Bugünün çocukları, yarının anne ve babaları, öğretmenleri, doktorları, mühendisleri, devlet memurları, esnafları ve işçileridir.

Bugün ellerinden tuttuğumuz, doğruyu ve yanlışı öğrettiğimiz, sevgimizle büyüttüğümüz çocuklar, yarın toplumun temel taşlarını oluşturacaktır. Her biri farklı bir meslek seçecek, farklı hayatlar yaşayacak ve farklı sorumluluklar üstlenecektir. Ancak bütün bu farklılıkların ötesinde, hepsinin taşıması gereken ortak bir özellik vardır: İyi bir insan olmak.

Hayatta herkes aynı mesleği yapmaz. Kimi devlet dairesinde görev yapar, kimi kendi dükkânını açar, kimi fabrikada çalışır, kimi tarlada alın teri döker, kimi de sınıflarda geleceğin nesillerini yetiştirir. Meslekler farklı olsa da her mesleğin kendine göre bir değeri ve toplum için bir önemi vardır. Bir devlet memuru görevini dürüstlükle yerine getiriyorsa, bir esnaf müşterisine karşı adil davranıyorsa, bir işçi işini hakkıyla yapıyorsa ve bir öğretmen öğrencilerine sevgiyle yaklaşıyorsa toplumun gelişmesine katkı sağlıyor demektir.

Önemli olan yalnızca hangi mesleğe sahip olduğumuz değil, o mesleği nasıl yaptığımızdır. İnsan, yaptığı işin hakkını vermeli, sorumluluklarını bilmeli ve kendisine duyulan güveni boşa çıkarmamalıdır. Çünkü dürüstlükten uzak bir başarı, başkalarının hakkını gözetmeden kazanılan bir makam veya insanlığa faydası olmayan bir zenginlik, kişiye gerçek anlamda değer kazandırmaz. Asıl değer, sahip olduklarımızdan çok, sahip olduğumuz değerleri nasıl yaşattığımızda saklıdır.

Unutmamalıyız ki bugünün çocukları yalnızca geleceğin çalışanları değil, aynı zamanda geleceğin anne ve babalarıdır. Yarın kendi çocuklarını yetiştirirken bugün öğrendikleri değerleri onlara aktaracaklardır. Sevgi görerek büyüyen bir çocuk, sevgiyi başkalarına vermeyi öğrenebilir. Saygı gören bir çocuk, başkalarının haklarına saygı duymayı benimseyebilir. Dürüstlüğün önemini kavrayan bir çocuk ise zor zamanlarda bile doğru olanı seçmenin değerini anlayabilir. Bu nedenle çocuklara yalnızca derslerinde başarılı olmayı değil, vicdanlı, adaletli, merhametli ve sorumluluk sahibi olmayı da öğretmeliyiz.

Elbette eğitim önemlidir. Bilgi insanı geliştirir, eğitim ona yeni kapılar açar ve meslek sahibi olmak hayatını sürdürebilmesi için imkânlar sunar. Ancak bütün bunların yanında karakter de en az bilgi kadar önemlidir. Hatta insanın karakteri, sahip olduğu bilgiyi hangi amaçla kullanacağını belirler. Bilgili ama vicdansız bir insan, bilgisini başkalarına zarar vermek için kullanabilir. Makam sahibi ama adaletsiz biri, kendisine verilen yetkiyi kötüye kullanabilir. Buna karşılık dürüst ve vicdanlı bir insan, sahip olduğu imkânları hem kendisi hem de çevresi için iyiliğe dönüştürebilir.

Çünkü insanın gerçek büyüklüğü, bulunduğu makamla değil, taşıdığı karakterle ölçülür.

İyi bir insan olmak, yalnızca kötülük yapmamak değildir. Gerektiğinde bir başkasının elinden tutmak, haksızlık karşısında sessiz kalmamak, kimsenin hakkını yememek, verilen sözü tutmak ve insanlara karşı anlayışlı davranmaktır. Bazen bir öğretmenin öğrencisine gösterdiği sabır, bazen bir esnafın ihtiyaç sahibi bir insana yaptığı iyilik, bazen bir işçinin işini en iyi şekilde yapması, bazen de bir çocuğun arkadaşını üzmemek için gösterdiği özen, dünyayı daha güzel bir yer hâline getirir.

Toplumları güçlü yapan yalnızca yüksek binalar, gelişmiş teknolojiler, büyük fabrikalar veya ekonomik zenginlikler değildir. Bir toplumu asıl güçlü kılan, o toplumda yaşayan insanların ahlakı, vicdanı, birbirlerine duydukları saygı ve ortak iyilik için gösterdikleri çabadır. İnsanların birbirine güvenmediği, dürüstlüğün önemsenmediği ve çıkarların her şeyin önüne geçtiği bir toplumda gerçek huzurdan söz etmek zordur.

Bu nedenle çocuklarımızı yetiştirirken onlara sürekli daha başarılı olmalarını, daha çok kazanmalarını veya daha yüksek makamlara ulaşmalarını söylemekle yetinmemeliyiz. Onlara, başarıya ulaşırken kimseyi ezmemeleri gerektiğini de anlatmalıyız. Bir gün önemli bir makama geldiklerinde insanları küçümsememeyi, çok para kazandıklarında ihtiyaç sahiplerini unutmamayı, güç sahibi olduklarında adaletten ayrılmamayı ve zor durumda kaldıklarında doğruluktan vazgeçmemeyi öğretmeliyiz.

Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras, yalnızca bir ev, bir servet veya iyi bir eğitim değildir. Onlara bırakabileceğimiz en değerli miras; sağlam bir karakter, temiz bir vicdan, dürüstlük anlayışı ve insanlara faydalı olma arzusudur. Çünkü sahip olduklarımız zamanla değişebilir, makamlarımız sona erebilir, mesleklerimiz geride kalabilir. Fakat karakterimiz, hayatımız boyunca yaptığımız seçimlerde ve insanlarda bıraktığımız izlerde kendini gösterir.

Bugün yetiştirdiğimiz her çocuk, yarının dünyasına bırakacağımız bir emanettir. Kimi memur, kimi esnaf, kimi işçi, kimi bilim insanı, kimi de bir anne veya baba olacaktır. Hepsinin yolu farklı olsa da ulaşmaları gereken ortak bir hedef vardır: İnsanlığı güzelleştirmek ve yaşadıkları topluma fayda sağlamak.

Dilerim ki çocuklarımız yalnızca meslek sahibi değil, mesleklerini hakkıyla yapan; yalnızca bilgili değil, bilgisini iyilik için kullanan; yalnızca başarılı değil, başarısını insanlık değerleriyle birleştiren bireyler olarak yetişsinler. Çünkü dünya, sadece işini iyi yapan insanlara değil, işini iyi yaparken insanlığını da koruyan insanlara ihtiyaç duymaktadır.

Unutmayalım: İyi bir meslek insanın hayatını güzelleştirebilir, fakat iyi bir karakter hem kendi hayatına hem de dokunduğu bütün hayatlara değer katar. Geleceğin güzel dünyasını inşa etmek istiyorsak işe çocuklarımızın kalbinden, vicdanından ve karakterinden başlamalıyız.

Vesselam!