Eski HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, katıldığı bir programda Amedspor ve Diyarbakır’ın tarihi isimleri üzerinden yürütülen tartışmalara ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
İndependent indytürk internet sitesinde yaptığı röportajında
iş öyle bir noktaya geldi ki, "Bir deli bir kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz" örneğinde olduğu gibi dallandı budaklandı.
bugün daha çok, yani işin sonunda "Amed", "Amid", "Diyarbekir", "Diyarbakır"kelimeleri ve bu kelimeler üzerinden oluşturulan algılar üzerine gelmek istiyorum.
Mesela bin küsur yıllık "Diyarbekir" ismi, 1937 Kasım ayında Mustafa Kemal’in Diyarbakır ziyaretinde ne olduysa bir anda "Diyarbakır" oldu.
Şimdi gelelim bu Amid, Amed, Diyarbekir, Diyarbakır isimlerine.
Her ne hikmetse bizim Kürt ulusalcılığı da Diyarbekir kelimesinden alerji duyuyor.
Niye?
İşte efendim "Diyar-ı Bekir", Bekir bin Vail, bir Arap aşiretinin reisi… Tarihte burası o Arapların diyarı anlamında "Diyar-ı Bekir" denilmiş. Biz bunu unutturalım.
Peki ne koyalım yerine?
Mustafa Kemal’in koyduğu Diyarbakır da olmaz.
Bula bula Amed’i buldular.
Amed’in de aslını da yanlış söylüyorlar.
Hatta daha da geriye gidersek Süryanice "Amid".
Yani Kürtçeyle, Kürtlerle direkt bir alakası yok.
Şimdi kısaca önce bu Amed ve Diyarbekir mevzusunu anlatıp size devam edeceğim.
Diyarbekir çok kısa bir anlatımla bütün bir bölgenin adı.
Eğer bir bölge takımından bahsedeceksek, bir temsilen bahsedeceksek Diyarbekir ismi bölgenin adı "Amed", doğrusu "Amid", kökü ise "Omid" olan, bu ise Diyarbakır Suriçi’nin, yani şu anki Diyarbakır Kaleiçi’nin tarihteki adıdır.
Bu konuda çok kısa bir iki şey daha söyleyeyim.
İlk olarak "Amid" ismine, "Amida" ismine MÖ.1300 yıllarında Asur Kralı Adad-Nirari’nin kitabelerinde rastlıyoruz.
Ve o günden bugüne şehirde hiçbir zaman, -bakın bunun altını çiziyorum, bütün cahiller şimdi feryat figan edecekler, etsinler… Bir şey biliyorsa gelip anlatsınlar- MÖ 1300 yılından bugüne kadar Amid yani Diyarbakır Suriçi, Kaleiçi hiçbir zaman kültür, müzik, sanat ve edebiyat anlamında bir Kürt şehri olmadı.
İslami dönemde de böyleydi.
O dönemde Bizans idaresinde Ermeni ve Süryani ağırlıklıydı.
"Yahu nereye gidiyorsun, 1400 sene geriye niye gidiyorsun? Gel yakına…" derseniz, Osmanlıların eline geçtiği 1518 senesindeki tahrir defterlerine göre Diyarbakır şehir merkezinin toplam nüfusu şöyle:
- 1220 hane Müslim. (Burada Kürt, Türk, Arap tasnifi yok; sadece "Müslim" diye belirtilmiş)
- Gayrimüslim yani Ermeni, Süryani, Yahudi… 1093.
Yani şehrin yüzde 52,5’i Müslüman, yüzde 47,5’i gayrimüslim.
1540’taki defterlerde bu tam tersine dönüyor.
O yüzde 47,5’a yüzde 52,5 dengesi neredeyse yüzde 65 gayrimüslim, yüzde 35 Müslim’e geliyor.
O da bölgedeki gayrimüslimlerin sanat, kültür, güvenlik ve ticaret nedeniyle şehir merkezine yerleşmesiyle ilgili.
"Yahu geç onu da gel yakına…"
1869 Osmanlı nüfus sayımına göre yine Diyarbakır şehir içinin nüfusu 22 bin küsur.
Bunun yüzde 53,5’i yani yüzde 54’ü gayrimüslim, kalan yüzde 46’sı Müslüman.
Tarih boyunca dediğim gibi Diyarbakır eğer bir Kürt kimliğinden temsili ortaya koyarsanız Suriçi hiçbir zaman, tekrar söylüyorum, kültür, sanat, müzik, edebiyat anlamında bir Kürt şehri olmadı.
Cizre bir Kürt şehridir.
Silvan, Meyafarqin bir Kürt şehridir.
"Bazit" Doğubayazıt bir Kürt şehridir.
Folkloruyla, tarihiyle, edebiyatıyla, Ahmedê Xanî’siyle, Mem û Zîn’iyle, Qewis Agası’yla, Hasan Cizrevî’siyle, Mela Cizîrî’siyle… sayabiliriz.
Bunu bilmeden "Med", "Amed" -ki tekrar söylüyorum bu da muharref, yani bozulmuş şeklidir, aslı bütün belgelerde "Amid"tir.
Çok daha gerisi Asurlar ve Süryaniler döneminde ise "Omid"tir.
İşte "Amed" dersen Kürtlüğü temsil ediyor, Diyarbakır dersen "tukaka".
Gelelim Diyarbekir’e.
Diyarbekir ne?
Diyarbekir de bazılarının zannettiği gibi İslami dönemin bir ismi değil.
İslam’dan evvel Arap aşiretleri Urfa’ya, Harran’a, Nusaybin Ovası’na, Cezire düzlüklerine, Musul tarafına geliyorlar.
Şammarlar, Taylar, Tağlibiler, Şeybaniler…
Biraz tarih okuyun.
Bakın, Meydan Larousse’a bakın, Britannica’ya bakın, İslam Ansiklopedisi'ne bakın.
O dönemde bütün tarihçiler bölgeyi üçe ayırmışlar:
Musul tarafına "Diyar-ı Rabia" demişler.
Nusaybin’den başlayarak, Cizre’den başlayarak Diyarbekir merkez olmak üzere bugünkü Batman ve Mardin’e de "Diyar-ı Bekir" demişler.
Rakka ve Urfa tarafına da "Diyar-ı Mudar" demişler.
1400 sene evvelki vakayinamelerde bile bunlar var.
İşte hikâyenin aslı bu.
Yani Amid, Omid, Diyarbekir'in Suriçi; Diyarbekir ise çok daha geniş bir bölgenin adı.
300–400 sene öncesinden başlamak üzere Diyarbekir şehir merkezine Amid de, yaygın olarak Diyarbekir denilmeye başlanmış.
Yani hâlâ işte Kurmancîde de, Zazakîde de, Arapçada da "Ben Diyarbekir'e gidiyorum" deniyor.
Hatta devletler biraz takılır; onlar "Ciyarbakır" derler.
Ceylan söylerler.
İşin özeti bu.
Amedspor’un başarısının kent adına önemli olduğunu kaydeden Tan, tartışmaların futbolun ve sporun birleştirici yönüne zarar vermemesi gerektiğini belirterek, “Kimlikleri çarpıştırmayalım, her şeyi kendi tarihi ve kültürel zemini içerisinde değerlendirelim” ifadelerini kullandı.





