İnsanın hayatının bir yerinde mutlaka karşısına çıkan cümlelerden biridir bu.

“Bize bir ömür daha lazım; ilkini ziyan ettik.”

İnsanın hayatının bir yerinde mutlaka karşısına çıkan cümlelerden biridir bu.

Belki gecenin bir yarısında, herkes uyurken düşünür insan bunu. Belki eski bir fotoğrafa bakarken… Belki yıllardır görmediği bir dostun adını duyduğunda… Belki bir mezarlığın sessizliğinde… Belki de aynaya baktığında.

Bir an gelir ve insan, kendi hayatının muhasebesini yapmaya başlar.

Neleri yaşadım?

Neleri yaşayamadım?

Kime haksızlık ettim?

Kim bana haksızlık etti?

Neyi fazla önemsedim?

Neyi gereğinden fazla erteledim?

Kimin peşinden koştum?

Kimlerin kıymetini zamanında bilemedim?

Ve en önemlisi:

Ben kendi hayatımı gerçekten yaşadım mı?

İşte insanı en çok bu soru yaralar.

Çünkü hayatın en büyük yanılgılarından biri, zamanımızın çok olduğunu sanmaktır.

Gençken ölüm bize uzak görünür.

Yaşlanmak başkalarının başına gelecek bir şeydir sanki.

Yarınlar sonsuzdur.

“Daha sonra yaparım.”

“Bir gün giderim.”

“Bir gün söylerim.”

“Bir gün özür dilerim.”

“Bir gün sevdiğimi belli ederim.”

“Bir gün kendim için yaşarım.”

Oysa hayatın en büyük kandırmacasıdır “bir gün”.

Çünkü bazı “bir gün”ler hiç gelmez.

---

Zamanı Harcarken Hayatı Harcadığımızı Anlamadık

İnsan parayı harcarken hesap yapar.

Bir ev alırken düşünür.

Bir araba alırken araştırır.

Bir iş kurarken plan yapar.

Ama ömrünü harcarken çoğu zaman hiçbir hesap yapmaz.

Saatlerimizi başkalarının hayatlarını izleyerek geçiririz.

Günlerimizi kırgınlıklarla tüketiriz.

Aylarımızı anlamsız tartışmalara veririz.

Yıllarımızı “el âlem ne der” korkusuyla yaşarız.

Sonra bir gün dönüp bakarız ve elimizde yaşanmış koskoca bir hayat yerine, hatırlamakta zorlandığımız bir yığın gün kalmıştır.

Oysa zaman, geri dönüşü olmayan tek servetimizdir.

Kaybettiğimiz parayı yeniden kazanabiliriz.

Yıkılan bir evi yeniden yapabiliriz.

Bozulan bir arabayı tamir edebiliriz.

Kaybettiğimiz bir işi başka bir işle değiştirebiliriz.

Ama geçen bir saati geri getiremeyiz.

Dün, dünyanın bütün servetini önümüze koysalar bile satın alınamaz.

İşte insan bunu geç öğreniyor.

Belki de hayatın en büyük trajedisi budur:

İnsan, hayatın kıymetini çoğu zaman hayatın büyük bölümünü tükettiğinde anlıyor.

Çocukken büyümek isteriz.

Büyüyünce gençliğimizi ararız.

Gençken para kazanmanın peşine düşeriz.

Para kazanınca huzurun peşine düşeriz.

Huzuru bulamayınca eski günlerin peşine düşeriz.

Ve sonunda anlarız ki biz aslında hep başka bir zamanda yaşamışız.

Bugünü yaşamak yerine dünün hesabını yapmışız.

Yarının kaygısını taşımışız.

Ama bugünü ıskalamışız.

---

İlk Ömrümüzün Bir Kısmını Başkaları İçin Yaşadık

Belki de ilk ömrümüzün en büyük yanlışı buydu.

Kendimiz olmak yerine, insanların bizden beklediği kişi olmaya çalıştık.

Kimileri ailesinin istediği hayatı yaşadı.

Kimileri toplumun çizdiği sınırların dışına çıkamadı.

Kimileri “ayıp olur” diye sustu.

Kimileri “millet ne der” diye vazgeçti.

Kimileri sevmediği işlerde yıllarını geçirdi.

Kimileri sevmediği insanların yanında yaşlandı.

Kimileri sırf yalnız kalmamak için kendine iyi gelmeyen insanların yanında kaldı.

Kimileri de yalnızca güçlü görünmek uğruna içindeki kırgınlıkları kimseye anlatmadı.

Sonra bütün bunların üzerine bir de “hayat böyle” dedik.

Değildi.

Hayat böyle değildi.

Biz böyle yaşadık.

Aradaki fark çok büyük.

Çünkü insan bazen kader sandığı şeyin kendi tercihi olduğunu yıllar sonra anlıyor.

Elbette herkesin şartları aynı değil.

Hayat herkese aynı imkânları sunmuyor.

Kimi insan yoksullukla büyüyor.

Kimi savaşın ortasında doğuyor.

Kimi ailesinin yükünü küçük yaşta omuzluyor.

Kimi hastalıklarla, kayıplarla, imkânsızlıklarla mücadele ediyor.

Bütün bunları yok sayamayız.

Ama şartlarımız ne kadar ağır olursa olsun, insanın içinde küçük de olsa kendine ait bir alan kalıyor.

Ve bazen ikinci ömür dediğimiz şey tam da o küçük alanda başlıyor.

---

Keşke’ler İnsan Ömrünün En Ağır Yüküdür

Hayatta bazı kelimeler vardır.

Söylemesi kolaydır ama taşıması ağırdır.

“Keşke” onlardan biridir.

Keşke daha çok vakit ayırsaydım.

Keşke annemi daha çok arasaydım.

Keşke babamla daha fazla konuşsaydım.

Keşke dostumu kırmasaydım.

Keşke bazı insanlara hak ettiklerinden fazla değer vermeseydim.

Keşke bazı insanlara hak ettikleri değeri zamanında verebilseydim.

Keşke korkmasaydım.

Keşke daha cesur olsaydım.

Keşke kendimi bu kadar ihmal etmeseydim.

Keşke hayatı bu kadar ciddiye almasaydım.

Keşke bazı şeyleri bu kadar kafama takmasaydım.

Keşke bazı insanları hayatımdan daha erken çıkarsaydım.

Keşke bazı insanlara daha erken sarılsaydım.

Keşke…

İnsanın içinde çoğalan her “keşke”, geçmişten kalan bir gölgedir.

Ama belki de bize düşen, o gölgelerin içinde ömür tüketmek değildir.

Çünkü geçmiş değişmez.

Fakat geçmişe bakışımız değişebilir.

Yaşadıklarımızı geri alamayız.

Ama bundan sonra yaşayacaklarımızı değiştirebiliriz.

Belki de ikinci ömür tam burada başlar.

---

İkinci Ömür Gerçekten Var mı?

Elbette biyolojik anlamda ikinci bir hayatımız yok.

Hepimiz bir gün bu dünyadan ayrılacağız.

Fakat insanın ruhunda ikinci bir ömür başlatma gücü vardır.

Bazen bir karar veririz.

“Artık böyle yaşamayacağım.”

İşte o cümle, ikinci ömrün ilk cümlesidir.

Bazen bir insanı affederiz.

Bazen kendimizi affederiz.

Bazen yıllardır ertelediğimiz bir hayalin peşinden gideriz.

Bazen bir dostun kapısını çalarız.

Bazen yıllardır söyleyemediğimiz bir cümleyi söyleriz:

“Ben seni kırdım. Hakkını helal et.”

Bazen de kendimize söyleriz:

“Ben artık kendime de iyi davranacağım.”

İşte insan o anda yeniden doğmuş gibi olur.

Yaşını değiştiremez.

Geçmişini silemez.

Kaybettiklerini geri getiremez.

Ama bundan sonraki sayfayı değiştirebilir.

Ve belki hayatın en güzel tarafı da budur.

Kitabın bazı sayfalarını değiştiremeyiz ama henüz yazılmamış sayfalar elimizdedir.

---

Bazen Bir Ömür, Birkaç Dakikaya Sığar

Hayatın uzunluğu değil, derinliği önemlidir.

Bir insan seksen yıl yaşayabilir ama gerçekten yaşadığı günlerin sayısı çok daha az olabilir.

Başka biri kısa bir ömür sürer ama arkasında insanların kalbine dokunan bir iz bırakabilir.

Demek ki mesele yalnızca yaşamak değildir.

Nasıl yaşadığımızdır.

Bir çocuğun başını okşamak da hayattır.

Bir yaşlının elini tutmak da.

Yolda karşılaştığın bir yabancıya gülümsemek de.

Bir dostunun derdini dinlemek de.

Bir insanın umudunu yeniden yeşertmek de.

Bir ağacı korumak da.

Bir canlıya merhamet etmek de.

Haksızlığa karşı çıkmak da.

Bazen hayat, büyük başarıların içinde değil; küçük iyiliklerin arasında saklanır.

İnsan bunu yaş aldıkça daha iyi anlıyor.

Gençken “ne kadar kazandım?” diye soruyor.

Sonra “ne kadar biriktirdim?” diye soruyor.

Daha sonra ise başka bir soru geliyor:

“Benden geriye ne kaldı?”

İşte asıl muhasebe budur.

---

Bize Bir Ömür Daha Lâzım Çünkü Çok Fazla Şeyi Erteledik

Çocuklarımız büyüdü.

Biz fark etmedik.

Anne babamız yaşlandı.

Biz işlerle meşguldük.

Dostlarımız uzaklaştı.

Biz gurur yaptık.

Sevdiğimiz insanlar hayatımızdan çıktı.

Biz “nasıl olsa zamanı var” dedik.

Kendimiz yorulduk.

Ama dinlenmeyi hep sonraya bıraktık.

Bir kitap okumak istedik, okuyamadık.

Bir yere gitmek istedik, gidemedik.

Bir dostla oturup saatlerce konuşmak istedik, vakit bulamadık.

Birine “seni seviyorum” demek istedik, utandık.

Birine “özür dilerim” demek istedik, gurur yaptık.

Birine “hakkını helal et” demek istedik, fırsat bulamadık.

Sonra hayat, bütün bu ertelenmiş cümleleri sessizce biriktirdi.

İnsan bazen yorgunluğunun sebebini bile bilmiyor.

Oysa belki de yorgun olduğumuz şey hayat değil.

Yaşayamadığımız hayatların ağırlığıdır.

---

Gurur Bazen Bir Ömrü Tüketir

İnsan ilişkilerinde en büyük kayıplardan biri gururdur.

“Ben aramam.”

“O arasın.”

“Ben özür dilemem.”

“Önce o gelsin.”

“Benim suçum yok.”

Belki gerçekten suçumuz yoktur.

Ama haklı olmak her zaman mutlu olmak anlamına gelmez.

Bazen insan haklı olduğu halde yalnız kalır.

Bazen bir tartışmayı kazanır ama bir insanı kaybeder.

Bazen gururunu korur ama dostluğunu kaybeder.

Bazen son sözü söyler ama sonrasında söyleyecek kimseyi bulamaz.

Oysa hayat, kimin haklı olduğundan daha büyük bir şeydir.

Bazı insanlarla yeniden konuşmak gerekir.

Bazı insanlardan özür dilemek gerekir.

Bazı insanları affetmek gerekir.

Bazı insanlara da veda etmek gerekir.

Çünkü ikinci ömür, sadece insanları geri kazanmak değildir.

Bazen kendimizi bazı insanlardan kurtarmaktır.

---

Kendimize Geç Kalmayalım

Başkalarına yetişmeye çalışırken kendimize geç kalıyoruz.

Herkesi memnun etmeye çalışırken kendimizi unutuyoruz.

Herkese güçlü görünmeye çalışırken kendi içimizde yoruluyoruz.

Herkese yardım etmeye çalışırken kendi yaralarımızı ihmal ediyoruz.

Sonra bir gün aynaya bakıyoruz.

Karşımızda tanımakta zorlandığımız bir insan var.

Gözlerinin altında yıllar…

Yüzünde suskunluk…

Kalbinde biriktirilmiş cümleler…

Ve insan kendisine soruyor:

“Ben ne zaman bu kadar yoruldum?”

Belki de cevap şudur:

Kendimizi en sona koyduğumuz gün.

İnsan kendisini sevmeyi bencillik sanmamalı.

Kendine zaman ayırmak ayıp değildir.

Dinlenmek tembellik değildir.

Bir hayalin peşinden gitmek çocukluk değildir.

Yeni bir başlangıç yapmak için yaşın ilerlemiş olması engel değildir.

İnsan nefes aldığı sürece yeni bir sayfa açabilir.

---

İkinci Ömrü Beklemeyelim

“Bize bir ömür daha lazım.”

Evet.

Ama belki de ikinci bir ömür gelmeyecek.

O halde ilk ömrümüzün kalanını ikinci ömür gibi yaşayalım.

Daha fazla sevelim.

Daha az kırılalım.

Daha çok affedelim.

Daha az hesap tutalım.

Daha çok konuşalım.

Daha az susalım.

Daha çok yürüyelim.

Daha az erteleyelim.

Daha çok üretelim.

Daha az şikâyet edelim.

Daha çok şükredelim.

Daha az gösterelim.

Daha çok yaşayalım.

Çünkü hayat, sosyal medyada paylaşacağımız kadar uzun değil.

İnsanlara kendimizi kanıtlayacağımız kadar da uzun değil.

Başkasının hayatıyla kendimizi kıyaslayacağımız kadar uzun değil.

Hayat, aslında bir fincan çayın sıcaklığı kadar kısa.

Bir annenin duası kadar kıymetli.

Bir babanın sessizliği kadar derin.

Bir dostun omzuna başını koyduğun an kadar gerçek.

Bir çocuğun gülüşü kadar temiz.

Bir mezarlığın sessizliği kadar düşündürücü.

---

Belki de Ziyan Ettik Sandığımız Ömür Bize Bir Şey Öğretti

Geçmişe yalnızca kayıp olarak bakmamak gerekir.

Çünkü yaşadığımız her şey bizi bugünkü insana dönüştürdü.

Yanlışlarımız bize doğruyu öğretti.

Kırgınlıklarımız bize merhameti öğretti.

Kaybettiklerimiz kıymet bilmeyi öğretti.

Yalnızlıklarımız dostluğun değerini öğretti.

Başarısızlıklarımız sabrı öğretti.

Düşüşlerimiz ayağa kalkmayı öğretti.

Belki ilk ömrümüz tamamen ziyan olmadı.

Belki biz onu ziyan ettiğimizi düşünürken, hayat bize ikinci ömrün derslerini hazırlıyordu.

Bazen insanın en büyük öğretmeni yaşadığı acılardır.

Ama insan acının içinde sonsuza kadar kalmamalıdır.

Dersini almalı ve yürümelidir.

Çünkü hayatın amacı geçmişte ne kadar hata yaptığımızı hesaplamak değil, bundan sonra ne yapacağımıza karar vermektir.

---

Sonra Bir Gün…

Bir gün yine bir akşam olacak.

Güneş yavaş yavaş batacak.

Sokaklar sessizleşecek.

Telefonlar susacak.

İnsanlar evlerine çekilecek.

Ve biz bir sandalyeye oturup kendi hayatımızı düşüneceğiz.

O gün kendimize şu soruyu sormak güzel olur:

“Bugün gerçekten yaşadım mı?”

Eğer cevabımız evetse…

Ne mutlu bize.

Eğer değilse…

Yarın hâlâ bir fırsattır.

Birini aramak için.

Bir özür dilemek için.

Bir dostun gönlünü almak için.

Bir kitabın kapağını açmak için.

Bir yola çıkmak için.

Bir hayalin peşinden gitmek için.

Bir çocuğa sarılmak için.

Bir anne babanın elini öpmek için.

Kendimizi affetmek için.

Hayata yeniden inanmak için.

Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey yeni bir hayat değildir.

Aynı hayatın içinde yeni bir insan olmaktır.

---

Ve Belki…

Bize gerçekten bir ömür daha lazım.

Çünkü ilkini biraz korkarak yaşadık.

Biraz başkalarının sözlerine bakarak…

Biraz fazla düşünerek…

Biraz fazla susarak…

Biraz fazla gurur yaparak…

Biraz fazla erteleyerek…

Biraz da kendimizi unutarak…

Ama şimdi biliyoruz.

Hayatın garantisi yok.

Yarının sözü yok.

“Sonra” dediğimiz şeyin garantisi yok.

Bu yüzden kalan zamanı daha anlamlı yaşamak gerekiyor.

Belki geçmişi değiştiremeyiz.

Ama geçmişin bundan sonrasını yönetmesine izin vermeyebiliriz.

İlk ömrümüzün bütün yanlışlarını düzeltemeyiz.

Ama bundan sonraki yanlışlarımızı azaltabiliriz.

Kaybettiklerimizi geri getiremeyiz.

Ama elimizde kalanların kıymetini bilebiliriz.

Ve en önemlisi…

Kendimize geç kalmayabiliriz.

Çünkü insanın hayatında bazı kapılar bir daha açılmayabilir.

Bazı insanlar bir daha gelmeyebilir.

Bazı fırsatlar bir daha doğmayabilir.

Ama nefes aldığımız sürece önümüzde hâlâ bir yol vardır.

Ve o yolun adı:

Bugün.

Dün bitti.

Yarın henüz gelmedi.

Bize kalan tek gerçek, elimizde tuttuğumuz şu andır.

O halde bırakalım geçmiş, geçmişte kalsın.

Kırgınlıklar biraz dinlensin.

Gurur biraz susup kenara çekilsin.

“Keşke”lerin yerine “iyi ki”ler koyalım.

Ve hayatın kalanına yeniden başlayalım.

Çünkü belki de bize bir ömür daha verilmeyecek.

Ama bir ömürlük güzelliği, kalan günlerimize sığdırmak hâlâ bizim elimizde.

Ve belki yıllar sonra, hayatımızın sonlarına doğru geriye baktığımızda şunu söyleyebiliriz:

“Evet…

İlkini biraz ziyan ettim.

Ama kalanını boşuna yaşamadım.”

...

Mehmet Sebih Altun
[email protected]