Valilik Şeref Defteri’ne atılan imzalar ve verilen hatıra fotoğrafları elbette önemlidir. Ancak Diyarbakır iş dünyasının asıl beklediği imza; yatırım kredisinin, borç yapılandırmasının ve işletme sermayesi desteğinin altında olacak imzadır.

Çünkü Diyarbakır’ın artık güzel sözlerden çok, uygulanabilir ve uzun vadeli finansman modellerine ihtiyacı var.

250 başvuru ne anlatıyor?

“İş Dünyası Finans Buluşması” öncesinde 250 firmanın kamu bankalarıyla birebir görüşmek için başvurması, sıradan bir katılım rakamı değildir. Bu sayı, kentteki finansman ihtiyacının ne kadar büyüdüğünü açıkça gösteriyor.

Diyarbakır’daki işletmeler yüksek faiz, kısa vade, yetersiz kredi limiti, ağır teminat şartları ve düşük ekspertiz değerleriyle mücadele ediyor. Üretim yapmak isteyen sanayici makine yatırımını erteliyor, çiftçi hasat dönemine uygun kredi bulamıyor, esnaf işletme sermayesini çevirmekte zorlanıyor.

Birçok firma krediye ulaşamadığı için büyüme planından vazgeçiyor. Bazıları da merkezini başka şehirlere taşıyor. Bir şirketin Diyarbakır’dan ayrılması yalnızca bir vergi levhasının taşınması değildir. O şirketle birlikte istihdam, sermaye, ihracat ve gelecek umudu da şehirden uzaklaşıyor.

Bu nedenle 250 firmanın talebi dosyalarda bekletilmemeli. Her başvurunun sonucu takip edilmeli; kaç işletmeye kredi verildiği, kaç borcun yapılandırıldığı ve kaç yatırımın yeniden başladığı kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Bir milyar liralık limit sözde kalmamalı

Toplantının en dikkat çekici açıklamalarından biri, KGF destekli KOBİ kefaletinden kalan 1 milyar TL’lik limitin Diyarbakır’a yönlendirileceğinin belirtilmesiydi.

Bu, kent ekonomisi açısından önemli bir fırsattır. Ancak limitin açıklanması tek başına yeterli değildir. Önemli olan bu kaynağın hangi şartlarla, hangi sektörlere ve kaç işletmeye kullandırılacağıdır.

Kadın ve genç girişimcilere öncelik verilmesi değerlidir. Bunun yanında üretim yapan, istihdam sağlayan, ihracat hedefleyen ve yeni yatırım planlayan işletmelerin de desteklenmesi gerekir.

Kamu bankalarının faiz oranlarında 2-3 puanlık indirime gideceği açıklaması da iş dünyası açısından umut vericidir. Fakat politika faizindeki veya banka faizlerindeki düşüşün dosya masrafı, komisyon ve diğer ek maliyetlerle yeniden yükseltilmemesi gerekir.

İş insanının ihtiyacı yalnızca düşük görünen bir faiz oranı değil; başından sonuna kadar açık, öngörülebilir ve ödenebilir bir finansman paketidir.

Yapılandırma sözü önemli

Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar’ın, iyi niyetli ve ödeme kabiliyeti bulunan firmaların likidite ve yapılandırma taleplerine çözüm getirileceğini açıklaması da son derece önemlidir.

Ekonomik sıkıntı yaşayan her işletme başarısız değildir. Bazen yüksek faiz, daralan pazar, geciken tahsilat veya beklenmeyen maliyet artışları sağlıklı bir şirketi bile ödeme güçlüğüne düşürebilir.

Böyle dönemlerde bankaların görevi, üretim yapan işletmenin kapısına kilit vurmak değil, yaşayabilir firmayı yeniden ayağa kaldırmaktır. Doğru bir yapılandırma hem bankanın alacağını korur hem de üretimin ve istihdamın devamını sağlar.

Halkbank’ın sahada daha aktif olacağı yönündeki açıklaması da esnaf ve KOBİ’ler için karşılık bulmalıdır. Bunun yolu bölge müdürlüklerinin yetkilerini artırmaktan ve karar süreçlerini hızlandırmaktan geçiyor. Diyarbakır’daki bir işletmenin şartlarını, Ankara’daki bir dosyadan çok kentteki banka yöneticisi bilir.

TOBB’a büyük sorumluluk düşüyor

TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’nun kamu bankalarının genel müdürleriyle birlikte Diyarbakır’a gelmesi önemlidir. Ancak TOBB’un görevi toplantıyı düzenlemekle sona ermemelidir.

TOBB, verilen sözlerin takipçisi olmalı; odalar, bankalar ve firmalar arasında sürekli çalışan bir izleme mekanizması kurmalıdır. Birkaç ay sonra yeniden değerlendirme toplantısı yapılarak hangi sözün ne ölçüde yerine getirildiği açıklanmalıdır.

Hisarcıklıoğlu’nun Diyarbakır’a kazandırılan iki okul ve bir spor salonundan söz etmesi, TOBB’un ülke genelindeki eğitim tesisi hedefini açıklaması da kıymetlidir. Çünkü kalkınma yalnızca krediyle olmaz. Eğitimli insan gücü, mesleki yeterlilik ve nitelikli genç nüfus olmadan finansman tek başına kalıcı başarı getirmez.

Bu nedenle TOBB’un eğitim yatırımları ile kamu bankalarının finansman imkânları aynı kalkınma hedefinde buluşturulmalıdır.

Diyarbakır ayrıcalık değil, hakkını istiyor

Diyarbakır’ın güçlü tarımı, gelişen sanayisi, genç nüfusu, lojistik imkânları ve bölge ülkelerine açılan ticaret potansiyeli bulunuyor. Kentin talebi karşılıksız para veya ölçüsüz bir ayrıcalık değildir.

Diyarbakır, sahip olduğu potansiyelin görülmesini ve ürettiği değer oranında finansmana ulaşmayı istiyor.

Şimdi kamu bankalarına, TOBB’a, odalara ve yerel yöneticilere önemli bir sorumluluk düşüyor. Verilen sözler uygulamaya dönüşürse bu buluşma Diyarbakır ekonomisi için yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.

Aksi hâlde geriye yalnızca konuşmalar, ziyaretler ve hatıra fotoğrafları kalır.

Diyarbakır’ın ihtiyacı yeni bir fotoğraf değil; üretimi, istihdamı ve yatırımı büyütecek gerçek bir kalkınma ortaklığıdır.

Muhabir: Mehmet Ali Çelebi