Burada Herşey yarım kalır
BURADA HER ŞEY YARIM KALIR
“Çok telaş etme… Burası dünya.
Burada her şey yarım kalır.”
İnsan, dünyaya geldiği günden itibaren bir şeyleri tamamlamaya çalışıyor.
Bir hayat kurmak istiyor mesela.
Bir ev almak, bir araba sahibi olmak, iyi bir iş bulmak, çocuklarını büyütmek, borçlarını bitirmek, yarım kalan hayallerini tamamlamak…
Sonra bir gün fark ediyor ki insan, bütün ömrünü tamamlamak için uğraşırken aslında tamamlanmayacak bir dünyanın içinde yaşıyor.
Çünkü burası dünya.
Burada hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor.
Ne sevinç…
Ne keder…
Ne gençlik…
Ne dostluk…
Ne aşk…
Ne de insanın kendisi.
Belki de hayatın en büyük yanılgısı, her şeyi tamamlayabileceğimizi sanmamızdır.
Oysa bazı yollar yarıda biter.
Bazı insanlar vedalaşamadan gider.
Bazı cümleler söylenemeden kalır.
Bazı mektuplar yazılır ama gönderilmez.
Bazı özürler dilin ucunda yaşlanır.
Bazı sevgiler kalpte büyür ama hiçbir zaman sahibine ulaşamaz.
Bazı hayaller insanın gözlerinde yaşar, fakat ömrünün takvimine sığmaz.
Ve insan, bütün bunların karşısında bir süre kendisini suçlar.
“Keşke…”
Hayatın en ağır kelimesidir belki de.
Keşke daha erken arasaydım.
Keşke o gün gitmeseydim.
Keşke biraz daha kalsaydım.
Keşke söylemek istediğimi söyleseydim.
Keşke kırmasaydım.
Keşke daha çok sarılsaydım.
Keşke daha az erteleseydim.
Ama hayat, “keşke”leri geri çevirecek kadar uzun değildir.
Çünkü zamanın geri vitesi yoktur.
İnsan neden bu kadar telaş eder?
Sanki ömrü kendisine sonsuzluk sözü vermiş gibi…
Sabah kalkar, yetişmesi gereken yerlere yetişmeye çalışır.
Bir yerlere geç kalır.
Bir şeyleri kaçırmaktan korkar.
Daha çok kazanmak ister.
Daha iyi yaşamak ister.
Daha büyük bir ev ister.
Daha iyi bir araba ister.
Daha güzel günler bekler.
Hep bir sonraki durağa bakar.
“Şunu da halledeyim, sonra rahatlarım.”
“Şu borç da bitsin, sonra yaşarım.”
“Şu işi de çözersem, sonra kendime zaman ayırırım.”
“Çocuklar büyüsün, sonra…”
“Emekli olayım, sonra…”
“Biraz para biriktireyim, sonra…”
Ve insan, o “sonra”ların arasında koca bir ömrü tüketir.
Sonra bir gün aynaya bakar.
Saçlarına ak düşmüştür.
Yüzünde yılların izleri vardır.
Ve insan birden anlar:
Ben hayatı yaşamak için değil, hayatı düzene sokmak için uğraşmışım.
Oysa hayat hiçbir zaman tamamen düzene girmez.
Çünkü hayatın doğasında biraz eksiklik vardır.
Biraz belirsizlik…
Biraz yarım kalmışlık…
Biraz bekleyiş…
Biraz kayıp…
Biraz da “nasip değilmiş” dediğimiz şeyler vardır.
Belki de olgunlaşmak, her şeyi tamamlamaya çalışmaktan vazgeçip bazı şeylerin yarım kalmasına razı olmaktır.
Çünkü insan her yarım kalan şeyin başarısızlık olmadığını öğrenmeli.
Bazen bir ilişkinin bitmesi başarısızlık değildir.
Bazen bir dostluğun uzaklaşması…
Bazen bir işin olmaması…
Bazen yıllarca kurduğun bir hayalin gerçekleşmemesi…
Bazen çok istediğin bir kapının yüzüne kapanması…
Belki de hayatın seni başka bir yere hazırlamasıdır.
Biz çoğu zaman kapanan kapıya bakıyoruz.
Ama belki de açılacak kapıyı göremiyoruz.
Çünkü insan, kaybettiği şeyin acısıyla öyle meşgul oluyor ki kazanabileceği şeyin ihtimalini unutuyor.
Hayat bazen elinden bir şey alırken sana başka bir şey bırakır.
Ama onu hemen fark edemezsin.
Çünkü bazı hediyeler kutusuz gelir.
Bazı nimetler gecikmiş gibi görünür.
Bazı cevaplar yıllar sonra anlaşılır.
“Burada her şey yarım kalır.”
Ne kadar ağır ama ne kadar gerçek bir cümle…
Bir çocuğun büyümesi bile yarım kalmış bir masal gibidir.
Daha dün elinden tutup okula götürdüğün çocuk, bugün kendi hayatının peşinden koşar.
Bir anne, oğlunun büyüdüğünü fark edemeden onun evden uzaklaştığını görür.
Bir baba, çocuklarının çocukluğuna doyamadan onların kendi çocuklarına kavuştuğunu izler.
İnsan, sevdiklerinin değişmesine alışmaya çalışırken zamanın kendisini değiştirdiğini fark eder.
Dün birlikte güldüğümüz insanlar bugün başka şehirlerde…
Bazıları başka hayatlarda…
Bazıları ise artık sadece hatıralarımızda.
Ve bazı isimler vardır ki insan onları duyduğunda içinde eski bir kapı açılır.
Bir koku gelir.
Bir sokak belirir.
Bir ses duyulur.
Bir akşamüstü yeniden yaşanır.
Ama o gün geri gelmez.
İşte hayat budur.
Hatıralar kalır.
İnsanlar gider.
Zaman geçer.
Ve bazı hikâyeler tam en güzel yerinde biter.
Belki de bu yüzden çok telaş etmemek gerekir.
Çünkü telaş, insana hayatı kaçırır.
Bir yere yetişmeye çalışırken manzarayı göremezsin.
Bir şey kazanmak için uğraşırken elindekinin kıymetini unutursun.
Daha fazlasını isterken sahip olduklarının farkına varamazsın.
Oysa hayat, yalnızca ulaşılacak hedeflerden ibaret değildir.
Bazen yolun kendisidir hayat.
Bir çayın başında yapılan uzun bir sohbet…
Bir dostun ansızın araması…
Bir çocuğun gülüşü…
Bir annenin sesi…
Bir babanın sessizce yanında durması…
Akşamüstü gökyüzüne bakmak…
Yağmurun cama vurmasını dinlemek…
Bir sofrada sevdiklerinle oturmak…
Bunların hiçbiri büyük başarılar değildir belki.
Ama insan yaşlandığında dönüp baktığında, en çok bunları hatırlar.
Çünkü hayatın gerçek zenginliği, biriktirdiğin eşyalardan çok, içinde biriktirdiğin anlardır.
İnsan bazen kendisine çok haksızlık ediyor.
“Ben neden başaramadım?”
“Benim neden olmadı?”
“Niye herkes ilerliyor da ben olduğum yerde sayıyorum?”
“Benim neden yüzüm gülmedi?”
Oysa kimsenin hayatı göründüğü kadar tamam değildir.
Herkesin bir yarası vardır.
Herkesin söylemediği bir derdi…
Herkesin geceleri düşündüğü bir mesele…
Herkesin içinde büyüttüğü bir korku…
Kimi bunu göstermez.
Kimi gülerek saklar.
Kimi çalışarak unutur.
Kimi kalabalıklara karışarak…
Kimi susarak…
Ama insanın içinde, başkasının bilmediği bir dünya vardır.
Bu yüzden kendimizi başkalarının hayatıyla ölçmekten vazgeçmeliyiz.
Çünkü biz onların görünen tarafını, kendimizin bütün yüküyle kıyaslıyoruz.
Bu adil değil.
Hayatta bazı şeyler için çok geç kaldığımızı düşünürüz.
Belki gerçekten geç kalmışızdır.
Ama geç kalmak, her şeyin bittiği anlamına gelmez.
İnsan bazen kırkında kendini bulur.
Bazen ellisinde yeniden başlar.
Bazen altmışında hayatının en güzel cümlesini kurar.
Çünkü hayatın bir takvimi yoktur.
“Şu yaşta bunu yapmalısın.”
“Şu yaşta şuna sahip olmalısın.”
“Şu yaşta artık bunları geride bırakmalısın.”
Bunların hepsi insanların koyduğu ölçülerdir.
Hayat ise kendi saatinde akar.
Kiminin baharı erken gelir.
Kimininki geç.
Kiminin ağacı çabuk meyve verir.
Kimininki yıllar sonra.
Önemli olan, ağacın başkasının bahçesindeki ağaca bakıp kendisini kurutmasına izin vermemesidir.
Bir gün herkesin hikâyesi yarım kalacak.
Bunu bilmek korkutucu değil.
Aksine, belki de özgürleştirici.
Çünkü sonun olduğunu bilen insan, başlangıçların kıymetini daha iyi bilir.
Bir gün bitecek diye sevmekten vazgeçmeyiz.
Bir gün bitecek diye gülmeyi bırakmayız.
Bir gün bitecek diye çocuklarımızın elini tutmaktan vazgeçmeyiz.
Tam tersine…
Biteceğini bildiğimiz için daha çok sarılırız.
Daha çok severiz.
Daha çok teşekkür ederiz.
Daha çok affederiz.
Daha az kırarız.
Çünkü biliriz:
Bazı insanlar ikinci kez gelmez.
Bazı fırsatlar bir daha çıkmaz.
Bazı sözlerin zamanı vardır.
Bazı vedaların telafisi yoktur.
Belki de hayatın en büyük bilgeliği şudur:
Her şeyi çözmek zorunda değilsin.
Her şeyi yetiştirmek zorunda değilsin.
Herkesi memnun etmek zorunda değilsin.
Her hayalini gerçekleştirmek zorunda değilsin.
Her yarayı iyileştirmek için acele etmek zorunda değilsin.
Bazı şeyler biraz zaman ister.
Bazı şeyler ise hiç tamamlanmayabilir.
Ve bu, senin eksik olduğun anlamına gelmez.
Sadece insan olduğunu gösterir.
Çünkü insan eksikleriyle insandır.
Yarım kalanlarıyla…
Hatalarıyla…
Pişmanlıklarıyla…
Bekleyişleriyle…
Kaybettikleriyle…
Ve yeniden ayağa kalkma cesaretiyle…
Hayat bazen bize istediğimizi vermez.
Bazen bekletir.
Bazen geciktirir.
Bazen elimizden alır.
Bazen de hiçbir açıklama yapmadan yolumuzu değiştirir.
Biz ise bütün bunların karşısında sürekli bir cevap ararız.
“Niçin?”
Belki de her şeyin bir cevabı yoktur.
Bazı soruların cevabı yıllar sonra gelir.
Bazılarının cevabı hiç gelmez.
Ve insan, bazı sorularla yaşamayı öğrenir.
Belki de huzur dediğimiz şey, bütün soruların cevaplanması değil; cevapsız kalan sorularla kavga etmeyi bırakmaktır.
Çok telaş etme.
Gerçekten etme.
Hayat sandığından daha kısa.
Dün geçti.
Yarın henüz gelmedi.
Elinde sadece bugün var.
Bugün birini seviyorsan söyle.
Birine teşekkür edeceksen et.
Birinden özür dilemen gerekiyorsa dile.
Bir dostunu özlediysen ara.
Çocuğuna sarıl.
Annen hayattaysa sesini duy.
Baban yanındaysa elini tut.
Sofrada ekmeğini paylaş.
Birinin yükünü biraz hafiflet.
Bir yetimin başını okşa.
Bir gönlü incitme.
Çünkü hayatın sonunda insanın cebinde ne kadar para olduğu değil, kaç insanın duasında yer aldığı önem kazanır.
Kaç insanın yüzünde bir tebessüm bıraktığın…
Kaç kalbe dokunduğun…
Kaç insanın “İyi ki karşıma çıktı” dediği…
Belki de gerçek miras budur.
Ve bir gün…
Bütün telaşlar bitecek.
Telefonlar susacak.
Koşuşturmalar duracak.
İşler yarım kalacak.
Masadaki evraklar orada kalacak.
Borçların hesabı kapanacak.
Planların başka bir güne kalacak.
Ve insan, dünyaya ait hiçbir şeyi yanında götüremeyecek.
İşte o zaman anlayacağız:
Biz burada misafiriz.
Ne evler bizim.
Ne makamlar.
Ne servet.
Ne şöhret.
Ne de bedenimiz…
Hepsi bize bir süreliğine emanet.
Öyleyse emaneti sahiplenirken kendimizi onun sahibi sanmayalım.
Hayatı ciddiye alalım ama hayatın kendisini fazla ciddiye alıp ruhumuzu yormayalım.
Çünkü burada her şey yarım kalır.
Bir evin duvarları tamamlanır ama içinde yaşayacağımız yıllar tamamlanmaz.
Bir kitap yazılır ama hayatın bütün cümleleri yazılamaz.
Bir yolculuğa çıkılır ama bütün yollar yürünemez.
Bir sevgi yaşanır ama ömür boyu aynı biçimde sürdürülemez.
İnsan yaşar…
Sever…
Kaybeder…
Bekler…
Umut eder…
Ve sonunda kendi hikâyesinin son sayfasına gelir.
Belki de mesele hikâyeyi kusursuz bitirmek değildir.
Mesele, o hikâyenin içinde insan kalabilmektir.
Çok telaş etme…
Burası dünya.
Burada her şey yarım kalır.
Yarım kalan bir hayal için kendini tüketme.
Yarım kalan bir aşk için ömrünü yakma.
Yarım kalan bir iş için kendini değersiz görme.
Yarım kalan bir yolculuk için kendine kızma.
Belki de hayatın sana söylediği şey şudur:
“Devam et.”
Çünkü bazen yarım kalan şey, başka bir başlangıcın ilk cümlesidir.
Bazen kapanan bir kapı, insanı kendi kapısına götürür.
Bazen kaybettiğin insan, sana kendini bulmayı öğretir.
Bazen geciken bir nasip, geldiğinde neden beklediğini anlarsın.
Ve bazen insan, yıllarca tamamlamaya çalıştığı hayatın aslında tamamlanmak için değil, yaşanmak için verildiğini anlar.
O yüzden…
Biraz yavaşla.
Biraz nefes al.
Gökyüzüne bak.
Sevdiklerinin yüzüne dikkatlice bak.
Bugünün kıymetini bil.
Elindekine şükret.
Olmayan için dua et.
Gidenin ardından güzel bir söz bırak.
Gelenin kıymetini bil.
Ve kendine şunu söyle:
“Çok telaş etme… Burası dünya.
Burada her şey yarım kalır.”
Belki de hayatın sırrı, yarım kalanları tamamlamakta değil;
yarım kalacağını bile bile güzel yaşamaktadır.
Çünkü sonunda geriye kusursuz bir hayat değil,
iyi yaşanmış bir ömür kalır.
Sevgi ile Kalın
....
Mehmet Sebih Altun