KÖŞE YAZISI :İSLAH GÜMÜŞ
Analarımız herkesten önce uyanır; dualarla, sessiz bir telaşla evin bereketini uyandırır. Evin erkekleri, gençleri yola koyulur; toprağın, rızkın ve onurlu bir yaşamın peşine düşer. Sonra herkes kendini Dicle’nin o dingin ritmine bırakır. Bu coğrafyanın insanı güne erken başlar, ekmeğini nazlı topraktan çıkarır, çayını alın teriyle demler.
Bizim günümüz böylesine temiz, böylesine büyük bir emekle başlarken; akşamın huzuru da bir o kadar kıymetli olmalıdır. Günün yorgunluğunu atmak, dostla iki çift laf etmek, kahvehanede bir bardak tavşankanı çay içip dertleşmek elbette kültürümüzün bir parçasıdır. Esnafımızın güler yüzü, komşuluk selamı bu sokakların harcıdır; buna kimsenin söyleyecek sözü olamaz.
Ancak zamanın ve emeğin değerini kaybettiğimiz yerde, hayatımızın neşesi de bereketi de elimizden kayıp gidiyor.
Gecenin ilerleyen saatlerine kadar vakit harcayıp sabahın o güzel çalışma düzenini ve aile huzurunu yitirmek, önce kendimize sonra da evlatlarımıza yaptığımız bir haksızlıktır. Okey masalarında geçen her saat, evde yolumuzu gözleyen eşimizin sohbetinden, çocuğumuzun başını okşayacağımız o kıymetli andan çalınmaktadır.
Fakat asıl içimizi yakan, karanlık kuyularda kaybettiğimiz canlarımızdır…
Bugün etrafımıza baktığımızda; kısa yoldan para kazanma hırsının, kolay yoldan zengin olma hayallerinin ve bunlara zemin hazırlayan faiz ile tefecilik belasının kaç yuvayı söndürdüğünü görmüyor muyuz? Kolay kazanç vaadiyle kurulan tuzaklar; ana-baba duasıyla büyüyen gençleri, evinin rızkını kazanmaya çalışan insanları yutup gidiyor. Kaç ocak söndü bu yüzden? Kaç insan, başkalarının kurduğu bu haram düzen içinde varını yoğunu, en önemlisi de onurunu ve geleceğini kaybetti?
Helal alın terinin yerine konulmaya çalışılan her karanlık hesap, toplumsal dokumuzda onarılması güç yaralar açıyor. Oysa bu toprakların insanına yakışan; haksız kazanca tamah etmeden, kestirme yollara sapmadan, kendi emeği ve alnının akıyla ayakta durmaktır. Ne kahve masalarında zamanı sabaha devirmek ne de tefecilik cenderesinde huzurumuzu satmak bu halkın kaderi değildir.
Gelin, hem gecemize hem gündüzümüze hem de helal ekmeğimize sahip çıkalım. Kahvehanelerimizi kaçış noktası değil, dostluk durağı yapalım; evimizi ise gerçek huzurun kalesi bilelim.
Unutmayalım ki; bu toprakların en büyük zenginliği ne yüksek binaları ne de haksız servetleridir. Bizim asıl zenginliğimiz; sabaha umutla uyandıran helal emeğimiz, yan yana duran dayanışmamız ve Dicle’nin sularıyla büyüyen güzel geleceğimizdir.
Emeğin, dürüstlüğün ve alnı açıklığın aydınlattığı yarınlarda buluşmak dileğiyle…
Saygılarımla…
İslah Gümüş



