Diyarbakır’ın kuzeydoğusunda, dağların arasında sessizce varlığını sürdüren bu kadim yerleşim, sadece doğal güzellikleriyle değil, binlerce yıllık tarihiyle de Anadolu’nun önemli kültür hazinelerinden biridir.
Bugün Kulp adıyla bildiğimiz ilçenin eski adı Pasur‘dur. Tarihçiler, “Pasur” isminin “Başkale” anlamına geldiğini belirtirken, Kulp adının ise yörede anlatılan rivayetlere göre Kâfurum Kalesi’nde hüküm süren “Kulpo” adlı bir derebeyinden geldiği ifade edilmektedir. (Kulp Kaymakamlığı)
Kulp’un tarihi, Mezopotamya’nın kadim geçmişiyle iç içedir. Sümerlerden Hititlere, Kimmerlerden Asurlulara, Medlerden Perslere kadar birçok uygarlık bu topraklarda iz bırakmıştır. Roma İmparatorluğu’nun hâkimiyetine giren bölge, 637 yılında İslam orduları tarafından fethedilmiş; ardından Mervanoğulları ve diğer bölgesel beyliklerin yönetimine geçmiş, 1515 yılında ise Osmanlı Devleti’nin egemenliğine katılmıştır. (Kulp Kaymakamlığı)
Osmanlı arşivleri de Kulp’un önemini ortaya koymaktadır. 1540 tarihli tahrir defterlerinde Kulp’un Diyarbekir Eyaleti’ne bağlı önemli yerleşimlerden biri olduğu görülmektedir. Bir dönem Muş Vilayeti’ne bağlı kalan ilçe, daha sonra Lice Sancağı’na bağlanmış ve 19. yüzyılın sonlarında ilçe statüsü kazanmıştır. (Kulp Kaymakamlığı)
Ancak Kulp’u yalnızca tarihiyle anlatmak eksik olur. Bu ilçe, doğasıyla, insanıyla ve üretim kültürüyle de dikkat çeker. Türkiye’nin en kaliteli ballarından biri olan Kulp balı, yüzlerce arıcının emeğini taşırken; ipek böcekçiliği ve “Pasuri” adıyla bilinen geleneksel ipek dokumacılığı da ilçenin kültürel kimliğinin ayrılmaz parçalarıdır. Türkiye’de yaş koza üretiminin önemli bir kısmının Kulp’ta gerçekleştirilmesi, bu geleneğin hâlâ yaşadığını göstermektedir. (Kulp Belediyesi)
Kâfurum Kalesi, Kanikan Mağaraları, Kale-i Ulya, Ciksi Kalesi ve İmam-ı Gazali Türbesi gibi tarihi eserler ise Kulp’un geçmişten bugüne uzanan hafızasını oluşturmaktadır. Bu yapılar yalnızca taş yığınları değil; farklı medeniyetlerin, inançların ve kültürlerin ortak mirasıdır. (Diyarbakır Valiliği)
Bugün Kulp, belki büyük şehirlerin gölgesinde kalıyor. Ancak her vadisi, her kayalığı ve her tarihi yapısı, bu toprakların ne kadar köklü bir geçmişe sahip olduğunu fısıldıyor. Geçmişini koruyan toplumlar geleceğini daha sağlam inşa eder. Kulp da sahip olduğu tarihi ve kültürel zenginliği gelecek nesillere aktarabildiği ölçüde, yalnız Diyarbakır’ın değil, Türkiye’nin de önemli kültür merkezlerinden biri olmayı sürdürecektir.
Çünkü Kulp’un hikâyesi, yalnızca bir ilçenin tarihi değildir; Mezopotamya’nın binlerce yıllık medeniyet yolculuğunun yaşayan bir parçasıdır.





