KÖŞE YAZISI

Abdülaziz Alkaner

Parklar; çocukların özgürce oynadığı, yaşlıların soluklandığı, ailelerin bir araya geldiği ve insanların ağaç gölgesinde dinlendiği ortak yaşam alanlarıdır. Kısacası parklar, bir şehrin nefes aldığı yerlerdir.

Peki, gerçekten öyle mi? Yoksa vatandaşların dinlenmesi için ayrılan bu alanlar, zamanla farklı amaçlarla kullanılan ve asıl işlevinden uzaklaşan mekânlara mı dönüşüyor?

Çevremizdeki parklara biraz dikkatle baktığımızda, yıllardır devam eden ve artık sıradanlaştırılan pek çok sorunla karşılaşıyoruz.

Üç metrekarelik büfe, kırk metrekarelik işgal!

Parkların önemli sorunlarından biri, büfelerin çevresinde oluşan kontrolsüz alan kullanımıdır. Belediyeler tarafından ihale yoluyla işletmeye verilen küçük büfelerin çevresinde zamanla işletmenin kendi alanını aşan oturma bölümleri ve çeşitli eklentiler oluşabiliyor.

Üç veya dört metrekarelik bir büfenin; masa, sandalye ve diğer unsurlarla birlikte otuz-kırk metrekarelik alanı kullanması kabul edilebilir mi?

Burada mesele yalnızca büfe işletmeciliği değildir. Asıl mesele, kamuya ait bir alanın ne ölçüde ve hangi koşullarda özel kullanıma bırakıldığıdır.

Elbette vatandaşların parklarda çay içebileceği ve ihtiyaçlarını karşılayabileceği işletmeler bulunabilir. Ancak bir işletmenin varlığı, diğer vatandaşların oturma, dolaşma ve dinlenme imkânlarını daraltmamalıdır.

Bir kişinin ticari faaliyeti uğruna onlarca kişinin ortak kullanım alanı kısıtlanıyorsa kamu yararı yeniden değerlendirilmelidir.

Parkın sahibi işletmeci değil, halktır. Belediye ise bu ortak alanın koruyucusudur. İhaleler yalnızca gelir elde etme amacıyla düzenlenmemeli; kamu yararı gözetilmeli, işletmelerin kullanım sınırları açıkça belirlenmeli ve bu alanlar düzenli olarak denetlenmelidir.

Parkta tuvalet yok, el yıkayacak musluk yok!

Bir park düşünün: Çocuklar oynuyor, yaşlılar yürüyor, aileler saatlerce vakit geçiriyor. Peki, bir çocuğun tuvaleti geldiğinde ne olacak? Yaşlı bir vatandaş acil ihtiyacını nerede karşılayacak? Bir insan yemek yedikten sonra elini nerede yıkayacak?

Parklarda tuvalet ve el yıkama imkânlarının bulunmaması; özellikle çocuklar, yaşlılar, engelli bireyler ve küçük çocuklu aileler açısından ciddi bir eksikliktir.

Park yapmak yalnızca ağaç dikmekten, çim ekmekten ve bank yerleştirmekten ibaret değildir. İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir ortam oluşturmak da belediyeciliğin sorumlulukları arasında olmalıdır.

Her küçük parkta aynı büyüklükte tesisler bulunması mümkün olmayabilir. Ancak parkın büyüklüğü, ziyaretçi yoğunluğu ve konumu dikkate alınarak yeterli sayıda temiz, erişilebilir ve bakımlı tuvalet yapılmalıdır. Uygun noktalarda içme suyu ve el yıkama imkânları da sağlanmalıdır.

Bir belediyenin başarısı yalnızca parkın girişindeki tabelayla değil, vatandaşların o parkta ne kadar rahat ve güvenli vakit geçirebildiğiyle ölçülmelidir.

On yıl önceki yanlışlar neden hâlâ karşımızda?

Şehircilikteki önemli sorunlardan biri, yanlış bir uygulamanın yıllarca devam ettirilmesidir. Oysa şehirler değişir, nüfus artar, insanların ihtiyaçları ve kullanım alışkanlıkları dönüşür. Buna rağmen bazı parklar, geçmişteki hatalı tasarımlarıyla varlığını sürdürür.

Bunun en belirgin örneklerinden biri, parkların ortasına yapılan ve zamanla işlevini kaybeden havuzlardır. Fıskiyeleri bozulmuş, su tesisatı çalışmayan, bakımsız ve kullanılmayan bir havuzun parkın ortasında yıllarca durması ne kadar anlamlıdır?

Bir zamanlar parka estetik katmak amacıyla yapılan bu yapılar, işlevlerini kaybettiklerinde alan israfına dönüşür. Vatandaşların oturabileceği, çocukların oynayabileceği veya yeşil alan olarak değerlendirilebilecek bir yer, atıl bir yapıyla kaplanmış olur.

Çözüm her havuzu yıkmak değildir. Öncelikle mevcut yapının onarılmasının mı, yeniden düzenlenmesinin mi yoksa kaldırılmasının mı daha yararlı olacağı değerlendirilmelidir. Kullanılmayan alanlar, parkın güncel ihtiyaçlarına göre yeniden tasarlanmalıdır.

Şehircilik, geçmişte yapılanı sonsuza kadar korumak değil; yapılanı gerektiğinde sorgulamak ve daha iyisini ortaya koymaktır.

Ağaçların çevresindeki duvarlar dinlenmeye engel olmamalı

Bazı parklarda ağaçların çevresine oturma alanları yapılmıştır. Ancak zamanla bu alanların etrafına, özellikle pandemi dönemindeki kullanım kısıtlamalarıyla bağlantılı olarak, duvar benzeri yüksek yapılar eklendiği görülüyor.

Bu yapılar insanların rahatça oturmasını, kalkmasını veya geçmesini zorlaştırıyorsa tasarım yeniden ele alınmalıdır. Özellikle dar kaldırımlarda bu tür düzenlemeler, yayaların hareket alanını daha da kısıtlayabilir.

Burada sorulması gereken soru şudur: Bir düzenleme yapılırken yalnızca o günün ihtiyacı mı düşünülüyor, yoksa yıllar boyunca nasıl kullanılacağı da hesaba katılıyor mu?

Parkların ve kaldırımların tasarımında estetik kadar işlevsellik, erişilebilirlik ve yaya güvenliği de önemlidir. İnsanları dinlendirmesi gereken bir düzenleme, onların hareketini zorlaştıran bir engele dönüşmemelidir.

Kaldırımlar kimin? Yayaların hakkı nerede başlıyor?

Parklar ve kaldırımlar birbirinden bağımsız düşünülemez. Bir parkın çevresindeki kaldırımda yürümek mümkün değilse o parkın sunduğu imkânlardan yararlanmak da zorlaşır.

Kaldırımların masa ve sandalyelerle, ürün teşhirleriyle, odun yığınlarıyla veya başka eşyalarla daraltılması yayaların hareket alanını kısıtlar. Çocuklar, yaşlılar, tekerlekli sandalye kullananlar ve görme engelli bireyler bu durumdan daha fazla etkilenir.

Kaldırım, dükkânın deposu veya işletmenin ek kullanım alanı değildir. Yayaların güvenli biçimde yürüyebilmesi için ayrılmış kamusal bir alandır.

Esnafın ekonomik faaliyetini sürdürme hakkı vardır. Ancak bu hak, başkalarının kamusal alanı kullanma hakkını ortadan kaldırmamalıdır. Belediyelerin görevi, esnafın faaliyetlerini sürdürebileceği makul koşulları sağlarken yayaların geçiş hakkını da korumaktır.

Bu nedenle kaldırımlardaki işgaller düzenli olarak denetlenmeli, gerekli geçiş genişlikleri korunmalı ve kurallar herkese eşit uygulanmalıdır.

Bir ağacı kesen, gölgesinden yararlanma hakkını da düşünmeli!

Belki de üzerinde en fazla düşünmemiz gereken konulardan biri budur.

Bir esnafın, dükkânının önü daha görünür olsun diye belediyeye ait bir ağacı izinsiz kesmesi veya ağaca zarar vermesi kabul edilebilir mi? Üstelik aynı kişi, yazın kavurucu sıcağında başka bir yerdeki ağacın gölgesine sığınma ihtiyacı duyuyorsa burada açık bir çelişki vardır.

Ağaç yalnızca önünde bulunduğu dükkânın sahibine ait değildir. Ağacın gölgesinden çocuklar, yaşlılar, yayalar, esnaf ve o sokaktan geçen herkes yararlanır. Ağaç; serinlik, temiz hava, doğal güzellik ve ortak yaşam kalitesi demektir.

Bir ağacın büyümesi yıllar alır. Onu kesmek ise birkaç dakika sürebilir. Ağaçlar kişisel çıkarlar veya geçici kaygılar uğruna gözden çıkarılmamalıdır. Belediyeye ait ağaçlara zarar verildiğinde ilgili birimlere haber verilmeli ve gerekli işlemler mevzuat çerçevesinde yürütülmelidir.

Ağacın gölgesi bir kişinin değil, toplumun ortak nimetidir. O gölgeden yararlanmak isteyen herkes, o ağacın yaşamasını da önemsemelidir.

Fırınların önündeki odun yığınları

Bazı fırınların önünde biriktirilen büyük odun yığınları da kaldırımların ve çevrenin kullanımını zorlaştırıyor.

Yakacak malzemenin depolanması işletme açısından bir ihtiyaç olabilir. Ancak bu ihtiyacın karşılanması, kamusal alanın gelişigüzel işgal edilmesi anlamına gelmemelidir.

Odunların kaldırıma taşması, yayaların geçişini engellemesi, çevre düzenini bozması veya güvenlik riski oluşturması durumunda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. İşletmeler için uygun depolama koşulları sağlanırken vatandaşların geçiş hakkı da korunmalıdır.

Buradaki temel ilke açıktır: Bir kişinin ihtiyacı, diğer insanların hakkını ortadan kaldırmamalıdır.

Peki, çözüm ne?

Sorunları dile getirmek önemlidir. Ancak asıl amaç yalnızca eleştirmek değil, daha yaşanabilir bir şehir için çözüm üretmektir.

Belediyelerimizden beklentilerimiz şunlardır:

  • Parklardaki büfelerin ihale şartları, kendilerine tahsis edilen alanlar ve fiilî kullanımları karşılaştırılmalı; izinsiz genişlemeler önlenmelidir.

  • Parkların büyüklüğüne ve ziyaretçi yoğunluğuna uygun, temiz ve erişilebilir tuvaletler ile el yıkama ve içme suyu noktaları oluşturulmalıdır.

  • Kullanılmayan havuzlar, bozuk fıskiyeler ve atıl tesisler için bakım, onarım veya yeniden düzenleme planları hazırlanmalıdır.

  • Masa, sandalye, ürün, odun ve benzeri malzemelerin kaldırımlarda yaya geçişini engellemesine izin verilmemelidir.

  • İzinsiz ağaç kesimleri ve ağaçlara zarar verme olayları denetlenmelidir. Kuruyan veya tehlike oluşturan ağaçlar uzmanlarca değerlendirilmeli, uygun alanlara yeni ağaçlar dikilmelidir.

  • Parklar belirli aralıklarla yeniden değerlendirilmelidir. On yıl önce yapılan bir düzenlemenin bugün hâlâ işlevsel olup olmadığı incelenmelidir.

  • Esnaf, işletmeci veya başka bir kişi olması fark etmeksizin kamusal alanların kullanımına ilişkin kurallar herkese eşit uygulanmalıdır.

  • Mahalle toplantıları, başvuru kanalları ve yerinde incelemeler yoluyla vatandaşların görüşleri alınmalı; yapılan çalışmaların sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Parkları yalnızca yapmayalım, yaşatalım!

Bir şehrin parkları, o şehirde yaşayan insanların ortak yaşam kültürünü yansıtır. Ağaçların korunması, kaldırımların açık tutulması, parkların temiz olması ve insanların temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi bütün toplumun önemsemesi gereken konulardır.

Kamusal alanları planlamak, düzenlemek, denetlemek ve vatandaşların kullanımına uygun tutmak belediyelerin temel sorumlulukları arasındadır. Vatandaşların görevi ise ortak alanları korumak, kurallara uymak ve gördükleri sorunları ilgili mercilere bildirmektir.

Bir parkın ortasında yıllardır çalışmayan bir havuz duruyorsa, bir büfenin çevresi vatandaşların oturabileceği alanı daraltıyorsa, bir çocuk tuvalet ihtiyacını karşılayacak yer bulamıyorsa, yaşlı bir vatandaş kaldırımda rahatça yürüyemiyorsa veya bir ağacın kendisi değil de yalnızca gölgesi önemseniyorsa şu soruyu sormalıyız:

Biz gerçekten park mı yapıyoruz, yoksa yalnızca park görüntüsü mü oluşturuyoruz?

Belediyecilik yalnızca yeni projeler üretmek değildir. Geçmişte yapılan hataları fark etmek, mevcut sorunları gidermek, kamu kaynaklarını verimli kullanmak ve vatandaşların hayatını kolaylaştırmaktır.

Çünkü parklar birilerinin ticari alanı, kaldırımlar birilerinin deposu, ağaçlar da birilerinin önünü kapatan engeller değildir.

Parklar halkındır. Kaldırımlar yayalarındır. Ağaçlar hepimizindir.

Daha yaşanabilir bir şehir için beklentimiz büyük sözler değil; doğru planlama, eşit denetim, düzenli bakım ve vatandaşın hakkına gösterilen saygıdır.

Yazar Abdülaziz Alkaner

Kaynak: Yazarın yazısı