Adaletin Zırhı ve Gülistan’ın Sessizliği Ama iş devletin koruyucu
Adaletin Zırhı ve Gülistan’ın Sessizliği
Bir yoksul ekmek çalarken yakalanır, yargılanır ve cezasını çeker. Trafikte kural ihlali yapan sürücünün cezası anında sisteme düşer. Seyyar satıcı izinsiz tezgâh açsa, zabıta anında idari işlem uygular. Yani sıradan vatandaşın suçu, devletin refleksiyle anında karşılık bulur.
Ama iş devletin koruyucu zırhına sahip kişilere gelince tablo değişir. Cinayet, şantaj, rüşvet gibi ağır suçlamalar dillendirilir; dosyalar açılır, kapanır; iddialar havada kalır. Fail ortada yoktur, ceza yoktur. Toplumun vicdanında ise kara bir leke olarak kalır. İnsanların zihninde hep aynı soru yankılanır: Bazı suçlar gizli kaldığı için mi cezasızdır, yoksa güçlüler tarafından işlendiği için mi?
Bunu düşünmeden edemiyor insan, elimizde o kadar çok örnek var ki. Sonlardan biri, belki de en acısı: Gülistan Doku. Henüz 17 yaşında bir genç kız kayboluyor. Bir daha kendisinden haber alınamadığı iddia ediliyor. Yıllar geçiyor. Tanıklar konuşuyor, avukatlar dosyayı karıştırıyor, yeni savcılar eski dosyalara bakıyor. Ama ne fail var, ne ceset, ne adalet.
Devletin koruyucu zırhı, bazen dosyaların içini boşaltan gizli bir ele dönüşüyor. Deliller cımbızlanıyor, izler karartılıyor. Böyle bir tabloda savcı ne yapsın, hâkim ne yapsın? Güçlülerin gölgesinde kalan dosya, halkın vicdanında kapanmaz bir yara olarak hep kalır.
Adaletin terazisi, yalnızca güçsüzlerin suçlarını tartıyorsa, o terazinin dengesi bozulmuştur. Gülistan’ın sessizliği, aslında toplumun adalet arayışının çığlığıdır. Ve bu çığlık, susturulmadıkça devletin vicdanı da rahat etmeyecektir.