Yedi yıl önce Eyüp Sultan Camisi’nin avlusunda hüzünlü bir veda vardı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şule Yüksel Şenler’in tabutuna omuz verirken Emine Erdoğan da yıllarca “Şule abla” diye seslendiği manevi büyüğünü son yolculuğuna uğurluyordu.
Aradan yedi yıl geçti. Ancak bazı ayrılıklar, takvim yaprakları eskidikçe uzaklaşmıyor. Söylenen bir sözde, açılan bir yolda, dokunulan bir hayatta yeniden hatırlanıyor.
Emine Erdoğan’ın 28 Ağustos 2026’da yayımladığı mesaj da böylesine derin bir hatıranın izlerini taşıyordu. Erdoğan, Şule Yüksel Şenler’i “sözünü cesaretle söyleyen, kalemine inancıyla yön veren” bir isim olarak anlattı. Değerlerinden taviz vermeden açtığı yolun bugün de nice yüreğe umut ve kararlılık aşıladığını belirtti.
Mesajının sonunda ise yılların eksiltemediği sevgi, hasret ve minneti iki kelimeye sığdırdı:
“Şule abla…”

Genç Emine’ye başörtüsünden önce bir duruş gösterdi
Emine Gülbaran’ın Şule Yüksel Şenler’le yolu 1960’lı yılların sonunda kesişti. Henüz gençlik yıllarındaydı. İnancını yaşarken toplumsal hayatın içinde nasıl yer alabileceğinin cevabını arıyordu.
Karşısında kendinden emin, bilgili, zarif ve güçlü hitabetiyle kalabalıklara seslenebilen bir kadın vardı. Şenler’in şehirli giyim anlayışı ve inancından taviz vermeyen duruşu, genç Emine üzerinde derin izler bıraktı.
Şule Yüksel Şenler, ona yalnızca başörtüsünü nasıl taşıyacağını değil, o başörtüsünün altında nasıl dimdik durulacağını da gösterdi.
Emine Erdoğan, yıllar sonra Şenler’i; inancından vazgeçmeden toplum içinde var olmak isteyen Müslüman kadınlar için güçlü bir örnek olarak anlatacaktı.
İdealist Hanımlar Derneği’nde başlayan beraberlik, zamanla öğretmen ile öğrenci arasındaki ilişkinin ötesine geçti. Şenler, Emine Gülbaran için “Şule abla”; Emine ise onun yetişmesine katkıda bulunduğu manevi kızlarından biri oldu.
Bu bağ, yalnızca genç bir kadının hayatına yön vermekle kalmayacak, kurulacak bir yuvanın da ilk adımına dönüşecekti.
Tepebaşı’nda başlayan hayat arkadaşlığı

Takvimler 1977’yi gösteriyordu.
İstanbul’daki Tepebaşı Gazinosu’nda Milli Selamet Partisi’nin geniş katılımlı bir toplantısı düzenlenmişti. Genç Recep Tayyip Erdoğan kürsüde programı sunuyor, güçlü sesiyle şiirler okuyordu. Emine Gülbaran ise Şule Yüksel Şenler’le birlikte ön sıralarda oturuyordu.
Şenler’in yıllar sonra aktardığı hatıraya göre iki genç arasında daha ilk karşılaşmada karşılıklı bir ilgi oluştu. Emine Gülbaran’ın heyecanını fark eden Şenler, ona dönerek, “Ne oldu, yüzün kızardı?” diye sordu.
Emine Gülbaran da toplantıdan önce gördüğü bir rüyayı anlattı. Rüyasında, krem renkli takım elbisesiyle kürsüde duran genci gördüğünü söyledi. Bu ayrıntı, Şenler’in hatıra anlatımı olarak kaynaklara geçti.

Toplantının ardından Şule Yüksel Şenler, iki tarafla da konuştu. Birbirinden habersiz iki kalbin arasında sessiz bir köprü kurdu. Ailelerin de devreye girmesiyle başlayan süreç, 4 Temmuz 1978’de kıyılan nikâhla tamamlandı.
Recep Tayyip Erdoğan, yıllar sonra o ilk karşılaşmayı anlatırken, “Biz bir âşık olduk, pir âşık olduk” ifadelerini kullandı. Ailesiyle kız istemeye giderken çikolatalı baklava götürdüklerini ve heyecandan yüzünün kızardığını da tebessümle anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2022’de yaptığı açıklamada Şenler’in kendisinin ve eşinin özel hayatında müstesna bir yere sahip olduğunu belirterek evliliklerine vesile olduğunu söyledi.
Emine Erdoğan ise Şenler’in vefatından sonra taşıdığı gönül borcunu şu sözlerle dile getirdi:
“Her gün şükrettiğim evliliğimize vesile olduğu için özel olarak ona çok büyük bir şükran borçluyuz.”

Terzi tezgâhından bir neslin hafızasına
Şule Yüksel Şenler’in hikâyesi, yalnızca bir başörtüsü modelinin değil; uğruna bedel ödenen bir inanç ve özgürlük mücadelesinin hikâyesiydi.
1938’de Kayseri’de dünyaya gelen Şenler, annesinin hastalığı ve ailesinin yaşadığı ekonomik sıkıntılar nedeniyle ortaokulu bırakmak zorunda kaldı. Bir terzinin yanında çalışmaya başladı.
O terzi tezgâhında öğrendiği çizgi, dikiş ve tasarım, yıllar sonra yalnız kumaşa değil, bir kuşağın hafızasına da işlenecekti.
Henüz 14 yaşındayken hikâyeleri yayımlanmaya başlayan Şenler, 1965’te tesettüre girdi. 25 Ocak 1967’de kaleme aldığı “İslam Kadınına Hitap” başlıklı yazısı, Yeni İstiklal gazetesinin manşetinde yer aldı.
Ardından şikâyetler, soruşturmalar ve mahkeme salonları geldi. Ancak karşısına çıkarılan hiçbir engel, onun sözünü geri almasına yetmedi.
Anadolu’yu şehir şehir dolaştı. Konferans salonlarında ve meydanlarda binlerce kadına seslendi. İnancıyla toplumun içinde var olmak isteyen kadınlara cesaret aşıladı.
Kendine özgü başörtüsü bağlama biçimi genç kızlar arasında yaygınlaşarak “Şulebaş” adıyla anılmaya başladı. Terzi tezgâhında biçimlenen bu model, zamanla bir giyim tarzının ötesine geçti; başörtülü kadının eğitimde ve toplumsal hayatta yer alma iradesinin sembollerinden biri oldu.

Cezaevi susturamadı, kelimeleri evlere ulaştı
Şule Yüksel Şenler, savunduğu düşünceler nedeniyle ağır bedeller de ödedi.
1971’de dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a hitaben yayımladığı mektup nedeniyle “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla Bursa Cezaevi’ne konuldu. Bir süre sonra çıkarılan affı kabul etmeyerek cezasını tamamladı.
Parmaklıklar onun bedenini bir süreliğine dört duvar arasında tutsa da kalemine ve sesine engel olamadı.
Cezaevinden çıktıktan sonra yeniden konferanslarına ve yazı hayatına döndü. Meydanlarda anlattığı düşünceler, “Huzur Sokağı” romanıyla evlerin içine ulaştı. Onun sesini hiç duymayan insanlar bile yazdıklarında kendi sorularını, mücadelelerini ve umutlarını buldu.
Şenler, böylece yalnızca kürsülerden konuşan bir isim değil, kelimeleriyle insanların hayatına dokunan bir yol gösterici oldu.
Hastane odasının kapısında unutulmayan vefa
Hayatının son 15 yılı, çeşitli hastalıklarla mücadele içinde geçti.
Haziran 2015’te akciğerlerinden kaynaklanan solunum sıkıntısı ve böbrek rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Recep Tayyip Erdoğan ile Emine Erdoğan, Azerbaycan ziyaretinin ardından İstanbul’a döner dönmez Şenler’in tedavi gördüğü hastaneye gitti.
Basına kapalı gerçekleşen ve yaklaşık bir saat süren ziyarette Erdoğan çifti, doktorlardan Şenler’in sağlık durumu hakkında bilgi aldı.
Bir zamanlar yuvalarının kurulmasına vesile olan “Şule abla”, hayatının en zor günlerinde yalnız bırakılmadı.
Şenler, 2019’un ocak ayında akciğer enfeksiyonu nedeniyle yeniden yoğun bakıma alındı. Aylar süren ağır tedavinin ardından 28 Ağustos 2019’da, 81 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Bu kez buluşma yeri bir toplantı salonu veya hastane odası değil, Eyüp Sultan Camisi’nin avlusuydu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şenler’in tabutuna omuz verdi ve cenaze aracına binerek defin yerine kadar eşlik etti. Emine Erdoğan ise manevi büyüğüne, “Yerin hiç dolmayacak” sözleriyle veda etti.
Yıllar önce kurulmasına vesile olduğu yuvanın iki ferdi, son yolculuğunda da Şule Yüksel Şenler’i yalnız bırakmadı.

Vefa bir vakfa, hatırası binlerce umuda dönüştü
Şule Yüksel Şenler’in ardından gösterilen vefa, yalnızca cenaze töreni ve anma mesajlarıyla sınırlı kalmadı.
Definden sonra Erdoğan çifti, Şenler’in adının yaşatılması amacıyla müze ve kütüphane için düşünülen binada incelemelerde bulundu. 2020’de kurulan Şule Yüksel Şenler Vakfının onursal başkanlığını Emine Erdoğan üstlendi. Vakfın Eyüpsultan’daki hizmet binası ise 2023’te açıldı.
Eğitimlerden kültür programlarına, sergilerden meslek atölyelerine kadar yürütülen çalışmalarla Şenler’in adı yalnızca bir tabelada değil, insanların hayatında yaşatılmaya başlandı.
Bu mirasın en somut örneklerinden biri deprem bölgesinde görüldü. Vakıf, 2026 itibarıyla depremden etkilenen 11 ilde 17 tekstil ve 15 kuaförlük olmak üzere toplam 32 eğitim ve meslek atölyesine ulaştı.
Atölyelerde 750 kadın eğitim alırken, üç yıl içinde yaklaşık bin 800 kursiyer eğitimini tamamlayarak resmî belge almaya hak kazandı.
Bir zamanlar terzi tezgâhının başında kendi başörtüsünü tasarlayan genç Şule’nin adı, bugün deprem bölgesindeki dikiş makinelerinin sesinde, meslek öğrenen kadınların emeğinde ve hayata yeniden tutunan ailelerin umudunda yaşamaya devam ediyor.
Bir toplantı salonunda iki gencin yollarını birleştiren Şule Yüksel Şenler, mücadelesiyle de binlerce kadının önünde yeni yollar açtı. Hastalandığında yalnız bırakılmadı, vefat ettiğinde tabutuna omuz verildi, ardından adı bir vakfa ve iyilik hareketine dönüştürüldü.
Bu nedenle Emine Erdoğan’ın yedi yıl sonra kaleme aldığı mesaj, sıradan bir yıl dönümü paylaşımından çok daha fazlasıydı.
O mesaj; manevi bir kızın “Şule ablasına” gönderdiği, içinde özlem, minnet ve yarım asırlık hatıralar taşıyan gecikmeyen bir vefa mektubuydu.
Çünkü bazı insanlar bu dünyadan ayrılır, fakat açtıkları yollar kapanmaz. Dokundukları hayatlar, yetiştirdikleri insanlar ve geride bıraktıkları iyilikler var oldukça ışıkları sönmez.
Araştırma yapan: Musa ÇELEBİ





