Eğer siz parayı kontrol edemiyorsanız, para sizi kontrol etmeye başlar. Gelirinizin ne kadar olduğu değil, onu nasıl yönettiğiniz önemlidir.
Kazandığınız paraya istediğiniz zaman ulaşamıyor, onu bilinçli bir şekilde kullanamıyor ve sürekli daha fazlasının peşinden koşuyorsanız, para sizin için bir araç olmaktan çıkmış, amaç hâline gelmiştir. Böyle bir durumda insan, ömrünü paranın peşinde tüketirken zamanını, huzurunu, ailesini ve ahiretini ihmal edebilir.
Modern ekonomik düzen, insanı daha fazla kazanmaya ve daha fazla tüketmeye teşvik eder. Fakat asıl özgürlük, daha çok kazanmak değil; kazandığını hikmetle yönetebilmek ve paranın esiri olmamaktır. Para iyi bir hizmetkârdır; fakat kötü bir efendidir.
İslam ise madde ile manayı dengeleyen bir hayat nizamı ortaya koyar. Ne dünyayı bütünüyle terk etmeyi ne de dünyayı tek gaye hâline getirmeyi öğütler. Dünya, ahiretin tarlasıdır; kazanmak da çalışmak da helal dairede olduğu sürece ibadet hükmüne geçebilir. Ancak kalbi paraya bağlamak değil, parayı hayra ve Allah'ın rızasına vesile kılmak esastır.
Bu dengeyi Kur'an-ı Kerim'in öğrettiği şu dua en güzel şekilde ifade eder:
“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ve güzellik ver,
ahirette de iyilik ve güzellik ver ve bizi ateş azabından koru.”
(Bakara Suresi, 2/201)
İşte müminin hedefi budur: Dünyayı ahiret için ihmal etmemek, ahireti de dünya uğruna feda etmemek. Gerçek zenginlik, malın çokluğu değil; kanaat, huzur ve Allah'ın rızasıyla bereketlenen bir hayattır. Paraya sahip olmak güzeldir; fakat paranın kalbe sahip olmasına izin vermemek daha da güzeldir. Çünkü insanın gerçek değeri, sahip olduğu servetle değil; kulluğu, ahlakı ve geride bıraktığı hayırlarla ölçülür.
D.P
Devran Poyraz