Köşe Yazısı: Abdulmenaf Çelebi

Bismil’in bereketli toprakları, tarih boyunca tahıl deposu umut ve geçim kapısı olmuştu. Ancak geçtiğimiz gün sanayide esnaf olan Enis Dalgıç’ın yöneticisi dostum İsmet Demirtaş’ı ziyaret ettiğimde gördüğüm tablo, bu bereketin artık sofralara yansımadığını gösteriyordu.

Samimi bir muhabbetle "İşler nasıl?" diye sordum. Oysa ne çare ki, ağzından dökülenler bir esnafın değil, bu toprakların evlatları olan halkın ortak çığlığıydı. Masanın üzerinde duran çay soğudu, ama o anlatmaya devam ediyordu. “Zincirin ilk halkası olan çiftçi kazanamıyor” dedi Demirtaş, “biz de zincirin bir halkası olarak, bırak birikim yapmayı günü bile kurtaramıyoruz.”

Oysa alın terinin, nasırlı ellerin ve güneşin kavurduğu yüzlerin vatanı Bismil, bereketli topraklarıyla anılır. Ama bugün o toprakları işleyen emektar çiftçilerimiz, maalesef emeğinin karşılığını alamıyor.

Birikim yapmayı bırakın, günü kurtarmak bile imkânsız hale gelmiş. TÜİK’in masa başında çizdiği tablolar, kişi başına düşen milli gelir rakamları, sahadaki bu gerçeği örtmeye yetmiyor. Çünkü rakamlar değil, halkın yüzündeki yorgunluk ve umutsuzluk konuşuyor.

Bugün esnafın, çiftçinin, işçinin ortak derdi aynı: “Yarına umutla bakabilmek.” Ama tünel uzadıkça ışık görünmüyor.

Tarihe şöyle bir göz atalım: Marifet, lüks araçlarda veya ihtişamlı saraylarda olsaydı, Hazreti Ömer (r.a.) halifelik döneminde halk gibi halk arasında, çarşıda pazarda dolaşmaz, yükünü kendi sırtında taşımazdı. Onun adaleti ve tevazuu, yönetilenlerin dertlerini en yakından hissetmekten geçerdi. Bizim bugün ihtiyacımız olan da tam olarak bu: Yönetenlerin, kriz masasında değil, çarşıda, pazarda, tarlada, atölyede dert dinlediği bir anlayış.

Bismil’in zinciri kopmak üzere. Çiftçi kazanmazsa esnaf ayakta kalamaz, esnaf ayakta kalmazsa toplum nefes alamaz. Bu zinciri yeniden onarmak için masa başı rakamlardan değil, halkın gerçek sesinden yola çıkmak gerekir. Çünkü umut, ancak halkın alın teriyle yeniden filizlenir.

Muhabir: Abdulmenaf Çelebi