İnsan doğadan uzaklaştıkça kendisinden de uzaklaşmaya başladı.
Bir zamanlar ağacın gölgesinde huzur bulan insan, bugün ağacı yalnızca kesilecek odun olarak görüyor. Bir zamanlar toprağa emanet edilen tohum, bugün betonun altında kalıyor. Bir zamanlar derelerin sesi insanı dinlendirirken, bugün doğanın sessizliği bize yaklaşan tehlikeyi anlatıyor.
Doğaya sahip çıkmayan insan, aslında yalnızca ağaca, suya veya toprağa zarar vermiyor.
Kendi geleceğine zarar veriyor.
Bir ağacı keserken gölgesini de kesiyoruz.
Bir nehri kirletirken kendi suyumuzu kirletiyoruz.
Toprağı zehirlerken soframızdaki geleceği zehirliyoruz.
Hayvanların yaşam alanlarını yok ederken dünyanın dengesinden bir parçayı koparıyoruz.
Sonra dönüp soruyoruz:
“Bu dünya neden böyle oldu?”
Oysa dünya kendi kendine değişmedi.
Biz değiştirdik.
Doğa bize ait bir mülk değil. Biz doğanın sahibinden çok, onun içinde yaşayan misafirleriz. Fakat insan kendisini dünyanın sahibi zannettiği günden beri doğayla arasındaki dengeyi bozmaya başladı.
En acısı da doğaya zarar verirken bunun bedelini sadece bugün yaşayanların ödeyeceğini sanmamız.
Oysa bugün attığımız her çöp, yarının çocuğuna bırakılmış bir mirastır. Bugün yok ettiğimiz her ağaç, geleceğin nefesinden eksilen bir parçadır.
Bir çocuğun temiz havaya hakkı var.
Bir kuşun yuvasına…
Bir ağacın kök salacağı toprağa…
Bir nehrin temiz akmaya…
Bir hayvanın korkmadan yaşayabileceği bir dünyaya hakkı var.
İnsan olarak bizim görevimiz sadece kendimizi düşünmek değil; bizden sonra gelecek olanların da hakkını korumaktır.
Çünkü doğa intikam almaz.
Sadece yapılanın sonucunu geri verir.
Bazen kuruyan bir dereyle, bazen yok olan bir ormanla, bazen aşırı sıcaklarla, bazen sel ile, bazen de verimsizleşen topraklarla…
Doğanın dili farklıdır.
Ama söylediği şey aynıdır:
“Beni korumazsanız, kendinizi de koruyamazsınız.”
Ben bir yazar olarak şuna inanıyorum:
Bir toplumun medeniyeti yalnızca yaptığı binalarla değil, koruduğu ağaçlarla da ölçülür.
Sokaktaki çöpe kayıtsız kalan, kuruyan ağacı görmezden gelen, hayvanın susuzluğunu önemsemeyen bir insanın aslında kaybettiği şey yalnızca duyarlılık değildir.
İnsanlığının bir parçasıdır.
Bu yüzden doğaya sahip çıkmak bir tercih değil, gelecek nesillere karşı sorumluluktur.
Bugün bir fidan dikmek küçük bir davranış gibi görünebilir.
Ama belki yıllar sonra o ağacın altında bir çocuk oturacak.
Ve o çocuk, o ağacı diken insanı hiç tanımayacak.
Ama onun bıraktığı gölgede nefes alacak.
İşte gerçek iyilik biraz da budur:
Karşılığını görmeyeceğini bildiğin hâlde geleceğe güzel bir şey bırakmak.
Doğa bize miras kalmadı.
Biz onu gelecek nesillerden ödünç aldık.
Ve artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Bizden sonra gelenlere nasıl bir dünya bırakacağız?
— Yusuf Bingöl