İnsanlık tarihi boyunca kitlesel kıyımlara yol açan, şehirlerin ve köylerin nüfusunu eriten pek çok salgın hastalık, günümüz tıp teknolojisi ve modern pharmacology sayesinde artık sadece tek bir iğne veya birkaç günlük ilaç tedavisiyle saniyeler içinde kontrol altına alınabilen basit sağlık sorunlarına dönüşmüş durumdadır. Çok değil, bundan bir asır öncesine kadar tedavi imkanlarının yetersizliği ve biyolojik mekanizmaların tam çözülememesi nedeniyle çaresizlikle karşılanan bu tablolar, bilhassa Güneydoğu Anadolu coğrafyasında ve Dicle Nehri’nin hayat verdiği Bismil Ovası gibi sulak ve nemli tarım sahalarında toplumsal hayatı derinden sarsan büyük felaketler olarak tarihe kazınmıştır.
Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında Bölge genelinde en büyük sağlık krizlerinden biri, halk arasında "lekeli humma" olarak bilinen tifüs ile bataklık ve durgun suların yaygın olduğu Dicle havzasında adeta kader haline gelen sıtma salgınlarıydı. Birinci Dünya Savaşı döneminde bölgedeki askeri sevkiyatlar ve göç yolları üzerinde bulunan Diyarbakır ve çevresinde tifo, tifüs ve veba vakaları binlerce insanın hayatını kaybetmesine yol açarken, tarlalarda çalışan üreticiler için ufak bir çizik veya topraktan bulaşan tetanos dahi kasılmalar içinde geçen sancılı bir ölüme davetiye çıkarıyordu.
Bunun yanı sıra, "ince hastalık" olarak adlandırılan verem (tüberküloz), antibiyotik öncesi çağda çaresi bulunamadığı için insanları yıllarca eritiyor; çocuk ölümlerinin ana nedenlerinden biri olan difteri ile bölgede göz körlüklerine yol açan trahom hastalığı toplumsal bir trajdeye dönüşüyordu. Nitekim 1930'lu ve 1940'lı yıllarda Bismil ve çevresini de kapsayan Genişletilmiş Sıtma ve Trahom Mücadele Bölgesi'nin kurulması, bölge insanının bu amansız mikroorganizmalar karşısında verdiği tarihi mücadelenin en somut belgelerinden biridir.
Alexander Fleming’in penisilini keşfi ve ardından geliştirilen aşı ile sentetik antibiyotik jenerasyonları, geçmişte Bismil de çiftçiden şehirdeki vatandaşa kadar herkesin korkulu rüyası olan bu hastalıkların seyrini tamamen değiştirmiştir.
Eskiden yakalananın kurtulma şansının mucizelere bağlandığı tifo, verem ve tetanos gibi bakteriyel kökenli rahatsızlıklar; bugün herhangi bir sağlık kuruluşunda uygulanan tek bir doz antibiyotik enjeksiyonu veya koruyucu aşı protokolüyle dakikalar içinde etkisiz hale getirilmektedir. Tıp biliminin katettiği bu devasa mesafe, geçmişte Diyarbakır coğrafyasında büyük acılara sebep olan çaresiz hastalıkları günümüzde sadece tarih kitaplarında yer alan geçici birer sağlık vakası seviyesine indirmiştir.

