Diyarbakır denildiğinde akla ilk olarak surlar, Hevsel Bahçeleri ve Dicle Nehri gelir. Ancak bu kadim şehrin kuzeydoğusunda yer alan Lice, sahip olduğu tarihi geçmişi ve kültürel zenginliğiyle başlı başına bir araştırma konusudur.
Binlerce yıllık geçmişe sahip olan Lice, Mezopotamya ile Anadolu arasında önemli bir geçiş güzergâhında bulunması nedeniyle tarih boyunca birçok medeniyetin izlerini taşımıştır. Hurri, Asur, Med, Pers, Roma ve Bizans dönemlerine tanıklık eden bu topraklar, Malazgirt Zaferi’nin ardından Türklerin hâkimiyetine girmiş, daha sonra Selçuklu ve Osmanlı yönetimleri altında gelişimini sürdürmüştür.
Lice'nin tarihi yalnızca devletlerin ve medeniyetlerin hikâyesinden ibaret değildir. Bu topraklar aynı zamanda güçlü aşiret yapılarının, köklü ailelerin ve nesilden nesile aktarılan kültürel değerlerin de merkezlerinden biri olmuştur. İlçede yaşayan insanlar, tarih boyunca karşılaştıkları zorluklara rağmen geleneklerini, dillerini ve yaşam biçimlerini korumayı başarmıştır.
Osmanlı döneminde Diyarbakır Vilayeti'nin önemli yerleşim merkezlerinden biri olan Lice, Cumhuriyet döneminde de bölgenin dikkat çeken ilçelerinden biri olmayı sürdürdü. Tarım ve hayvancılığın temel geçim kaynağı olduğu ilçe, doğal güzellikleri ve yaylalarıyla da öne çıkmaktadır.
Lice denildiğinde akla sadece tarih gelmez; aynı zamanda dayanıklılık ve yeniden ayağa kalkma iradesi de gelir. İlçe, geçmişte yaşadığı depremler ve çeşitli zorluklara rağmen varlığını sürdürmüş, her seferinde yeniden toparlanmayı başarmıştır. Bu yönüyle Lice, yalnızca bir ilçe değil, aynı zamanda mücadele ve azmin sembollerinden biridir.
Bugün Lice'ye bakıldığında, köklü geçmişi ile geleceğe yürümeye çalışan bir ilçe görülmektedir. Tarihi mirasını korurken eğitim, tarım ve ekonomik kalkınma alanlarında da gelişimini sürdürmektedir. Bu nedenle Lice'nin hikâyesi sadece geçmişin değil, aynı zamanda geleceğin de hikâyesidir.
Çünkü Lice, Mezopotamya'nın sessiz tanığı olarak yüzyıllardır ayakta durmaya devam ediyor.