Saygı, toplumun en temel harcıdır. Ancak her sözün, her dayatmanın saygıyı hak ettiğini düşünmek yanlıştır. Dine, inanca, kutsala gösterilen saygı; insana duyulan saygının bir yansımasıdır.

Diyarbakır kültüründe bunun en güzel örnekleri misafirperverlikte görülür. Kapıya gelen misafire dini, dili, görüşü sorulmaz,“hoş geldin” demeklede kalınmaz; sofradaki en iyi yemek ona ikram edilir. Bu davranışlar, gerçek saygının ve gönül zenginliğinin somut örnekleridir. İnsan, farklılıklarıyla kabul edilir; inancı, kimliği, hatta inançsızlığıyla bile.

Ama dar görüşlü dayatmalar farklıdır. Kendi yorumunu mutlak doğru gibi sunanlar, çoğu zaman “saygı” adı altında itaat talep eder. Oysa Diyarbakır’ın kadim kültürü bize şunu öğretir: Saygı, korkuyla değil; gönüllü bir anlayışla yaşanır. Misafire gösterilen içtenlik, aslında farklılıklarla birlikte yaşamanın en güçlü sembolüdür.

Gerçek saygı, eleştirel aklı susturmak değil; farklılıklarla birlikte yaşamayı mümkün kılmaktır. Bir kişinin dar yorumuna karşı çıkmak, kutsala değil, dayatmaya karşı çıkmaktır.

Unutmayalım: Saygı, körü körüne boyun eğmek değil; aklımızı kullanarak birlikte yaşama iradesini korumaktır. Diyarbakır’ın misafirperverlik kültürü,bize bu ince çizgiyi hatırlatmaktadır.