Toplumların en büyük sınavı, bireylerin vicdanlarıyla verdikleri mücadeledir. Bir insan doğruya doğru, yanlışa yanlış deme cesaretini bulamıyorsa, bunun sebebi Allah’tan korkmak değil; kuldan, yani diğer insanların yargısından, baskısından ve öfkesinden korkmaktır.
Bugün etrafımıza baktığımızda, çoğu zaman hakikatin sesi kısılıyor. İnsanlar, işlerini kaybetmemek, çevresinden dışlanmamak, ya da güçlülerin gazabına uğramamak için susmayı tercih ediyor. Oysa suskunluk, yanlışı büyüten en güçlü silahtır.
Doğruyu söylemek, bazen yalnız kalmayı göze almak demektir. Yanlışa karşı çıkmak, çoğunluğun alkışını değil, bazen öfkesini çekmek demektir. Ama unutmayalım: Tarih boyunca ilerlemeyi sağlayanlar, çoğunluğun sessizliğini değil, azınlığın cesaretini taşıyanlardır.
Kuldan korkarak sustuğumuz her an, yanlışın kök salmasına izin veriyoruz. Oysa Allah’ın bize yüklediği en büyük sorumluluklardan biri, adaletin ve hakikatin yanında durmaktır. Vicdanın sesi, toplumun gürültüsünden daha değerlidir.
Belki de en büyük cesaret, “yanlış” denilen yerde dimdik durabilmek, “doğru” denilen yerde yalnız kalmayı göze alabilmektir. Çünkü hakikat, çoğu zaman kalabalıkların değil, vicdanı hür olanların dilinden yükselir.