Araştırma ve Derleme; Musa ÇELEBİ

——-

O, yalnızca kendi ailesinin büyüğü değil; Barava’nın birçok köyü için sözü dinlenen, adaletine güvenilen ve zor zamanlarda etrafında birleşilen bir önder olarak hatırlanır.

1900’lü yılların başlarında, Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Osmanlı Devleti’nin ardı ardına yaşanan savaşlar ve iç karışıklıklar nedeniyle otoritesinin zayıfladığı bir dönemde, Barava bölgesindeki 33 köy kendi güvenliklerini sağlamak amacıyla aralarında sözlü bir ahit yapmıştı.

Bu ahde göre dışarıdan gelecek herhangi bir saldırı veya tehdit karşısında bütün köyler birbirinin yardımına koşacak ve tek yürek olacaktı.

Bu ittifakın merkezi, Tepe Barava’daki Mehmet Konağı’ydı.

Bölgeyi ilgilendiren önemli kararlar burada alınır, herhangi bir köye saldırı olduğunda haber önce bu konağa ulaştırılırdı. Ardından Mehmet’in öncülüğünde Barava’nın atlıları ve silahlı gençleri yardıma hareket ederdi.

Şahintepe Çatışması

Bölge büyüklerinin anlattığına göre Hafızbiniler ile Barava arasında yaşanan ve Şahintepe, diğer adıyla Tırşamê çevresinde gerçekleştiği rivayet edilen çatışma, bu dönemin en önemli hadiselerinden biriydi.

I M G 8788

Şahintepe köylüleri, Tepe Baravada destek kuvvetleri istedi.

Şahintepe’nin Barava toprağı kabul edilmesi nedeniyle Mehmet, güçlü bir süvari birliğiyle bölgeye hareket etti.

Bu birliğin en ön saflarında ise Mehmet (Mehmi Hacı’nın ) küçük oğlu, cesaretiyle tanınan Halil Ağa bulunuyordu.

Halil Ağa, korkusuzluğu ve haksızlığa boyun eğmeyen karakteriyle tanınırdı. Çatışmaların en yoğun anlarında ön saflarda mücadele ettiği, geri çekilmeyi kabul etmediği anlatılmaktadır.

Ancak bu mücadele yalnızca erkeklerin omuzlarında değildi. Mehmet’in ailesindeki kadınlar da çatışmanın görünmeyen kahramanları oldu.

Yaralıların taşınması, yemek hazırlanması, yaraların temizlenmesi ve ilk yardım hizmetleri için arka saflarda görev üstlendiler.

Rivayete göre Halil Ağa’nın ağır yaralandığını gören kız kardeşleri büyük bir cesaret örneği göstererek cephe hattına kadar ilerledi.

O gün Barava kadınları da gerektiğinde ailelerini ve yurtlarını korumak için mücadeleden geri durmayacaklarını gösterdi.

I M G 8791-1

Uzun süren çatışmanın sonunda cephe hattı yarıldı ve Barava kuvvetleri üstünlük sağladı. Ancak bu üstünlük ağır bedellerle kazanılmıştı.

Mehmet’in küçük oğlu Halil Ağa ağır yaralandı. Günler süren tedavinin ardından sağlığına kavuştuğu anlatılmaktadır.

Çatışmanın sonunda karşı taraftan hayatını kaybedenler olduğu gibi esir alınanlar da vardı.

I M G 8789

Esirler Tepe’ye getirilerek Mehmet’in (Mehmi hacı) huzuruna çıkarıldı.

Sözlü anlatımlara göre Mehmet, kendisine teslim edilen esirlere kötü muamele edilmesine izin vermedi. Onları affederek serbest bıraktı.

Onun adalet anlayışı yalnızca dostlarına değil, düşmanlarına karşı da kendini göstermişti.

Tutuklanması ve Mardin Cezaevi

Bu olayın ardından Mehmet’in Osmanlı idaresi tarafından tutuklandığı ifade edilmektedir.

İlk olarak Diyarbakır Cezaevi’ne gönderildi. Ancak dönemin güçlü ailelileri ile Şahintepe meselesi nedeniyle yaşanan eski anlaşmazlıklar sebebiyle Diyarbakır’da kalmasının güvenli olmayacağı değerlendirildi.

Bunun üzerine Mehmet’in, damatlarının mensubu olduğu Savur beylerinden nüfuz sahibi bir kişiye mektup göndererek Mardin Cezaevi’ne nakledilmeyi talep ettiği rivayet edilmektedir.

Bu talebin kabul edildiği ve Mardin Cezaevi’ne sevk edildiği anlatılmaktadır.

Cezaevinde ne kadar süre kaldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak aile büyüklerinin ortak anlatımına göre ilerleyen yaşının da etkisiyle Mardin Cezaevi’nde vefat etti.

I M G 8790-1

Acı haber Barava’ya ulaştığında bütün bölge yasa büründü.

Cenazesinin atlı faytonla Tepe’ye getirildiği, köy girişinde binlerce kişinin onu karşılamak için toplandığı anlatılmaktadır.

O gün matemin sembolü olarak kadınlara kırk siyah eşarp dağıtıldığı ve herkesin gözyaşları içinde cenaze merasimine katıldığı, aile hafızasında bugün dahi canlılığını koruyan hatıralardan biridir.

Diyarbakır, Mardin, Savur ve Barava’nın birçok köyünden insanlar son görevlerini yerine getirmek için Tepe’ye akın etti.

Kılınan cenaze namazının ardından Mehmet (Mehmihacı), dualar eşliğinde Tepe Mezarlığı’na defnedildi.

Onun vefatı yalnızca bir insanın kaybı değil, Barava’da bir dönemin kapanışı olarak görüldü.

Mehmet’in ardından aile ve Barava’daki önderlik görevi büyük oğlu Ahmet Ağa tarafından devralındı.

Kardeşi Halil Ağa ise ömrü boyunca ağabeyinin en büyük destekçisi oldu. Babalarından miras kalan birlik, dayanışma ve adalet anlayışını yaşatmaya devam etti.

Bugün Mehmet’in (Mehmi Hacı) adı yalnızca ailesinin değil, Barava’nın ortak hafızasında yaşamaktadır.

—————-

Tepe Barava’nın Önemli Âlimlerinden Seyda Mele Mehmet Emin Korukçu

Tepe Mahallesi’nin köklü ailelerinden Mala Mehmi Hacı soyuna mensup olan Seyda Mele Mehmet Emin Korukçu, bölgenin yetiştirdiği önemli din âlimlerinden biri olarak hafızalarda yer edinmiştir.

Seyda Mele Mehmet Emin, Hacı Hüseyin’in kızlarından Hedo’nun oğluydu.

Medrese eğitimine büyük önem verdi ve yaşadığı dönemde çok sayıda talebe yetiştirdi.

İnsanlar arasındaki sorunların çözülmesine yardımcı oldu, gençlerin eğitimine önem verdi.

Bu yönüyle yalnızca bir din âlimi değil, bölgenin manevi rehberlerinden biri hâline geldi.

Seyda Mele Mehmet Emin, dayısının çocukları Korukçu köyünde yaşadığı için sık sık bu köye giderdi.

Vefatının ardından Korukçu köyüne defnedildi. Mezarının bulunduğu yer, halk arasında türbe olarak kabul edilmekte ve günümüzde de ziyaret edilmektedir.

Seyda Mele Mehmet Emin Korukçu; bıraktığı ilim mirası, yetiştirdiği talebeler ve halkın gönlünde oluşturduğu manevi iz sayesinde bölgenin unutulmayan âlimleri arasında anılmaya devam etmektedir.

Hacı Hüseyin’in Osmanlı Döneminde Arazi Alma Hikâyesi

Büyüklerimizin anlattığına göre bir gün Hacı Hüseyin evde ocağın başında oturmuş, elindeki demirle ateşi karıştırırken derin düşüncelere dalmıştı.

Eşi Ayşi Hanım bunu fark ederek:

— Hacı Hüseyin, ne düşünüyorsun? Seni bugün çok dalgın görüyorum, diye sordu.

Hacı Hüseyin de:

— Tepe Ziyareti’nin arkasındaki, bizim “Piştagir” dediğimiz yerde bulunan devlet arazileri satışa çıkacakmış. Bizim toprağımız az. O arazilerden almak istiyorum ancak devlet kapısındaki resmî işleri bilmiyorum. Nasıl yapacağımı da kestiremiyorum, dedi.

Bunun üzerine Ayşi Hanım:

— Sen buna üzülme. Paran varsa gerisini hallederiz. Ben baba evine gider, kardeşim Mehmiağı ile konuşurum. O devlet işlerini bilir ve resmî işlemleri takip eder. Siz ortak olursunuz; sen sermayeyi koyarsın, o da işlemleri yürütür. Böylece devletten araziyi birlikte alırsınız, dedi.

Hacı Hüseyin bu teklifi uygun buldu.

Ayşi Hanım vakit kaybetmeden baba evine giderek kardeşi Mehmiağı Yel’e durumu anlattı. Mehmiağı da bu ortaklığı kabul etti ve birlikte devlet arazisini almak için gerekli girişimlere başladılar.

O günlerde yalnız onlar değil, Mala Hacı Huti Özaydın ile Mala Hacı Şehmus Akaydın aileleri de kendi aralarında birleşerek aynı devlet arazilerinden pay almak için müracaat etti.

Anlatılanlara göre yapılan işlemler sonunda Tepe Ziyareti’nin arkasında bulunan yaklaşık 12 bin dönümlük devlet arazisinin yarısı, Hacı Hüseyin ile kayınbiraderi Mehmiağı’nın ortaklığına geçti.

Kalan kısmı ise diğer ortak aileler satın aldı.

Büyüklerimiz bu arazi alımını Tepe Barava tarihinin önemli dönüm noktalarından biri olarak anlatırlar.

Çünkü o gün alınan topraklar sonraki yıllarda ailelerin geçim kaynağı olmuş, tarımın gelişmesine katkı sağlamış ve bugünkü toprak düzeninin temelini oluşturmuştur.

Bu hatıra, yıllardır aile meclislerinde anlatılan ve kuşaktan kuşağa aktarılan önemli sözlü tarih rivayetlerinden biri olarak yaşamaya devam etmektedir.

I M G 8267

İnancıyla Dilden Dile Anlatılan Bir Hayat

Hacı Hüseyin yalnızca bir aile büyüğü değildi. Derin inancı ve ibadete olan bağlılığıyla da tanınırdı.

Hakkında anlatılan rivayetlerden biri bugün hâlâ aile büyüklerinin dilindedir.

Bir gün su değirmeninden un yükleyerek katırıyla köye dönüyordu.

Yolculuk sırasında akşam ezanı okundu.

Yoluna devam etmesi hâlinde namaz vaktinin geçmesinden endişe etti.

Katırın üzerindeki yük oldukça ağırdı. Katırı çöktürmesi hâlinde yükü tek başına yeniden kaldırması neredeyse imkânsızdı.

Buna rağmen namazını kaçırmamak için katırı çöktürdü, yükü indirdi ve namazını eda etti.

Namazını tamamladıktan sonra ağır yükü yeniden katıra kaldırmaya çalıştı ancak tek başına başaramadı.

Tam bu sırada yanında tanımadığı bir kişi belirdi:

— Hüseyin, gel birlikte kaldıralım, dedi.

İkisi birlikte yükü kaldırarak katırın üzerine yerleştirdi.

Hacı Hüseyin, yardım eden kişiye teşekkür etmek için arkasını döndüğünde onu göremedi.

Yabancı kişi sanki bir anda ortadan kaybolmuştu.

Bu hadise halk arasında yıllardır şu sözlerle anlatılmaktadır:

“Namazını terk etmeyen Hacı Hüseyin’e Hızır Aleyhisselam yardım etti.”

Bu anlatının tarihî bir belgeye değil, halk inancına ve aile rivayetine dayandığını belirtmek gerekir.

Ancak hikâye, Hacı Hüseyin’in ibadete verdiği önemi ve ailesinin ona duyduğu manevi saygıyı göstermesi bakımından büyük değer taşımaktadır.

Bereketin ve Duanın Sembolü

Tepe Barava ve çevresindeki köylerde uzun yıllar boyunca harman zamanı özel bir gelenek yaşatıldı.

Hasat tamamlandıktan sonra buğdayın ilk savurma işi Hacı Hüseyin’e yaptırılırdı.

Köylüler, onun eliyle yapılan ilk savurmanın harmana bereket getireceğine inanırdı.

Hacı Hüseyin harmanın başına geçer, dua eder ve ilk savurmayı yapardı.

Bu gelenek, halkın ona duyduğu güvenin, sevginin ve saygının en güzel göstergelerinden biri olarak aile hafızasında yer aldı.

Onun duasının toprağa bereket, haneye huzur ve ürüne bolluk getirdiğine inanılırdı.

I M G 8787-2

Bugün Tepe Barava’da anlatılan birçok eski hikâyenin bir yerinde Hacı Hüseyin’in adına rastlanır.

Çünkü o yalnızca çocuklarına ve torunlarına hayat vermedi; doğruluğu, adaleti, misafirperverliği, cesareti, inancı ve birlik anlayışını da gelecek nesillere miras bıraktı.

Aradan yaklaşık iki yüz yıl geçmesine rağmen Tepe, Aluç ve Korukçu ve başka yerde yaşayan nesiller hâlâ onun bıraktığı manevi mirasın gölgesinde yaşamaktadır.

Mala Mehmi Hacı ailesi bugün farklı köylere, ilçelere ve şehirlere dağılmış olsa da aynı geçmişin hatırasını taşımaktadır.

Bazıları Çelebi, bazıları Kahraman, bazıları Tanrıkulu ve farklı soyadlarıyla hayatlarını sürdürmektedir.

Soyadları değişmiş olsa da anlatılan hikâyeler, kurulan akrabalıklar ve ortak aile hafızası onları aynı kökte buluşturmaktadır.

Bu kök; Bağdat’tan başlayan, Muş’a, Şerefka’ya, Zokbirin’e, Ambarcık’a ve Tepe Barava’ya uzanan asırlık bir yolculuğun izlerini taşımaktadır.

Bu yolculukta göç vardır.

Acı vardır.

Ayrılık vardır.

Eşkıya saldırıları, genç yaşta kaybedilen çocuklar ve yarım kalan hayatlar vardır.

Fakat bütün bu acıların yanında yeniden ayağa kalkmak, yeni bir yurt kurmak, aileyi büyütmek, toprağı işlemek ve gelecek nesillere umut bırakmak da vardır.

Hacı Hüseyin’in hayatı, bir insanın yaşadığı zorluklara rağmen nasıl kök salabileceğinin hikâyesidir.

O, Tepe Barava’ya bekâr bir genç olarak geldi.

Burada yuvasını kurdu.

Çocuklarını büyüttü.

Toprağı işledi.

İnsanların güvenini kazandı.

Kendisinden sonra asırlar boyunca yaşayacak büyük bir aile bıraktı.

Bazı insanlar yalnızca yaşadıkları yıllar boyunca var olurlar.

Bazıları ise bedenleri bu dünyadan ayrılsa bile dualarda, hatıralarda ve nesillerin hafızasında yaşamaya devam eder.

Hacı Hüseyin de böyle bir insandı.

Bugün Mala Mehmi Hacı ailesinin her ferdinde onun emeğinden, duasından ve bıraktığı izden bir parça yaşamaktadır.

Onun adı bir mezar taşına sığmayacak kadar büyük, bıraktığı miras bir aileyle sınırlı kalmayacak kadar değerlidir.

Çünkü bazı çınarlar toprağa düşse bile gölgeleri kaybolmaz.

Gelecek nesiller; belki isimlerini ilk kez duyacakları Hacı Hüseyin’i, Seyyid Şeyh Hasan Zerrâkî’yi, Mehmet’i, Ahmet Ağa’yı, Emin Keya’yı ve nice büyüklerini bu anlatılar sayesinde tanıyacaktır.

Çünkü bir aileyi ayakta tutan yalnızca aynı soyadı değildir.

Aynı dua…

Aynı ahlak…

Aynı vefa…

Ve aynı hatıradır.

Rabbimizden niyazımız odur ki bu köklü silsilede yer alan bütün büyüklerimize rahmetiyle muamele etsin.

Bizlere de onların bıraktığı güzel ahlakı, dürüstlüğü, adaleti, ilmi ve kardeşlik ruhunu gelecek nesillere taşıyabilmeyi nasip etsin.

Çünkü insanlar bir gün göçüp gider.

Fakat güzel isimler, hayırlı evlatlar ve geride bırakılan temiz bir miras asırlar boyunca yaşamaya devam eder.

“Bir insan öldüğünde geriye yalnızca mezar taşı kalmaz. Onun doğruluğu, emeği, duası ve yetiştirdiği evlatları yaşamaya devam eder.”

Bu çalışma, Hacı Hüseyin’den başlayıp Mehemê Hacî’ye, oradan da günümüze uzanan yaklaşık iki asırlık aile hafızasının unutulmaması amacıyla hazırlanmıştır.

Bu çalışma, geçmişi yargılamak amacıyla değil; anlamak, korumak ve gelecek nesillere aktarmak düşüncesiyle hazırlanmıştır. Aile hafızasını yaşatmak, yalnızca geçmişe duyulan vefanın değil, gelecek kuşaklara karşı hissedilen sorumluluğun da bir gereğidir.

NOT:

Kaynaklar ve Katkı Sunanlar

Bu çalışmada yer alan bilgiler;

  • Ahmet Çelebi, Tepe eski Belediye Başkanı,
  • Abdulselam Kahraman,
  • Halil (Haşim) Çelebi,
  • Fahri Çelebi,
  • Veysi Çelebi, Hacı Nuri’nin oğlu,
  • Kudsi Alyamaç,
  • Mele Zeki,
  • Ramazan Çelebi,
  • Halil Çelebi,
  • Abdülkadir Tanrıkulu,
  • Vejdi Kahraman,
  • Gülistan Çelebi,
  • Gülçin Çelebi,
  • Hidayet Çetin Çelebi,
  • Hacı Belkize Çelebi,
  • Hüsna Bulut Çelebi,
  • Mehmet Salih Çelebi,
  • Hacı Sakine Çelebi

tarafından aktarılan sözlü anlatımlardan ve Bismil İlçe Nüfus Müdürlüğünde bulunan resmî nüfus kayıtlarından yararlanılarak hazırlanmıştır.

Aile tarihinin oluşturulması sürecinde sözlü tarih anlatımları ile resmî kayıtlar karşılaştırılarak değerlendirilmiş, elde edilen bilgiler mümkün olduğunca doğrulanarak bu esere aktarılmıştır.

Bununla birlikte, bazı olaylar ve akrabalık ilişkileri yalnızca sözlü aile anlatımlarına dayandığından, ilerleyen dönemlerde ulaşılabilecek yeni belgeler ve bilgiler doğrultusunda çalışmanın güncellenmesi mümkündür.

Derleyen ve kaleme alan: Musa Çelebi

1. BÖLÜMÜ OKUMAK İÇİN LİNKİ TIKLAYIN

https://www.bismilhaber.com.tr/sozlu-tarihin-izinde-haci-huseyin-ve-mala-mehmi-haci-ailesinin-kokleri-1bolum

Muhabir: Derleyen-Musa Çelebi