Dicle’nin hayat verdiği, Mezopotamya’nın o kadim ve bereketiyle nam salmış topraklarındayız:

Bismil. Yılda birkaç ürünün alınabildiği, toprağı sıksanız bereket fışkıran bu ova, Türkiye’nin en önemli tarım merkezlerinden biri. Pamuk denince, buğday denince akla ilk gelen yerlerden. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Dışarıdan bakıldığında devasa traktörler ve uçsuz bucaksız tarlalarla bir "tarım cenneti" gibi görünen Bismil, aslında derin yapısal sorunlarla boğuşuyor.

Peki, Bismil tarımında eksik olan ne? Neyi yanlış veya eksik yapıyoruz?

Gelin, süslü lafları bir kenara bırakıp Bismil üreticisinin her gün tarlada karşılaştığı gerçekleri konuşalım.

1. Su Var Ama "Plan" Yok: Vahşi Sulama ve Elektrik Çilesi

Bismil tarımının kanayan en büyük yarası suyun yönetilemeyişi. Dicle yanı başımızda aksa da, çiftçi hâlâ yer altı sularına ve dolayısıyla fahiş elektrik faturalarına mahkûm.

  • Vahşi Sulama Israrı: Drip (damlama) ve yağmurlama sistemlerine geçiş her geçen gün artsa da, hâlâ kontrolsüz salma sulama yapan geniş bir kesim var. Bu durum hem toprağı çoraklaştırıyor hem de geleceğimizin teminatı olan yer altı su seviyelerini hızla aşağı çekiyor.
  • Elektrik Kesintileri ve Yüksek Maliyet: Enerji maliyetleri çiftçinin belini büküyor. Sulama sezonunun ortasında yaşanan elektrik kesintileri, ürünün tarlada yanmasına neden olarak bir yıllık emeği bir gecede çöp edebiliyor.

2. Tek Sasa Mahkûmiyet: Ürün Çeşitliliğinin Olmaması

Bismil ovası adeta "Pamuk ve Mısır" döngüsüne sıkışmış durumda. Monokültür (tek tip) tarım, kısa vadede kazandırıyor gibi görünse de uzun vadede toprağın yapısını bozuyor, hastalık ve zararlıların artmasına neden oluyor. Alternatif yüksek katma değerli ürünlere (örneğin meyvecilik, seracılık, endüstriyel tıbbi bitkiler) geçiş konusunda ciddi bir danışmanlık ve teşvik eksikliği var.

3. "Üretmek Yetmiyor": Sanayi ve İşleme Tesislerinin Yetersizliği

Bismil, hammadde üreten ama bunu işleyip katma değere dönüştüremeyen bir ilçe konumunda.

  • Pamuk üretiyoruz ama iplik ve tekstil fabrikalarımız sınırlı.
  • Buğday ve mısır üretiyoruz ama devasa işleme tesisleri ve marka ürünlerimiz eksik.

Ürünü tarladan kaldırdığı gibi ham olarak satan çiftçi, tüccarın ve piyasanın insafına kalıyor. Oysa Bismil'de kurulacak güçlü bir Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (TDİOSB), hem Bismil ürününü markalaştırır hem de bölgedeki genç işsizliğe neşter vurur.

4. Girdi Maliyetleri ve Pazarlama Zinciri

Gübre, mazot, tohum ve ilaç... Fiyatları her gün artan bu temel girdiler karşısında çiftçi önünü göremiyor. Üretim maliyetlerinin yüksekliği yetmezmiş gibi, ürünün tarladan sofraya veya fabrikaya giden pazarlama zincirindeki aracılar, asıl kazancı cebine indiriyor. Alın terini toprağa döken Bismilli üretici ise sezon sonunda borç kapatma telaşına düşüyor.

5. Bilinçli Tarım ve Mühendislik Desteği Eksikliği

Hâlâ "dededen kalma" yöntemlerle tarım yapma alışkanlığı oldukça yaygın. Gübreleme toprak analizine göre değil, kulaktan dolma bilgilerle yapılıyor. İlaçlama zamanlamaları profesyonelce yönetilmediği için hem maliyet artıyor hem de doğa zarar görüyor. İlçe genelinde çiftçiye birebir sahada rehberlik edecek aktif bir ziraat mühendisliği danışmanlık ağının eksikliği hissediliyor.

Sonuç: Bismil Sadece Üretmemeli, Yönetmeli!

Bismil toprağı cömerttir; ne verirseniz fazlasını geri verir. Ancak bu cömertliği sonsuz sanmak en büyük hatamız olur.

Bismil tarımını düzlüğe çıkarmak için; modern sulama tekniklerine tam geçiş, ürün çeşitliliği, güçlü tarımsal sanayi hamlesi ve kooperatifleşme şarttır. Bismilli çiftçi yalnız bırakılmamalı, toprağının değerini bilecek teknolojik ve finansal imkânlarla donatılmalıdır.

Çünkü Bismil'de tarım durursa, sadece bir ilçe değil, tüm bölge sofrasındaki ekmekten olur.