Bir çiftçi yağmura bakarken yalnızca gökten düşen suyu görmez. Ekim bekleyen buğday için umut, hasadı tamamlanmamış pamuk için tehlike görür.
Diyarbakır ve özellikle Bismil Ovası’nda son yağışların özeti tam olarak budur: Aynı yağmur, bir tarlaya bereket getirirken diğer tarlada aylarca verilen emeği riske attı.
Kurak geçen dönemlerin ardından toprağın suya kavuşması elbette sevindirici. Yağışlar, buğday ve arpa ekimi yapılacak arazileri yumuşattı, toprağın hazırlanmasını kolaylaştırdı. Toprakta oluşan nem, ekilen tohumların çimlenmesi ve güçlü kök oluşturması için önemli bir imkân sağladı. Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesinden Prof. Dr. Muzaffer Denli de yağışların kışlık ürünler açısından faydalı olduğunu, ancak aşırı su birikmesinin hastalık, erozyon ve köklerin oksijensiz kalması gibi riskler oluşturabileceğini belirtiyor.
Bugün aynı ovada bir çiftçi yağmura dua ederken, birkaç kilometre ötedeki başka bir çiftçi güneşin açmasını bekliyor.
Çünkü Bismil’de pamuk hasadı henüz tamamlanmadı.
Yerel saha haberlerine göre Diyarbakır genelinde en az 110 bin dönüm pamuk tarlasında ilk hasat yapılamadı. Bunun yaklaşık 50 bin dönümünün Bismil’de bulunduğu, yaklaşık 400 bin dönüm arazide ise ikinci kırımın tamamlanmadığı belirtiliyor. Islak ve çamurlu arazilere hasat makinelerinin girememesi, üreticinin her geçen gün biraz daha endişelenmesine neden oluyor.
Pamuk yağmur altında kaldığında yalnızca ıslanmıyor. Üründe benek oluşabiliyor, lif ve renk kalitesi düşebiliyor, randıman etkilenebiliyor. Bu da pamuğun satış fiyatına doğrudan yansıyor. Bismil Ovası’nda yağış nedeniyle pamukta benek oluştuğu, çamur yüzünden makinelerin tarlalara giremediği ve üreticinin ciddi kayıpla karşı karşıya kaldığı ifade ediliyor.
İkinci ürün mısırda da durum farklı değil. Hasadı geciken mısırın nem oranı yükseliyor. Yüksek nem; kurutma maliyetini artırırken küf, kalite kaybı ve toksin oluşumu riskini de beraberinde getiriyor. Ürün tarladan çıkarılamadıkça çiftçinin borcu beklemiyor; mazotçu, gübreci, ilaççı, banka ve Tarım Kredi ödemelerini istiyor.
Çiftçinin bütün hesabı hasat üzerine kuruludur. Ürünü kaldıracak, satacak ve borcunu ödeyecek. Ürün tarlada kaldığında bu zincirin tamamı kopuyor.
Diyarbakır Yenişehir Ziraat Odası Başkanı Süleyman İskenderoğlu’nun 3 Kasım’da verdiği bilgiye göre kentte pamuğun yaklaşık yüzde 35-40’ı, mısırın ise yüzde 50’si hasat edilmişti. Üreticiler, borçlarının faizsiz ertelenmesini ve özel destek sağlanmasını talep ediyor.
Bu tablo karşısında yapılması gereken, çiftçiye yalnızca “geçmiş olsun” demek değildir.
Bismil başta olmak üzere yağıştan etkilenen bütün ilçelerde parsel bazlı hasar tespiti yapılmalıdır. Tarlada kalan ürünün miktarı, kalite ve randıman kaybı gerçekçi şekilde belirlenmelidir. Zarar gören üreticilerin banka ve Tarım Kredi borçları ertelenmeli, uygun koşullu finansman sağlanmalıdır.
Pamuk alım merkezlerinde nem, randıman ve kalite ölçümleri şeffaf biçimde yapılmalı; yağışı fırsata çevirerek üreticinin malını değerinin çok altında almak isteyenlere karşı denetimler artırılmalıdır. Üretici, doğal afetin yükünü tek başına taşımamalıdır.
Uzun vadede ise Bismil tarımının değişen iklim koşullarına göre yeniden planlanması gerekiyor. Ekim ve hasat takvimleri güncellenmeli, tarlalardaki tahliye kanalları iyileştirilmeli, bölge şartlarına dayanıklı tohum çeşitleri yaygınlaştırılmalı ve tarım sigortası çiftçinin gerçekten ulaşabileceği bir güvence hâline getirilmelidir.
Son yağışlar bize bir gerçeği yeniden hatırlattı: Tarımda yalnızca ne kadar yağmur yağdığı değil, yağmurun ne zaman ve nasıl yağdığı da önemlidir.
Bismil Ovası bugün iki ayrı mevsimi aynı anda yaşıyor. Buğday tohumu toprağın altından umutla filizlenirken, pamuk kozası tarlada güneş bekliyor.
Yağmur berekettir; ancak bu bereketin çiftçinin sofrasına ulaşması için zamanında tedbir, doğru planlama ve güçlü destek gerekir. Aksi hâlde gökyüzünden düşen her damla, bir üretici için umut olurken başka bir üreticinin alın terini alıp götürebilir.