ANALİZ/ARAŞTIRMA

YAZAR: DOĞAN BAKIR

Gençlik, fon ve vitrin; üç vazgeçilmez müsahip. Ne fon gençliksiz anlamlıdır, ne gençlik vitrinsiz görünür, ne de vitrin fon olmadan ayakta kalabilir. Biri eksik olduğunda sahne kararır, afiş düşer, rapor eksik kalır. Ancak üçü bir araya geldiğinde dosyalar dolar, fotoğraflar çekilir, “başarı hikâyeleri” yazılır. Ne var ki bu hikâyelerin hiçbirinde şehrin kendisi konuşmaz.

Bu şehirde gençlik artık bir özne değil; bir kanıttır. Bir başvurunun ekinde, bir sosyal medya görselinde, bir raporun üçüncü sayfasında durur. Konuşmaz; konuşturulur. Üretmez; temsil eder. Yan yana dizilir, gülümsetilir, logoların önünde hizaya sokulur. Sonra sessizce dağıtılır. Geriye kalan sadece boş salonlar, kilitli kapılar ve “devam eden projeler”dir.

Diyarbakır’ın sokakları eskiden yankı taşırdı. Şimdi yankı yerine etiket var. Hashtag var. Şehrin belleği yavaş yavaş silinirken, her yeni proje eski bir sokağın adını yanlış yazıyor. Sur, bir mekân değil; bir arka plan. Dicle, bir nehir değil; bir kadraj. Gençlik ise bu kadrajın içine yerleştirilen geçici bir figür.

Teşbihte hata olmaz: Bu şehirde kurumlar gençliğe bakarken aynaya bakar. Gördükleri şey gençlerin ihtiyacı değil, kendi yansımalarıdır. Narcissus suya eğildiğinde nasıl kendine âşık olduysa, bu yapılar da gençliğe eğilip kendi logolarına tutulur. Gençliğin yorgunluğu, öfkesi, arayışı görünmez; çünkü bunlar rapora yazılmaz, fon kriterlerine uymaz.

Fon diliyle konuşmaya zorlanan her genç, Fanon’un tarif ettiği biçimde, kendini kabul edileceği kalıplara tercüme eder; bu bir uyum değil, kendine başkalaşmadır. Söz, niyetini kaybeder. Atölyeler çoğalır ama ustalık azalır. Etkinlikler artar ama iz bırakmaz. Her şey yapılır, hiçbir şey derinleşmez. Şehir giderek körleşir; çünkü bakmakla görmek arasındaki fark çoktan unutulmuştur.

Bu yozlaşma gürültülü değildir. Aksine, son derece düzenlidir. Takvimlidir. Bütçelidir. İyi niyetli cümlelerle başlar, sessiz tahribatlarla biter. Gençliğin enerjisi, şehrin damarlarına değil; geçici vitrinlerin spot ışıklarına akar. Ve her proje bitiminde Diyarbakır biraz daha yalnız kalır.

Asıl trajedi şudur: Bu düzen kendini “gençliği güçlendirme” diye adlandırır. Oysa güçlenen gençlik değil; kurumun dosyasıdır. Gençliğe verilen şey deneyim değil, rol; alan değil, sahnedir. Sahne kapanınca herkes evine döner. Şehir ise aynı yerde kalır, biraz daha yorgun, biraz daha sessiz.

Belki de en acı soru şudur:

Bu şehir gençliğini ne zaman gerçekten dinleyecek?

Ne zaman onu bir vitrin süsü değil, bir hakikat taşıyıcısı olarak görecek?

Çünkü gençlik malzeme değildir.

Şehir dekor değildir.

Ve Diyarbakır, sonsuza kadar başkalarının raporlarında yaşayamaz.

Kaynak: (Yazarın Köşe Yazısı)