Paranın tarihi, insanlığın tarihiyle neredeyse eş zamanlıdır. İlk takaslardan bugüne kadar para, sadece bir değişim aracı değil; aynı zamanda güvenin, düzenin ve hatta medeniyetin sembolü olmuştur. Ama işin ironik yanı şu: Bazı insanlar sahte para yaparak kalpazan olurken, bazen de para insanları sahte ve kalpazan yapar.

Kalpazanlık, teknik olarak bir suçtur; devletin otoritesine, toplumun güvenine karşı işlenmiş bir ihlaldir. Ancak işin toplumsal boyutuna baktığımızda, sahte paradan daha tehlikeli olan şey sahte insanlardır. Çünkü sahte para bir gün yakalanır, tedavülden kalkar. Ama sahte insanlar, toplumun içine sinsice karışır; güveni aşındırır, dostluğu bozar, sevgiyi kirletir.

Paranın kalpazanı, matbaada çalışır; insanın kalpazanı ise kalpte. Birinde mürekkep vardır, diğerinde niyet. Birinde sahte banknotlar basılır, diğerinde sahte sözler, sahte dostluklar, sahte sevgiler… Ve ne acıdır ki, bazen paranın kendisi insanı bu sahteciliğe iter. Hırs, açgözlülük, çıkar ilişkileri… İnsan, paranın esiri oldukça kalbi de kalpazanlaşır.

Toplumun en büyük sınavı, sahte parayı değil; sahte insanı ayırt edebilmektir. Çünkü sahte parayı devlet yakalar, ama sahte insanı ancak vicdan yakalar.

Sonuçta mesele şu: Paranın kalpazanlığını engellemek için kanunlar var, ama kalbin kalpazanlığını engellemek için sadece insanın kendi vicdanı var. Ve vicdan, en güvenilir para birimidir; sahte basılamaz, tedavülden kalkmaz.