Derleyen; Musa ÇELEBİ

I M G 8133

Birbirini seven iki gencin düğünüyle başlaması beklenen mutluluk, kurulan bir oyunla kana bulanmış; Dêrîş (Soylu) ile Stewr (Savur) un iki büyük gücü arasında yıllarca sürecek çatışmanın fitili ateşlenmiştir.

Bugün hâlâ aile büyüklerinin dilinde yaşayan Dêrîşli Bekir Ağa’nın hikâyesi, yalnızca bir ailenin değil, bütün bir bölgenin kaderini değiştiren olayları anlatmaktadır.

Dêrîş’e Yerleşen Güçlü Bir Aile

Anlatılanlara göre Bekir Ağa’nın ailesinin aslı Sînka aşiretine dayanıyordu. Hilvan’ın Cimê Reş bölgesinden gelen Resul Ağa, dört kuşak önce Dêrîş’e yerleşmişti.

Resul Ağa’nın Bekir, Süleyman ve Hacı adlarında üç oğlu vardı. Onun ölümünün ardından ailenin başına oğlu Bekir Ağa geçti.

Bekir Ağa’nın yönetiminde aile giderek büyüdü ve güçlendi. Dönemin ağalık düzenine göre Dêrîş’ten Şetê Mezin’e kadar uzanan Barava bölgesindeki 33 köy üzerinde hüküm sürdükleri ifade ediliyor.

Aşiret reisleri, köy sahipleri ve büyük hayvan sürülerine sahip aileler, devlet nezdindeki işlerinde ve davalarında güçlü beylere ihtiyaç duyuyordu. Bu nedenle Bekir Ağa’nın sözü yalnızca kendi köyünde değil, bütün bölgede ağırlık taşıyordu.

Stewr (Savur) Hamdullah beg’de bölgede otorite sahibi ve akıllı bir kişiliğe sahipti. Kızlarından birini Ewînalı Ahmet Ağa’ya, diğer kızını ise Tepe Barava’da yaşayan Hacı Hüseyin oğlu Muhammed Ağa’ya ve çevrede diğer aşiretlerede kız verdiği rivayet edilmektedir.

I M G 8125

Stewr (Savur) Hamdullah Bey ile Bekir ağa arasında Kurulan Dostluk

Stewr (Savur) yaşayan Hamdullah Bey de bölgenin güçlü ve bilgili beylerinden biriydi.

Aşiret reisleriyle dostluk ve akrabalık ilişkileri kuruyor, onların desteğini alarak hem Savur’daki hem de çevre köylerdeki konumunu güçlendiriyordu.

Hamdullah Beg, Bekir Ağa’nın Barava’daki gücünü görünce onunla dostluk kurdu. Bir süre sonra bu dostluğu akrabalıkla pekiştirmek istedi ve Bekir Ağa’nın kızını kendi oğluna istedi.

Rivayete göre Hamdullah Bey’in oğlu, Bekir Ağa’nın kızını çok seviyordu. Babasına:

“Ya Bekir Ağa’nın kızıyla evlenirim ya da hiç kimseyle evlenmem.”

dedi.

Oğlunun isteğini geri çevirmeyen Hamdullah Bey, Bekir Ağa’dan kızını istedi. Bekir Ağa da bu evliliğe razı oldu.

İki büyük aile arasında kurulacak akrabalığın, bölgeye barış ve güç getirmesi bekleniyordu.

Ancak her şey düğün günü değişecekti.

Sevinçle Başlayan Düğün

Bekir Ağa ailesinden Bismil Şöfürler odası Mahmut Aydın ve Edip Aydın’ın aktardığı anlatımlara göre Hamdullah Bey, oğlunun düğünü için kalabalık bir damat alayıyla Savur’dan Dêrîş’e geldi.

Dêrîş’te (Soylu) büyük bir hazırlık vardı.

Bir tarafta büyük kazanlarda düğün yemekleri kaynıyor, diğer tarafta davul ve zurnalar çalıyor, gençler ve yaşlılar el ele vererek halay çekiyordu.

İki gencin kavuşacağı düğün, bütün Barava için büyük bir bayram havasında başlamıştı.

Fakat Savur’dan düğün alayıyla birlikte gelen genç bir kızın da Hamdullah Bey’in oğluna âşık olduğu anlatılıyordu.

Savur’lu bir Genç kız, sevdiği adamın Hamdullah Beg’in oğlunu başka biriyle evlenmesini kabul edemiyordu. Daha önce çevresindekilere:

“O kız, ya Hamdullah begin oğlu benimle evlenir ya da kimseye yar olmaz.”

dediği söyleniyordu.

Hamdullah Bey’in oğlu ise Bekir Ağa’nın kızını seviyordu.

Karşılıksız aşkın acısını taşıyan genç kız, iki büyük aileyi birbirine düşürecek tehlikeli bir plan hazırladı.

Savur ile Dêrîş’i Karşı Karşıya Getiren O Düğünün Perde Arkası

Bir İftirayla Değişen durum

Dêrîş’teki birçok evde olduğu gibi Bekir Ağa’nın evinde de bir mağara bulunuyordu.

Savurlu genç kız mağaraya girdi, elbiselerini yırttı ve yüksek sesle feryat etmeye başladı. Tanımadığı bir köylünün kendisine saldırdığını ve namusuna el uzattığını söyledi.

Feryatlar düğün alanına ulaştığında davul ve zurnanın sesi bir anda kesildi.

Halaylar durdu, kazanların başındaki insanlar ne olduğunu anlamaya çalıştı. Birkaç dakika önce sevinçle dolu olan düğün alanına ağır bir sessizlik çöktü.

I M G 8126

Hamdullah Bey öfkeyle Bekir Ağa’ya dönerek:

“Bu nedir? Ben namuslu bir köyden kız almaya gelmiştim.”

dedi.

Bekir Ağa ise köyünün ve ailesinin şerefini korumak için şu cevabı verdi:

Benim köyümde namussuz biri genç bir kıza el uzatmışsa bütün Dêrîş halkının erkeği benim. Kız kimi gösterirse o kişi şerefimizi kırmıştır. Onun başını bulunduğu yerde bedeninden ayırırım.”

Ancak olay araştırılmadan, genç kızın söylediklerinin doğru olup olmadığı anlaşılmadan iki güçlü bey arasında ağır bir tartışma başladı.

O dönemde namus, şeref ve asalet kavramları bir insanın canından bile kıymetli kabul ediliyordu. Hamdullah Bey, onurunun kırıldığını düşündü.

Düğünü bozdu, ikram edilen yemeklere el sürmedi ve düğün kazanlarını tepetaklak ettirdi.

Birbirini seven iki genç kavuşamadı.

Düğüne sevinçle gelen Hamdullah Bey, Dêrîş’ten büyük bir öfke ve kırgınlıkla ayrıldı.

O gün yalnızca bir düğün bozulmadı. Barava ile Savur arasında yıllarca sürecek düşmanlığın ilk tohumu da atıldı.

Dostluk Daveti Görünümündeki Tuzak

Aradan bir süre geçti.

Hamdullah Bey yaşananları unuttuğunu söyleyerek Bekir Ağa’ya bir elçi gönderdi.

Elçi şu mesajı getirdi:

“O mesele bir kaza gibiydi. Ben unuttum, sen de unut. Dostluğumuzu eskisi gibi sürdürelim. Seni ve bütün adamlarını davet ediyorum. Gelirsen çok sevinirim ve gelişinizle gurur duyarım.”

Bekir Ağa’nın büyük oğlu Osman, bu davetten şüphelendi.

Babasına:

“Baba, bu bir oyun ve hiledir. Hamdullah Bey’e güvenilmez. Bu daveti kabul etmeyelim.”

dedi.

Bekir Ağa ise gitmezlerse halk arasında korkak olarak gösterileceklerini düşündü.

“Gitmezsek korktuğumuzu söyleyecek. Halkın arasında bizi küçük düşürecek ve yeniden suçlayacak.”

diyerek daveti kabul etti.

Belirlenen gün geldiğinde Bekir Ağa, oğlu Osman ve tüfekli kırk adamı atlarına binerek Savur’a doğru yola çıktı.

Sofra Başında Kurulan Tuzak

Hamdullah Bey de onları kırk adamıyla avluda karşıladı. Gelen her misafirin atının başını bir adam tuttu.

İlk bakışta büyük bir misafirperverlik gösterisi vardı.

Ancak Bekir Ağa ve adamları içeri girdikten sonra silahları ellerinden alındı ve üst kattaki bir odaya çıkarıldılar.

Osman Ağa daha başından beri tuzaktan şüphelendiği için tüfeğini teslim etmedi. Odada pencerenin önüne oturdu ve pencereyi açık bıraktı.

Sofra kurulduğunda artık kaçış olmadığını anladı.

Babasına dönerek:

“Baba, sana söylemedim mi? Gitmeyelim, bunlara güven olmaz demedim mi? İşte gördün, soframızın başında bize tuzak kurdular.”

dedi.

Hamdullah Bey’in birkaç adamı, Osman’ın pencereden atlayacağını anlayarak üzerine saldırdı.

Osman onların ellerinden kurtuldu ve kendisini pencereden dışarı attı. Bahçelere doğru koşarken sarayın üzerinden üzerine ateş açıldı.

Osman da tüfeğiyle karşılık verdi. Ancak çatışarak kurtulamayacağını anlayınca tüfeğini yere attı, ceketini ve başlığını çıkararak bir ağacın dalına astı.

Kendisi ise bahçelerin arasında gözden kayboldu.

Peşinden ateş edenler, ağaca asılı elbiseleri Osman sanarak uzun süre ateş etmeye devam etti.

I M G 8127

Osman’ın Dengiza’ya(Serenli) Kaçışı

Osman Ağa izini kaybettirerek Dengiza’ya (Serenli) ye ulaştı.

Bir evin kapısını çaldı.

Kapıyı açan kadın, karşısında yarı çıplak ve yorgun bir adam görünce şaşırdı ve kocasına haber verdi.

Evin sahibi Osman’ı içeri aldı. Osman, Savur’da yaşananları başından sonuna kadar anlattı.

Dengizalı aile ona elbise verdi ve dinlenmesine yardımcı oldu.

Osman daha sonra Dêrîş’e dönerek babasının başına gelen acı haberi ailesine ulaştırdı.

Bekir Ağa’nın Acı Sonu

Aile anlatımlarına göre Bekir Ağa, Savur’daki sarayın üzerinde öldürüldü.

Başının kesildiği ve sarayın bir köşesine asıldığı rivayet edildi. Başının uzun yıllar boyunca o köşede kaldığı, Savur’dan geçenlerin bu başı gördüğü anlatıldı.

Hamdullah Bey, Bekir Ağa’nın yanında bulunan adamları ise öldürmeden serbest bıraktı.

Adamlar Dêrîş’e döndüğünde köyde büyük bir yas başladı.

Bir zamanlar 33 köy üzerinde hüküm süren, sözü bütün Barava’da dinlenen Bekir Ağa artık hayatta değildi.

Dêrîşliler İntikam İçin Birleşti

Bekir Ağa’nın öldürülmesi Dêrîş halkını bir araya getirdi.

Yirmi veya otuz kişiden oluşan silahlı bir grup, Hamdullah Bey’i öldürmek için Savur çevresindeki mağaralarda günlerce saklandı.

Ancak bekledikleri fırsatı bulamadılar.

Geri dönerken Savur çevresindeki hayvan sürülerini çobanlarıyla birlikte alarak Dêrîş’e götürdükleri anlatıldı.

I M G 8129

Bu olay, iki taraf arasındaki çatışmaları daha da büyüttü.

Belo’nun Doğuşu: Bekir Ağa’nın Oğlu Osman’ın İntikam Hikâyesi

Osman Ağa’nın İntikam Yemini

Osman Ağa, babasının ölümünü hiçbir zaman unutmadı. Çatışmalarda nice canlar gitti.

Öfkesini ve intikam arzusunu yıllarca içinde taşıdı. Savur’da kendisine bilgi ulaştıran bir kişi buldu ve Hamdullah Bey’in hareketlerini takip ettirmeye başladı.

Artık tek amacı babasının intikamını almaktı.

Bir gün Hamdullah Bey ve ailesinin Sultan Şeyhmus Ziyareti’ne gideceği haberi geldi.

Osman ve adamları, Dengiza yolu üzerinde kafilenin önünü kesti.

Ancak Hamdullah Bey kafilenin içinde değildi.

Osman’ın adamları Hamdullah Bey’in iki oğlunu öldürdü. Başlarını keserek Dêrîş’e götürdükleri ve Bekir Ağa’nın başına karşılık odalarının bir köşesine astıkları rivayet edildi.

Bir babanın ölümü, iki oğlun ölümüyle karşılık bulmuştu.

Ancak intikam ateşi sönmedi. Aksine daha da büyüdü.

Yıllarca Süren Kanlı Çatışmalar

Hacı Izêrê Mala Evdî Dengizî’nin bu süreçte Osman Ağa’ya büyük destek verdiği anlatılmaktadır.

Yıllarca süren çatışmalarda iki taraftan da onlarca genç hayatını kaybetti.

Anneler evlatlarını, eşler kocalarını, çocuklar babalarını kaybetti.

Bir düğünde başlayan tartışma, köyleri yasa boğan büyük bir kan davasına dönüştü.

Savurlu bir kızın aşk uğruna kurduğu söylenen oyun, yalnızca iki gencin mutluluğunu değil, iki büyük gücün geleceğini de yok etti.

Dêrîş de Savur da bu çatışmalardan yorgun ve güçsüz çıktı.

Bekir Ağa Ailesinin Dağılan Hâkimiyeti

Bekir Ağa’nın ölümünden sonra ailenin hüküm sürdüğü köyler zamanla ellerinden çıkmaya başladı.

Bazı köyleri sattılar, bazı toprakları köylülere bıraktılar, bazı araziler ise zaman içinde başkalarının eline geçti.

Ailenin elinde yalnızca Dêrîş’in bir bölümü kaldı.

Mahmut Aydın’nın anlatısına göre, Kerepiçi köyünde tarlasını süren bir çiftçinin dört köşeli büyük bir taş bulduğu, taşın altında define olduğunu düşündüğü anlatılır.

Yakınlarda çalışan yaşlı bir çiftçi ise ona:

“Orası define yeri değil. Burada bir zamanlar Bekir Ağa’nın konağı vardı.”

diyerek Bekir Ağa’nın bölgedeki hâkimiyetini anlatmıştır.

Bugün toprağın altında kalan taşlar, yıkılan konakların ve unutulmaya yüz tutan bir devrin sessiz şahitleri olarak durmaktadır.

Belo Geliyor” Sözü

Osman Ağa’nın birçok kez Savur çevresine saldırması, onun adını bölgede korkuyla anılır hâle getirdi.

Osman’a “Belo” denildiği; bu kelimenin Arapçada kurt anlamında kullanıldığı anlatılır.

Savur’da annelerin uyumayan çocuklarını:

“Uyu, Belo geliyor.”

diyerek korkuttukları rivayet edilir.

Bir zamanlar babasını tuzaktan kurtarmaya çalışan genç Osman, yıllar sonra Savur’da adı çocukları korkutmak için kullanılan bir savaşçıya dönüşmüştü.

Girê Izêr Köyünün Kuruluşu

Osman Ağa’nın oğlu Izêr’in daha sonra Girê Izêr köyünü kurduğu anlatılmaktadır.

Izêr’in Tepesi veya Izêr Dağı anlamına gelen Girê Izêr, (Doruk) zaman içerisinde bir yerleşim yerine dönüştü.

Köyün Türkçe adı daha sonra Bismil Doruk olarak değiştirildi.

Girê Izêr’e Yerleşen Aile Kolu

Bekir Ağa-1865

Osman Ağa — 1880

Izêr

Mehmet

Nadir

Mahmut Aydın — 1960

Dêrîş’te Kalan Aile Kolu

Bekir Ağa — 1865

Süleyman Ağa

Mehmet Sait Ağa

Mehmet Şerif Ağa

Edip Ağa

Mehmet Şerif

Edip Aydın— 1960

Bir Devrin Acı Mirası

İşte yaklaşık bir buçuk asır önce bir düğünle başlayan bu hikâye, iki büyük ailenin ve iki güçlü bölgenin kaderini değiştirdi.

Birbirini seven iki genç kavuşamadı.

Bir baba hayatını kaybetti.

İki oğul intikam uğruna öldürüldü.

Onlarca genç, kendilerinden önce başlayan bir düşmanlığın içinde toprağa düştü.

Köyler el değiştirdi, konaklar yıkıldı, aileler dağıldı ve iki büyük güç eski hâkimiyetini kaybetti.

Geriye yalnızca aile büyüklerinin anlattığı hikâyeler, toprağın altında kalan konak taşları ve çocukları korkutmak için söylenen “Belo geliyor” sözü kaldı.

Dêrîşli Bekir Ağa’nın hikâyesi bugün yalnızca bir intikam destanı olarak değil; araştırılmadan verilen hükümlerin, kırılan gururun ve büyüyen öfkenin nelere yol açabileceğini anlatan acı bir ders olarak yaşamaktadır.

Belki de bu hikâyeden geriye kalan en büyük hakikat şudur:

Bir anlık öfke yıllarca süren düşmanlıklara, bir söz nesiller boyunca taşınan acılara dönüşebilir.

Düğün kazanlarının devrildiği o gün, yalnızca iki gencin mutluluğu değil, Barava ile Savur’un huzuru da toprağa gömülmüştür.

Not: Bu yazı, Bekir Ağa ailesinden Bismil Sinikan derneği başkanı Mahmut Doğan, Mahmut Aydın ve Edip Aydın’ın aktardığı aile anlatımları ile bölgede kuşaktan kuşağa ulaşan rivayetler esas alınarak hazırlanmıştır. Anlatılan olaylar sözlü tarih niteliğindedir.

Kaynak: Haber Merkezi