Bir okulun önünde silah konuşuyorsa, orada yalnızca öğrenciler değil, hepimiz yaralanıyoruz.

Manisa’da okul çevresinde yaşanan silahlı saldırı haberi, hepimizi derinden düşündürmesi gereken bir olaydır. Çünkü söz konusu olan yalnızca bir okulun önünde yaşanan bir olay değildir. Söz konusu olan çocuklarımızın güvenliği, gençlerimizin geleceği ve toplum olarak nereye doğru ilerlediğimizdir.

Bir öğrenci sabah evinden çıkarken ailesi onun eğitim alacağını, arkadaşlarıyla vakit geçireceğini ve güvenli bir şekilde eve döneceğini düşünür. Hiçbir anne-baba, çocuğunu okula gönderirken “Acaba bugün başına bir şey gelir mi?” korkusunu yaşamamalı.

Çocuklarımız okula giderken korkmamalı.

Bir okulun kapısında silah değil, kitap konuşmalı. Korku değil, umut olmalı. Şiddet değil, eğitim olmalı.

Son yıllarda şiddetin hayatımızın farklı alanlarında giderek daha görünür hale gelmesi hepimizi düşündürmeli. Özellikle çocukların ve gençlerin bulunduğu alanlarda yaşanan şiddet olaylarını sıradanlaştırmak, yarının daha büyük sorunlarına kapı aralamaktır.

Burada sadece saldırıyı gerçekleştiren kişiyi konuşmak yetmez. Şiddetin nasıl bu kadar kolay ortaya çıkabildiğini, gençlerin neden şiddetle karşı karşıya kaldığını, akran zorbalığının nasıl önlenebileceğini ve okullarımızın güvenliğini nasıl daha güçlü hale getirebileceğimizi de konuşmalıyız.

Çünkü bir çocuğun yaşadığı korku, sadece o çocuğun korkusu değildir. O korku ailesinin, öğretmeninin ve toplumun da sorumluluğudur.

Şiddeti normalleştirmeyelim.

“Bir şey olmaz” diyerek geçiştirmeyelim. Zorbalığı küçük bir mesele gibi görmeyelim. Tehditleri, kavga kültürünü ve silah kullanımını sıradanlaştırmayalım.

Çocuklarımızın birbirine karşı öfkeyle değil, anlayışla yaklaşmayı öğrenmeye ihtiyacı var. Gençlerimizin sorunlarını şiddetle değil, konuşarak çözebilecekleri bir ortam oluşturmalıyız.

Ben bir yazar olarak şuna inanıyorum: Bir toplumun geleceğini görmek istiyorsanız, çocuklarına nasıl davrandığına bakın.

Çocuklarımızı korkutarak değil, güven vererek büyütmeliyiz.

Onlara “güçlü olmak” demek; eline silah almak, karşısındakini ezmek veya şiddet uygulamak değildir. Asıl güç, öfkesini kontrol edebilmek, farklı düşünene saygı gösterebilmek ve sorunları konuşarak çözebilmektir.

Bugün bir öğrencinin okul yolunda yaşadığı korkuya sessiz kalırsak, yarın aynı korkunun başka bir çocuğun hayatına dokunmasına şaşırmamalıyız.

Bu nedenle artık daha fazla konuşmalı, daha fazla önlem almalı ve özellikle çocukların bulunduğu alanlarda güvenliği en önemli meselelerden biri haline getirmeliyiz.

Çünkü çocuklarımız bizim geleceğimiz.

Onların geleceğini korkuyla değil, umutla inşa etmek zorundayız.

Okullar çocukların savaş alanı değil; hayallerini kurdukları, kendilerini geliştirdikleri ve geleceğe hazırlandıkları yer olmalı.

Silahların değil, kitapların konuştuğu bir gelecek dileğiyle…