bir kalbe sevgi, saygı ve mütevazılıkla yaklaşmalıyız.
Davut Bozan





