Hayatın en büyük yanılgılarından biri, insanları kendi doğasına aykırı yerlere yerleştirmeye çalışmaktır.

Oysa herkes, fıtratına uygun kişilerle ve olması gereken yerde anlam bulur. Ne kargayı gül bahçesine alıştırabilirsiniz, ne de bülbülü çöplüğe. Çünkü her varlık, kendi sesini ve kendi mekânını bulduğunda güzelleşir.

Toplumda da böyledir. Yanlış yerde duran bir insan, ne kadar çabalasa da ruhunun huzurunu bulamaz. Bir öğretmeni ticaretin dar hesaplarına sıkıştırırsanız, ne kendisi mutlu olur ne de çevresine fayda sağlar. Bir sanatçıyı bürokratik kalıplara hapsettiğinizde, onun nefesi kesilir. Fıtratına uygun olmayan bir yerde duran herkes, hem kendine hem de çevresine yabancılaşır.

Aslında mesele, insanı kendi doğasıyla barıştırmaktır. Çünkü insan, kendi yolunu bulduğunda hem kendine hem topluma ışık olur. Bülbülün sesi bahçeyi güzelleştirir, karganın varlığı çöplüğü düzenler. Her biri kendi yerinde anlamlıdır.

Bugün toplum olarak yaşadığımız birçok sıkıntının kökeninde, insanları yanlış yerlere koyma alışkanlığımız var. Ehliyet yerine iltiması, liyakat yerine yakınlığı tercih ediyoruz. Oysa hakikatin ölçüsü bellidir: Herkes fıtratına uygun yerde olmalı.

Belki de en büyük erdem, insanı kendi doğasına uygun yerde tutabilmektir. Çünkü ne karga gül bahçesinde mutlu olur, ne bülbül çöplükte şarkı söyleyebilir.