KÖŞE YAZISI
Abdullah İslamoğlu
Burası Bismil. Nehrin adı Dicle.
Dicle, yalnızca içinden su geçen bir yatak değil; Mezopotamya’nın hafızası, bölgenin doğal ve tarihî mirasıdır. Peki bugün Bismil’de Dicle kıyısına gidenler nasıl bir manzarayla karşılaşıyor? Çöpler, otomobil lastikleri, çamur yığınları, nehir yatağında biriken otlar ve çevreden geldiği belirtilen akıntıların oluşturduğu rahatsız edici kokular…
Bu tablo yalnızca görüntü kirliliği meselesi değil. Asıl soru şu: Bismil, sahip olduğu bu büyük doğal değeri neden yaşamın bir parçası hâline getiremiyor?
Porsuk bize ne anlatıyor?
Eskişehir’de Porsuk Çayı, yürüyüş alanları, köprüleri ve çevresindeki düzenlemelerle kent yaşamının tanınan simgelerinden biri hâline geldi. Elbette Porsuk ile Dicle aynı özelliklere ve koşullara sahip değil. Her nehrin kendine özgü ekolojik dengesi, korunması gereken doğal yapısı ve farklı ihtiyaçları var.
Ancak bu örnek, üzerinde düşünmeye değer bir soruyu gündeme getiriyor: Bir şehir, içinden geçen suyu yaşam alanına dönüştürebiliyorsa Bismil de Dicle’nin sunduğu imkânları kendi koşullarına göre değerlendiremez mi?
Dicle kıyılarında doğaya uygun yürüyüş yolları, ağaçlandırılmış dinlenme noktaları ve temiz piknik alanları oluşturulamaz mı? Nehrin tarihini ve doğal yaşamını anlatan bilgilendirme panoları yerleştirilemez mi? Güvenli ve çevresel açıdan uygun bölgelerde doğa gezileri ya da kültürel etkinlikler düzenlenemez mi?
Bunlar hemen hayata geçirilecek basit işler değil; bilimsel inceleme, planlama, yatırım ve kurumlar arası iş birliği gerektiren projeler. Ancak bir şehrin geleceğini düşünmek, önce doğru soruları sormakla başlar. Amaç başka bir kenti taklit etmek değil, Bismil’in kendi değerini keşfetmesidir.
Önce kirliliğin kaynağı belirlenmeli
Nehir yatağında ve kıyısında biriken atıklar su ekosistemi ve canlı yaşamı açısından risk oluşturabilir. Kıyılardaki çöp ve çamur, çevreyi olumsuz etkilerken insanların bu alanlarda vakit geçirme isteğini de azaltıyor.
Kanalizasyon kaynaklı bir akıntı şüphesi varsa, yalnızca temizlik yapmak yeterli olmaz. Akıntının kaynağı belirlenmeli, gerekli numuneler alınmalı ve teknik incelemeler yapılmalı. Çünkü kalıcı bir çözüm, sorunun nereden kaynaklandığını anlamaktan geçer.
Dicle kıyılarında düzenli temizlik yapılıyor mu? Atıkların yeniden birikmesini önleyecek denetim ve bilinçlendirme çalışmaları var mı? Kokuya neden olan akıntıların kaynağı tespit edildi mi? İlgili kurumlar ortak bir çalışma yürütüyor mu?
Bu sorular bir suçlama değil, kamu yararı için sorumluluk çağrısıdır. Bir şehrin içinden geçen nehir, arka bahçesi değil; herkesin ortak mirasıdır.
Önce temizlik, sonra koruma, ardından düzenleme
Bismil’in Dicle kıyıları için atılacak adımların sırası belli: Önce mevcut durum bilimsel olarak incelenmeli; çöpler, kirlilik kaynakları ve bakımsız alanlar tespit edilmeli. Ardından düzenli temizlik ve denetim sağlanmalı, atık su kaynaklı sorunlar varsa giderilmeli. Sonrasında da nehrin doğal yapısını koruyan bir kıyı iyileştirme planı hazırlanmalı.
Uygun bölgelerde yürüyüş ve dinlenme alanları, ağaçlandırılmış bölümler ve doğayı tanımaya yönelik çalışmalar yapılabilir. Ancak Dicle’nin her yerini betonla kaplamak, doğal yatağını değiştirmek ya da kıyıları gelişigüzel yapılaşmaya açmak çözüm değildir. Taşkın riski, su kalitesi, doğal yaşam ve kıyı yapısı dikkate alınmalı; uzmanların görüşü ve ilgili kurumların izinleri doğrultusunda hareket edilmelidir.
Böyle bir dönüşüm yalnızca vatandaşların yaşam kalitesini artırmaz. Yerel esnafa, yeme içme işletmelerine ve Bismil’in tanıtımına da katkı sağlayabilir. Bir nehrin kıyısını güzelleştirmek, aynı zamanda şehrin sosyal ve ekonomik hayatına yeni imkânlar kazandırmaktır.
Dicle Bismil’den geçiyor; peki Bismil Dicle’ye ne katıyor?
Bismil’de yaşayanlar bir gün Dicle kıyısına gittiklerinde çöp yığınları yerine temiz bir çevreyle karşılaşsa… Çocuklar doğayı güvenli alanlarda tanısa, aileler ağaçların gölgesinde dinlense, yaşlılar rahatça yürüyüş yapabilse… Şehre gelenler Dicle’yi yalnızca akan bir su olarak değil, özenle korunmuş bir doğal miras olarak görse…
Bismil bundan ne kaybeder? Aksine, hem bugünü hem de geleceği için çok şey kazanır.
Dicle, Bismil’in içinden akıp gitmeye devam ediyor. Değişmesi gereken, nehrin varlığı değil; ona bakışımız ve kıyılarında kurduğumuz yaşamdır. Yerel yöneticilere, ilgili kamu kurumlarına ve tüm Bismillilere çağrımız şudur: Dicle’yi yalnızca içimizden geçen bir nehir olarak görmeyelim. Onu koruyalım, temizleyelim ve Bismil’in ortak yaşamına kazandıralım.
Çünkü Dicle’nin kıyısında yaşayan bir şehrin, Dicle’ye sırtını dönerek geleceğini kurması düşünülemez.




