Abdulmenaf Çelebi - yazısı
KutluHer yıl Nisan ayı geldiğinde, alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) anmanın, O’nun ahlakıyla ahlaklanmanın bir vesilesi olan Kutlu Doğum Haftası’nı idrak ederiz. Doğum’un Gölgesinde Kaybettiğimiz Rahmet

Gündelik hayatın koşuşturması içinde belki de en çok böyle zamanlarda durup düşünürüz: Onu ne kadar tanıyoruz? Sünnetini hayatımıza ne kadar taşıyabiliyoruz?

Ne yazık ki son yıllarda Kutlu Doğum Haftası, zaman zaman maalesef ritüellerin gölgesinde kalan, içi boşaltılmış bir anma takvimine dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya. Oysa bu hafta, sadece mevlid okumak, tatlı dağıtmak veya paneller düzenlemekten ibaret değildir.
Hafta biter, afişler iner ve hayat kaldığı yerden devam eder. Oysa Efendimiz’in (s.a.v.) doğumunu anmak, bir haftaya sıkıştırılmış etkinliklerden ibaret değil; O’nun bizlere miras bıraktığı sünnetlere ne kadar bağlı olduğumuzun samimi bir muhasebesi olmalıdır.

Peygamberimiz (s.a.v.), “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyuruyor. Bugün İslam dünyasının ve insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu şey belki de budur: Güzel ahlak. Yalanın, hile ve ihanetin kol gezdiği; kin, nefret ve öfkenin arttığı bir dünyada, O’nun merhametli diline, affedici yüzüne, adaletli terazisine her zamankinden daha fazla muhtacız.

Kutlu Doğum Haftası, O’nu bir kez daha anlamak için bir fırsattır. Onun hayatını sadece bir “okuma” konusu olarak görmekten çıkarıp, bir “yaşama” rehberi haline getirme zamanıdır. Çocuklarımıza O’nu sevdirmek, O’nu örnek göstermek için bu haftayı bir başlangıç kabul etmeliyiz.

Unutmayalım ki asıl kutlu doğum, O’nun doğduğu gün değil; O’nun gibi yaşamaya çalıştığımız her andır. O’nun ümmeti olmak, adını anmakla değil, izinden gitmekle mümkündür. Bu duygu ve düşüncelerle, tüm İslam aleminin Kutlu Doğum Haftası’nı tebrik ediyor; O’nun şefaatine nail olmayı Rabbimizden niyaz ediyorum.

Muhabir: Abdulmenaf Çelebi