Bir zamanlar bu topraklardan bir ses yükselmişti.
Fatih Sultan Mehmet surları aşarken yalnızca bir şehri değil, korkuyu da yıkıyordu. O gün fethedilen sadece bir kapı değil, bir iradeydi. Bugün ise aynı ümmetin evlatları, görünmez duvarların ardında, sessizliğin ağır yükü altında eziliyor.
Ben bu sessizliği kaldıramam.
Müslümanların ölmesine, çocukların yetim kalmasına, anaların gözyaşının toprağa karışmasına sessiz kalamam.
Kaldıramam bu yükü… Çünkü susmak, zulmün gölgesini büyütür.
Dünya, çıkarların etrafında dönen bir düzen kurmuş olabilir. Güçlü olanın konuştuğu, zayıf olanın susturulduğu bir düzen… Ama bu düzen ebedî değildir. Hiçbir güç, hakikatin önünde sonsuza kadar duramaz.
Sorun sadece dışarıda değil. İçimizdeki dağınıklık, kopuş ve umursamazlık, bu karanlığı büyüten en büyük yaradır.
Adalet zayıfladığında, zulüm cesaret bulur.
İlim geri çekildiğinde, cehalet hüküm sürer.
Kardeşlik unutulduğunda, yalnızlık çoğalır.
Bugün mesele açık:
Bir yerde acı varken, diğerinin susması;
bir yerde zulüm varken, diğerinin görmezden gelmesi;
aynı inanca sahip kalpler arasında derin bir kırılma oluşturur.
Ya Allah…
Kalplerimizi diri kıl.
Bize hakikati görecek basiret ver.
Bize sadece konuşmayı değil, sorumluluk almayı nasip et.
Çünkü uyanış, yalnızca sloganla olmaz.
Uyanış; kalbin titremesiyle, aklın berraklaşmasıyla ve iradenin ayağa kalkmasıyla olur.
Fatih Sultan Mehmet’i büyük yapan, yalnızca kılıcı değildi. Onu büyük yapan, inancını eyleme dönüştüren kararlılığıydı. Bugün de ihtiyaç duyulan tam olarak budur: İnancı harekete dönüştüren bir bilinç.
Artık şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Sessizlik, tarafsızlık değildir.
Sessizlik, çoğu zaman güçlüden yana bir eğilimdir.
Ben sessiz kalamam.
Kalamam, çünkü susmak içimde bir yangın gibi büyür.
Kalamam, çünkü her acı haber, kalbime bir yük daha bindirir.
Kalamam, çünkü susarsam, kendi vicdanımı kaybederim.
Ama bu çığlık; öfkeyle körleşen bir çığlık olmayacak.
Bu çığlık; adalet isteyen, bilinç arayan, dirilişi çağıran bir ses olacak.
Çünkü gerçek güç; yıkmakta değil, inşa etmektedir.
Gerçek uyanış; nefretle değil, hakikatle başlar.
Ve o gün geldiğinde—
kalpler yeniden birleştiğinde,
akıllar berraklaştığında,
insanlar sorumluluk aldığında—
hiçbir güç, bu dirilişi durduramayacak.
Ya Allah…
Bizi suskunlardan değil, hakkı ayakta tutanlardan eyle.
Bizi parçalanmışlıktan kurtar, birliğe ulaştır.
Bize korkunun değil, adaletin tarafında durma cesareti ver.
Çünkü bu artık bir tercih değil…
Bir mecburiyet