Okulların kapanmasıyla birlikte çocuklarımız için uzun bir yaz tatili başladı. Kimi ailesiyle memlekete gidiyor, kimi sokakta arkadaşlarıyla vakit geçiriyor, kimi de telefon, tablet ve bilgisayar ekranlarının başında saatlerini geçiriyor. Ancak yaz aylarının çocuklarımız için sunduğu çok kıymetli bir başka imkân daha var: Yaz Kur’an kursları.

Her yaz camilerimizde ve Kur’an kurslarımızda çocuk seslerinin yükselmesi insana ayrı bir mutluluk veriyor. Ellerinde elifbaları ve Kur’an-ı Kerim’leriyle caminin yolunu tutan çocuklar, aslında sadece harfleri ve sureleri öğrenmiyor. Aynı zamanda hayatları boyunca kendilerine rehberlik edecek değerlerle tanışıyorlar.

Kur’an kursunu yalnızca Kur’an okumayı öğrenilen bir yer olarak görmek eksik olur. Çocuklarımız burada paylaşmayı, büyüğe saygıyı, küçüğe sevgiyi, arkadaşlığı, temizliği, doğruluğu ve güzel ahlakı da öğreniyor.

Çocuğa Kur’an’ı sevdirmek

Burada anne babalara ve hocalarımıza büyük görev düşüyor.

Bir çocuğun Kur’an kursuna isteyerek gitmesi ile zorla gönderilmesi arasında büyük fark vardır. Çocuklarımız camiyi ve Kur’an’ı korkuyla değil, sevgiyle tanımalıdır.

Çocuk camiye geldiğinde kendisini değerli hissetmeli. Hocasının tebessümünü, arkadaşlarıyla geçirdiği güzel vakitleri ve öğrendiği yeni bilgilerin heyecanını yıllar sonra bile hatırlamalıdır.

Çünkü çocuklukta edinilen güzel bir hatıra bazen insanın bütün hayatına yön verebilir.

Yarışımız sadece ezber olmamalı

Elbette çocuklarımız sureler öğrensin, dualar ezberlesin, Kur’an okumayı ilerletsin. Ancak asıl meselemiz çocuğun kaç sure ezberlediğinden önce, öğrendiği değerlerin davranışlarına ne kadar yansıdığı olmalıdır.

Kur’an okuyan bir çocuk aynı zamanda yalan söylememeyi, anne babasına güzel davranmayı, arkadaşını incitmemeyi, kul hakkından sakınmayı ve ihtiyaç sahibine yardım etmeyi öğrenmelidir.

Çünkü Kur’an’ın mesajı yalnızca dilimizde değil, hayatımızda da karşılık bulmalıdır.

Anne babalar ilgisiz kalmamalı

Çocuğu kursa yazdırıp bütün sorumluluğu hocaya bırakmak da doğru değildir.

Anne ve baba akşam eve geldiğinde çocuğuna, “Bugün ne öğrendin?” diye sormalı. Okuduğu bir duayı dinlemeli, öğrendiği bir sure için onu takdir etmeli. Belki beraber birkaç ayet okumalı.

Çocuğun eğitimine gösterilen bu küçük ilgi, onun dünyasında düşündüğümüzden çok daha büyük bir karşılık bulabilir.

Telefonun değil, hayatın içinde büyüsünler

Bugün çocuklarımızın önündeki en büyük meselelerden biri ekranlarla geçirilen uzun saatlerdir. Telefon ve tablet tamamen hayatımızdan çıkarılabilecek araçlar değil. Fakat çocuklarımızın bütün bir yazı ekran karşısında tüketmesine de seyirci kalmamalıyız.

Yaz Kur’an kursları bu açıdan da önemli bir fırsattır.

Camiler çocukların yalnızca ders gördüğü değil; arkadaşlık kurduğu, oyun oynadığı, kitap okuduğu, spor yaptığı ve sosyal etkinliklere katıldığı mekânlara dönüşmelidir.

Çocuk camiden çıktığında bir sonraki günü heyecanla bekliyorsa, işte o zaman önemli bir başarı elde edilmiş demektir.

Bugünün öğrencileri yarının büyükleri

Bugün cami avlusunda koşan, elifbasını koltuğunun altına alıp kursa yetişmeye çalışan çocuklar yarın bu toplumun öğretmeni, doktoru, mühendisi, esnafı, işçisi, yöneticisi, annesi ve babası olacak.

Onlara bugün vereceğimiz güzel eğitim, yarının toplumuna yapılmış en değerli yatırımlardan biridir.

Bu nedenle yaz Kur’an kurslarını birkaç haftalık bir tatil etkinliği olarak görmeyelim.

Bir çocuğun Kur’an’la tanışmasına, güzel ahlak kazanmasına, camiyi sevmesine ve iyi insan olma yolunda adım atmasına vesile olabiliyorsak bundan daha kıymetli ne olabilir?

Yaz sonunda çocuklarımızın ellerindeki karnelerde kaç sure ezberlediklerinin yanında, kalplerine ne kadar sevgi, merhamet, doğruluk ve güzel ahlak yerleştirebildiğimize de bakalım.

Çünkü asıl başarı, çocuğun Kur’an’ı yalnızca okuyabilmesi değil; Kur’an’ın güzelliklerini hayatında yaşatabilmesidir.