Bazen hayatın içinde öyle bir hızla koşuyoruz ki, nereye gittiğimizi unutuyoruz. Daha fazlasını istiyoruz; daha çok kazanmak, daha çok tanınmak, daha çok sevilmek, daha çok insana kendimizi kanıtlamak…
Peki bütün bunların sonunda geriye ne kalacak?
Bir gün insan durup kendisine sormalı:
“Ben bunca şeyi neden istedim?”
Belki de önemli olan hiçbir zaman en yükseğe çıkmak değildi. Önemli olan, çıkarken kimleri ezdiğimiz değil; kimlerin elinden tuttuğumuzdu.
Belki önemli olan herkes tarafından bilinmek değildi. Bir kişinin bile hayatında güzel bir iz bırakabilmekti.
Ben hayatı kendi penceremden gördükçe şunu anladım: İnsan bazen başkalarına kendisini kanıtlamak için yıllarını harcıyor. “Ben de yapabilirim.” demek için mücadele ediyor. Küçümsendiği yerlerde kendisini göstermek, inanılmadığı yerlerde başarısını ispatlamak istiyor.
Ama bir noktadan sonra fark ediyorsun ki asıl savaş başkalarıyla değil, kendinleymiş.
Kendine “Yapamazsın.” diyen tarafınla…
Korkularınla…
Geçmişinle…
Ve seni olduğundan daha küçük görmeye alıştıran bütün o seslerle.
Benim için önemli olan artık insanların benim hakkımda ne düşündüğünden çok, benim kendime ne söylediğim.
Çünkü insan gece yalnız kaldığında alkışlar susuyor. Kalabalık dağılıyor. Telefonlar sessizleşiyor. İnsan, en sonunda yine kendisiyle baş başa kalıyor.
İşte o anda sahip olduğun şeylerin değil, olduğun insanın değeri ortaya çıkıyor.
Bir gün elimizde ne para kalacak, ne makam, ne şöhret, ne de insanların hakkımızda söylediği güzel sözler.
Geriye sadece bıraktığımız iz kalacak.
Bir insanın hayatına dokunmuşsak, birinin umudunu artırmışsak, birinin “Ben de başarabilirim.” demesine vesile olmuşsak belki de gerçekten yaşamışızdır.
Ben yazarken de bunu düşünüyorum.
Bir cümlem bir insanın içine umut bırakır mı?
Bir kitabım birinin hayatına dokunur mu?
Bir gün bir insan benim yazdığım bir satırı okuyup kendisine yeniden inanır mı?
İşte benim için önemli olan biraz da bu.
Çünkü kalıcı olmak, herkesin seni tanıması değildir.
Kalıcı olmak, sen gittikten sonra bile bir insanın içinde güzel bir cümlenin yaşamaya devam etmesidir.
Hayat bize sürekli “Daha ne istiyorsun?” diye soruyor.
Belki de bizim artık “Daha ne bırakabilirim?” diye sormamız gerekiyor.
Çünkü önemli olan ne kadar yaşadığımız değil, yaşadığımız zamana ne kattığımızdır.
Önemli olan kaç kişi tarafından sevildiğimiz değil, kaç kişiye sevgiyi hissettirdiğimizdir.
Önemli olan kaç kez düştüğümüz değil, her düştüğümüzde kendimizi yeniden nasıl ayağa kaldırdığımızdır.
Ve belki de en önemlisi…
Önemli olan hayatın bize ne verdiği değil, bizim hayatın bütün zorluklarına rağmen kendimizden ne kadarını koruyabildiğimizdir.
Bir gün geriye dönüp baktığımda büyük bir servet bırakmış olmayabilirim.
Belki herkes beni tanımayacak.
Belki adım çok uzaklara gitmeyecek.
Ama bir insan bile benim yazdığım bir cümlede kendisini bulursa, bir insan bile benim hikâyemden güç alırsa, bir insan bile “Ben de yeniden başlayabilirim.” derse…
Benim için önemli olan, işte tam olarak buydu.
— Yusuf Bingöl