Son günlerde ekranlar ve gazete manşetleri, tarikat ve cemaatlerin devasa servetleriyle çalkalanıyor. Malikaneler, özel jetler, holdingler
Zannedersin ki din ticareti, dünya pazarının en kârlı sektörü hâline gelmiş. Oysa kelimelerin en anlamlısı olan “şeyh” ve “mürid” kavramları, bu lüks vitrinlerin tam tersini söylüyor bize.
Neyleyim dünya malını, Bir dost bir post yeter bana…
İşte hakikatin özü bu iki mısrada saklı. Hak dostları, dünya malını ne kalbine sokar ne de vitrinine koyar. Onların sermayesi ilimdir, yatırımı gönüldür. Kendilerine mürid aramazlar; zaten arayan, bulunmak isteyendir. Oysa günümüzde bazılarının başına sarık sarıp kendine mürit araması, ne yazık ki ilim eksikliğini ticaretle kapatma çabasından başka bir şey değil.
“İlmi yok neye yarar ahir zaman şeyhleri…” der ya Yunus. Ne kadar isabetli! Çünkü ilim, insanı Allah’a götüren yolda rehberdir; servet ise o yolda ancak birer yük olur. Gerçek Allah dostları mütevazıdır, sessizdir, gösterişten uzaktır. Onları tanımak için hesap cüzdanına değil, sohbetine bakmak gerekir. Kapısında yoksulu, yetimi ağırlarlar; kendilerine değil, Rablerine kul olurlar.
Ne acıdır ki, bugün cemaatler servetleriyle anılıyor. Oysa hatırlanmak istenen şey ilimleriyle, faziletleriyle, topluma kattıkları ahlakla olmalıydı. Bir şeyhin makamı, malının büyüklüğüyle değil, gönül darlığıyla (yani kimseye yük olmamasıyla) ölçülür.
Unutmayalım: Hakikat postu, sırtı yere gelmeyenlerin değil, gönlü yere düşmeyenlerindir. Dünya malı bir gün gelir sahibini rezil eder; ama bir dost, bir post, huzur ve tevekkül, insanı ebedi kurtuluşa götürür.
Kul olan, malın değil; mal, kulun hizmetçisi olmalı. Gerisi laf-ı güzaf…