Türk edebiyatının unutulmaz şairlerinden Cahit Sıtkı Tarancı, 4 Ekim 1910'da Diyarbakır Sur'da dünyaya geldi. Asıl adı Hüseyin Cahit'tir.

Çocukluk yıllarının tamamını gençlik yıllarının ise bir bölümünü Diyarbakır'da geçiren Tarancı, daha sonra eğitim hayatı için İstanbul'a gönderildi. Saint-Joseph Lisesi'nin ardından Galatasaray Lisesi'nde öğrenim gördü. Burada, hayatı boyunca yakın dostu olacak şair Ziya Osman Saba ile tanıştı.

Tarancı'nın şiire ilgisi lise yıllarında başladı. Fransız edebiyatını yakından tanıması, Baudelaire, Rimbaud ve Mallarmé gibi şairleri okuması onun şiir dünyasının şekillenmesinde etkili oldu. Şiirlerinde sade ve anlaşılır bir Türkçe kullandı. Yaşam sevinci, ölüm, yalnızlık, aşk, ayrılık, geçmişe duyulan özlem ve zamanın insan üzerindeki etkisi onun şiirlerinin başlıca temaları arasında yer aldı.

Cahit Sıtkı Tarancı denildiğinde akla ilk gelen eserlerden biri hiç kuşkusuz “Otuz Beş Yaş” şiiridir. Ancak onun aşkı, yalnızlığı ve iç dünyasındaki derin duyguları anlatan çok sayıda şiiri de vardır. Bunlardan biri “Kara Sevda’dır. Şiirin başlangıcındaki şu dizeler, Tarancı'nın aşk anlayışını bütün yoğunluğuyla ortaya koyar:

“Bir kere sevdaya tutulmaya gör;

Ateşlere yandığının resmidir.

Aşık dediğin, Mecnun misali kör;

Ne bilsin alemde ne mevsimidir.

...

Şiirin devamında aşk, insanın bütün dünyasını değiştiren ve onu sevdiği kişinin hayaline bağlayan güçlü bir duygu olarak anlatılır. Şair için sevda yalnızca mutluluk değildir; beklemek, özlemek, yalnız kalmak ve sonunda ayrılığın acısını taşımaktır. Şiirin son bölümünde ise bu duygu çok daha çarpıcı bir biçimde “ayrılık” ve “ölüm” kavramlarıyla ilişkilendirilir.

“Kara Sevda” şiirinin arkasında Cahit Sıtkı'nın gençlik yıllarına uzanan hüzünlü bir aşkın bulunduğu anlatılır.

Tarancı, yakın arkadaşı Vedat Günyol'un kız kardeşi Mihrimah Hanım’a duyduğu sevgiyi uzun süre içinde saklamış ve ona açılamamıştır. Bunun nedenlerinden biri, sevdiği kişinin aynı zamanda çok yakın arkadaşının kız kardeşi olması ve bu aşkın dostluklarını etkileyebileceğinden çekinmesidir.

Yıllar sonra Cahit Sıtkı, Paris'te bulunduğu sırada bu sırrı Mihrimah Hanım’ a duyduğu sevgiyi Vedat Günyol'a anlatır. Vedat Günyol ise eğer bunu daha önce bilseydi, kız kardeşiyle evlenmeleri için yardımcı olacağını söylemiştir. Fakat artık çok geç kaldığını Mihrimah Hanım’ın evlendiğini anlatmıştır.

Bu hikâye, Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirlerindeki söylenememiş aşk, özlem ve kaçırılmış fırsat duygusunu anlamak açısından oldukça dikkat çekicidir.

Bu nedenle şiirdeki aşk, kavuşmaktan çok özlem ve imkânsızlık üzerinden anlatılır. Sevdiğine ulaşamayan insanın kendi içine çekilmesi, yemekten ve içmekten kesilmesi, uykusunun bile huzur vermemesi şiirin temel duygusunu oluşturur.

Cahit Sıtkı'nın Edebiyatımızdaki Yeri

Cahit Sıtkı Tarancı, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olarak kabul edilir. “Ömrümde Sükût”, “Otuz Beş Yaş”, “Düşten Güzel” ve ölümünden sonra yayımlanan “Sonrası” başlıca şiir kitaplarıdır.

Şair, hayatının son yıllarında ciddi bir hastalık geçirmiş, tedavi amacıyla 1956'da Viyana'ya götürülmüş ve 12 Ekim 1956'da Viyana’da hayatını kaybetmiştir. Cenazesi Türkiye'ye getirilerek Ankara Cebeci Asrî mezarlığında toprağa verilmiştir.

Diyarbakır Sur’da doğduğu ev ise daha sonra Cahit Sıtkı Tarancı Müze Evi olarak ziyarete açılmıştır.

Cahit Sıtkı'nın şiirleri bugün hâlâ okunuyorsa bunun en önemli nedenlerinden biri, insanın en temel duygularını yalın ama derin bir dille anlatabilmesidir. Ölüm korkusu, yaşama sevinci, yalnızlık, aşk, ayrılık ve geçmişe duyulan özlem onun şiirlerinde herkesin kendinden bir şey bulabileceği bir hâle gelir.

“Kara Sevda” ise belki de onun şiir dünyasının en hüzünlü taraflarından birini temsil eder.

Bazı insanlar aramızdan ayrılır; fakat bıraktıkları izler zamanın silemeyeceği kadar derindir. Memleketimin kıymetli şairi Cahit Sıtkı Tarancı da şiirleri ve edebî kişiliğiyle yaşadığı kısa zaman diliminde hafızalara kazınmayı başarmıştır. Vefatının 70. yıl dönümünde değerli şairimizi rahmetle anıyorum.