Bir şehrin geceden ibaret olmayan güzelliği… Bir nehrin sularında saklanan hatıralar… Bir ömrün içinden hiç eksilmeyen memleket sevdası…
AY IŞIĞINDA BİSMİL
Bir Memleketin Hatırası, Bir Ömrün Hasreti
Mehmet Sebih Altun
Bazı şehirler vardır; haritada bir noktadan ibarettir. Bazılarıysa insanın yüreğine çizilir. Aradan yıllar geçer, yollar uzar, mevsimler değişir, insanlar büyür, hayat insanı alıp hiç bilmediği diyarlara savurur. Ama bir şehir vardır ki ne zaman başını yastığa koysan, ne zaman gecenin sessizliği çökerse, ne zaman ay ışığı pencerene düşse, usulca gelip oturur başucuna. Adını söylemeden anlarsın onu. Çünkü o şehir, artık senin içinde yaşamaktadır.
Benim için o şehir Bismil'dir.
Dicle'nin kıyısında, toprağın bereketiyle insanın alın terinin birbirine karıştığı, güneşin başka doğup başka battığı, akşamları gökyüzünün bile daha içten göründüğü o güzel memleket…
Bismil!
Adını her duyduğumda içimde eski bir kapı aralanır. Ardından çocukluğum çıkar karşıma; tozlu sokaklar, yaz sıcağında gölgelerine sığındığımız ağaçlar, akşam ezanına karışan çocuk sesleri, kapı önlerinde uzayan sohbetler, bir tas çorbanın etrafında birleşen aileler ve insanın yüreğine ömürlük bir sıcaklık bırakan o eski günler…
İnsan büyüdükçe anlıyor; meğer en güzel zamanlarımız, kıymetini bilmeden yaşayıp geçtiğimiz zamanlarmış. Meğer mutluluk dediğimiz şey, büyük hayallerin ardında koşmak değilmiş her zaman. Bazen bir annenin seslenişi, bazen babanın sessizce omzuna dokunuşu, bazen komşunun kapıyı çalıp hâl hatır sorması, bazen de hiçbir şey düşünmeden sokakta yürüyebilmekmiş.
Ve bazen mutluluk, yalnızca kendi memleketinde olabilmekmiş.
---
Bir Ay Doğar Bismil'in Üzerine
Gece çöker Bismil'in üzerine…
Gündüzün telaşı yavaş yavaş çekilir sokaklardan. Dükkânlar kapanır, kapılar örtülür, uzaklardan gelen sesler seyrekleşir. Bir başka sessizlik sarar şehri. Gökyüzünde ay belirir; sanki bütün gün yorulan insanların üzerine ince bir merhamet örtüsü serer.
İşte o vakit, ay ışığında Bismil bir başka güzel olur.
Dicle'nin sularına düşen ışık, geçmişle bugün arasında sessiz bir köprü kurar. Nehrin kıyısında esen rüzgâr, sanki yıllardır söylenememiş sözleri alıp uzaklara götürür. Her dalga, bir hatırayı kıyıya bırakır; her esinti, insanın içindeki bir özlemi uyandırır.
İnsan o saatlerde yalnızca şehri seyretmez. Kendini de seyreder.
Kaç yıl geçti üzerinden? Kaç dost eksildi hayatımızdan? Kaç yüz, bir daha göremeyeceğimiz bir hatıraya dönüştü? Kaç kez dönmek üzere ayrıldık da hayat, bizi başka yolların yolcusu yaptı?
Bir zamanlar yan yana yürüdüğümüz sokaklarda şimdi kimler yürüyor? Çocukluğumuzun geçtiği evlerin pencerelerinde hangi ışıklar yanıyor? Birlikte güldüğümüz, birlikte ağladığımız, aynı sofraya oturduğumuz insanlar hâlâ o eski günleri hatırlıyor mu?
Belki birileri çoktan unutmuştur.
Ama insanın yüreği unutmayı bilmez.
Bir şehrin sokakları değişebilir. Eski evlerin yerini yenileri alabilir. Çocukların oynadığı arsalar binalarla dolabilir. Bir zamanlar birbirini ismiyle tanıyan insanların arasına mesafeler girebilir. Fakat bazı hatıralar vardır ki hiçbir zaman yıkılmaz. Çünkü onlar taşla, toprakla değil; insanın ruhuyla yapılmıştır.
Benim Bismil'im biraz da o hatıralardan ibarettir.
Ve her ay ışığında, o eski Bismil yeniden doğar içimde.
---
Memleket Hasreti, İnsanın İçinde Büyüyen Bir Sessizliktir
Gurbet…
Ne kadar kısa bir kelime, değil mi?
Beş harf. Bir nefes. Bir ayrılık.
Ama insanın içinde ne kadar uzun bir yolculuk başlatır.
Gurbet, yalnızca doğduğun yerden uzakta yaşamak değildir. Gurbet, bir kokuyu başka hiçbir yerde bulamamaktır. Bir sesin benzerini duysan bile onun sahibini aramaktır. Kalabalıkların içinde yürürken birdenbire yalnızlığını hatırlamaktır. Her şeyin yerli yerinde olduğu bir akşamda bile içinde tarif edemediğin bir eksiklik taşımaktır.
İnsan başka şehirlerde yaşayabilir. Yeni dostluklar kurabilir, yeni sokaklara alışabilir, yeni sofralara oturabilir. Zamanla yaşadığı şehrin yollarını öğrenir, sabahlarını tanır, akşamlarına alışır. Hayat devam eder; insan çalışır, yorulur, güler, üzülür.
Ama bir tarafı hep eksik kalır.
Çünkü insanın doğduğu yer, yalnızca geçmişi değildir. Orası, kim olduğunun ilk cevabıdır.
İlk kez orada öğrenmiştir sevmeyi. İlk kez orada düşüp dizini kanatmıştır. İlk kez orada bir ayrılığın ne demek olduğunu anlamadan bir dostuna el sallamıştır. İlk kez orada gökyüzüne bakıp büyümeyi hayal etmiştir.
Sonra büyümüştür.
Büyümek için yola çıkmış, hayallerinin peşine düşmüş, ekmeğini başka yerlerde aramış, ömrünün bir bölümünü gurbette tüketmiştir. Belki bir yuva kurmuş, çocuklarını büyütmüş, nice sorumluluğun altına girmiştir.
Ama gecenin bir vakti, herkes uyuduğunda, insanın içindeki o eski çocuk uyanır.
Hiçbir şey istemez aslında.
Bir sokak ister yalnızca. Bildiği bir sokak…
Bir ses ister. Kulağına çocukluğundan tanıdık gelen bir ses…
Bir akşam ister. Güneşin yavaşça çekildiği, gölgelerin uzadığı, insanların birbirine yabancı olmadığı eski bir akşam…
Ve bir de memleket ister.
Bismil ister.
Dicle'nin kıyısında bir süre susmayı, rüzgârın yüzüne dokunmasını, geçmişin ayak seslerini yeniden duymayı ister.
Çünkü bazı özlemler kavuşmakla bitmez. İnsan memleketine dönse bile çocukluğuna dönemeyeceğini bilir. Eski günlerin kapısını çalsa bile o kapının ardında artık aynı insanların bulunmadığını hisseder.
Belki de memleket hasretinin en ağır tarafı budur: İnsan yalnızca uzaklara değil, geri gelmeyecek zamanlara da özlem duyar.
---
Bismil'in Asıl Güzelliği İnsanındadır
Bir memleketi güzel yapan yalnızca dağları, ovaları, nehirleri değildir.
Bir şehrin gerçek güzelliği, insanının yüreğinde saklıdır.
Bismil denildiğinde benim aklıma önce insanları gelir. Birbirinin derdini kendi derdi bilenleri, misafirini baş tacı edenleri, kapısını çalana elinden geldiğince yardım etmeye çalışanları…
Bir sofraya oturulduğunda ekmeğini bölüşmeyi bilenleri…
Bir acı yaşandığında söze ihtiyaç duymadan yanında duranları…
Bir düğünde halaya omuz verenleri, bir cenazede sessizce saf tutanları, bir komşunun sevincini kendi sevinci bilenleri…
Çünkü bizim oralarda insan, yalnızca kendi hayatından ibaret değildir. Biraz komşusudur, biraz sokağıdır, biraz köyüdür, biraz mahallesidir. Bir başkasının hatırında kendine yer bulur; başkasının duasında adını yaşatır.
Bazen düşünüyorum da insanlığın en büyük zenginliği, birbirine sahip çıkabilmek değil midir?
Dünyanın her yerinde yüksek binalar yapılabilir, yollar genişletilebilir, şehirler büyütülebilir. Teknoloji gelişebilir, hayat kolaylaşabilir. Ama insanlar birbirine yabancılaştığında, aynı sokakta yürüyenler birbirinin yüzüne bakmadığında, komşuluk yalnızca eski insanların anlattığı bir hikâyeye dönüştüğünde, geriye ne kalır?
İşte ben, Bismil'in o eski sıcaklığının hiç eksilmemesini istiyorum.
Çocuklarımızın büyüklerinin ellerini öptüğü, yaşlıların unutulmadığı, yoksulun kapısının sessizce çalındığı, yetimin başının okşandığı, gençlerin hayallerine sahip çıkıldığı bir Bismil…
Kimsenin kimliğinden, dilinden, inancından, düşüncesinden ötürü ötekileştirilmediği; insanların birbirini insan olduğu için sevdiği bir Bismil…
Çünkü memleket dediğimiz şey, yalnızca üzerinde yaşadığımız toprak değildir. Birbirimize nasıl davrandığımızdır. Birbirimizin acısına ne kadar duyarlı olduğumuzdur. Gelecek kuşaklara hangi değerleri bıraktığımızdır.
Dicle akmaya devam etsin, ovalar bereketini korusun, ay yine Bismil'in üzerine doğsun.
Ama ne olur, insanımızın gönlündeki iyilik de eksilmesin.
Birbirimizi kaybetmeyelim.
Çünkü insanını kaybeden şehir, en güzel manzarasını da kaybetmiş demektir.
---
Zaman Geçiyor, Hatıralar Kalıyor
Bir gün herkesin hayatında bir akşam oluyor.
İnsan geriye dönüp baktığında, ömrün sandığından daha hızlı geçtiğini fark ediyor. Bir zamanlar hiç bitmeyecek sandığı günler, birer birer geçmişin raflarına yerleşiyor. Çocukluk, gençlik, ilk sevinçler, ilk kırgınlıklar, dostluklar, ayrılıklar…
Hepsi bir ömrün içine sığıyor.
Sonra insan kendine şu soruyu soruyor:
Bunca yol nereye çıktı?
Bunca telaş, bunca koşuşturma, bunca hırs neyi değiştirdi?
Bir zamanlar uğruna uykularımızı kaçırdığımız meselelerin çoğu bugün hatırlanmaya bile değmiyor. Kırdığımız bir kalbin sızısıysa bazen yıllar geçse de içimizde duruyor. Söyleyemediğimiz bir güzel söz, ertelediğimiz bir ziyaret, aramadığımız bir dost, hâlini sormadığımız bir büyüğümüz…
İnsan yaş aldıkça anlıyor ki bazı şeylerin telafisi var, bazılarının yok.
Kaybedilen para yeniden kazanılabilir. Yıkılan bir ev yeniden yapılabilir. Uzaklara giden bir yol yeniden yürünebilir.
Ama geçen zaman geri gelmiyor.
Bir daha aynı yaşta olamıyoruz. Bir daha aynı sofrada aynı insanlarla oturamıyoruz. Bir daha çocukluğumuzun o kaygısız sabahlarına uyanamıyoruz.
Belki de bu yüzden ay ışığında memleket daha çok dokunuyor insana.
Çünkü gece, gündüzün sakladığı hakikatleri ortaya çıkarıyor. İnsan kalabalıkların içinde unuttuğu kendisiyle baş başa kalıyor. Ve yüreğinin en kuytu köşesinde, yıllardır sessizce bekleyen özlemler birer birer konuşmaya başlıyor.
Ben bazen Bismil'i düşünürken yalnızca geçmişi hatırlamıyorum. Henüz yaşanmamış günleri de düşünüyorum.
Yeniden kurulacak dost sofralarını…
Uzun zamandır görüşemediğim insanlarla yapılacak o içten sohbetleri…
Birlikte yürünecek sokakları…
Ve belki de hiçbir şey konuşmadan, yalnızca aynı gökyüzünün altında durmanın vereceği huzuru…
Çünkü bazı kavuşmaların büyük cümlelere ihtiyacı yoktur.
İnsan bazen yalnızca orada olduğunu bilmek ister.
Kendi toprağında, kendi göğünün altında, kendi hatıralarının arasında…
Ve derin bir nefes alıp, içinden sessizce şükretmek ister:
Çok şükür, yine buradayım.
---
Bir Gün Döneceğim, Bismil
Belki bir akşamüstü olacak dönüşüm.
Güneş ufka doğru eğilmiş, günün yorgunluğu sokaklara çökmüş olacak. Rüzgâr, ovanın üzerinden taşıdığı toprağın kokusunu yüzüme bırakacak. Gökyüzünde ilk yıldızlar belirecek.
Ben yavaşça yürüyeceğim.
Acele etmeden…
Bir yerlere yetişme telaşı taşımadan…
Yıllardır içimde biriktirdiğim özlemi adımlarıma bölerek…
Belki bir sokakta duracağım. Bir evin penceresine bakıp eski bir hatırayı hatırlayacağım. Belki tanıdık bir yüz göreceğim. Belki bir zamanlar çocuk olan biri, şimdi kendi çocuklarının elinden tutarak yanımdan geçecek.
Zamanın nasıl geçtiğine şaşıracağım.
İçimden, "Biz de bir zamanlar böyleydik," diyeceğim.
Sonra başımı kaldırıp gökyüzüne bakacağım.
Ay orada olacak.
Bunca yılın ardından yine aynı ay…
Aynı ışık…
Ama başka bir ben.
Çünkü insan hiçbir yolculuktan başladığı insan olarak dönmüyor. Yaşadıkları, kayıpları, kazandıkları ve içinde taşıdığı özlemler onu değiştiriyor. Yine de bazı duygular var ki ne kadar değişirsek değişelim, ilk günkü yerinde kalıyor.
Memleket sevgisi de onlardan biri.
Belki sokaklar değişmiş olacak. Belki eski dostların bir kısmı başka diyarlara savrulmuş, bir kısmı sessizce hatıralara karışmış olacak. Belki çocukluğumun geçtiği bazı yerleri tanımakta zorlanacağım.
Ama ben yine de arayacağım.
Bir sesin içinde eski günleri…
Bir bakışın içinde yılların sıcaklığını…
Bir akşam sohbetinde çocukluğumun izlerini…
Ve Dicle'nin kıyısında, ay ışığının suya düştüğü o sessiz anda, kendimden bir parçayı yeniden bulacağım.
Çünkü bazı yerler insanı yalnızca geçmişine değil, kendisine de kavuşturur.
Bismil benim için işte böyle bir yer.
Yalnızca doğduğum, büyüdüğüm ya da hatıralarımın kaldığı bir coğrafya değil; içimde taşıdığım bir kimlik, gönlümde sakladığım bir emanet, uzaklara gitsem de benden ayrılmayan bir duadır.
Ve ben biliyorum ki insanın yüreğinde bir memleket varsa, hiçbir gurbet onu bütünüyle yalnız bırakamaz.
Çünkü bazen bir şehrin ışığı, kilometrelerce uzaktan bile insanın yolunu aydınlatır.
Bazen bir nehrin sesi, yıllar sonra bile insanın kulağında yankılanır.
Bazen de ay ışığı, dünyanın bütün şehirlerini geride bırakıp gelir ve usulca insanın yüreğine düşer.
O an anlarsın…
Senin özlediğin yalnızca bir şehir değildir.
Sen; çocukluğunu, eski dostlarını, kaybettiğin zamanları, yarım kalmış sohbetlerini ve hayatın henüz bu kadar ağırlaşmadığı günleri özlüyorsundur.
Sen, kendinin en eski hâlini arıyorsundur.
Ve o arayışta yolun yine aynı yere çıkar:
Bismil'e…
---
Ay Işığı Sönse de Memleket Kalır
Gece ilerler.
Ay, gökyüzündeki yerinden sessizce dünyayı seyretmeye devam eder. Bismil'in üzerine düşen ışık, sokakların, evlerin, ağaçların ve Dicle'nin üzerinde dolaşır. Şehir uykuya dalarken, bir yerlerde bir insan daha memleketini düşünür.
Belki İstanbul'un kalabalığında bir pencerenin önündedir.
Belki başka bir şehirde, uzun bir günün ardından başını yastığa koymuştur.
Belki elindeki telefonda eski bir fotoğrafa bakıyordur.
Bir düğün karesi…
Bir aile fotoğrafı…
Bir bayram sabahı…
Ya da yıllar önce çekilmiş, kimsenin önemsemediği sıradan bir sokak görüntüsü…
Ama o fotoğrafın içinde koca bir ömür saklıdır.
İnsan bazen küçücük bir görüntünün karşısında neden bu kadar sustuğunu kendisi bile anlayamaz. Sonra gözlerini kapatır ve kendini yeniden o günlerin içinde bulur.
Bir ses duyar.
Bir yüz hatırlar.
Bir gülüşe tutunur.
Ve uzaklarda kalan memleket, bir anlığına bütün mesafeleri aşarak yanına gelir.
İşte o zaman biliriz ki bazı sevgiler zamana yenilmez.
Bazı bağlar uzaklıkla kopmaz.
Bazı şehirler unutulmaz.
Çünkü insanın gönlü, dünyadaki bütün yolların varıp dayandığı gizli bir memleket taşır içinde.
Benim gönlümün memleketi Bismil'dir.
Dicle'nin sabırla aktığı, ovanın bereketle uyandığı, akşamların hatıralarla güzelleştiği, insanın kendinden bir parça bulduğu o topraklar…
Ey benim güzel memleketim!
Belki bugün senden uzaktayım. Belki yollarımızın arasına şehirler, yıllar ve hayatın türlü telaşları girdi. Belki dönmek istediğim günleri erteledim, belki de zamanın bazı kapıları yüzüme sessizce kapandı.
Ama bil ki özlemin içimde hâlâ ilk günkü gibi.
Bir akşamüstü rüzgârınla serinlemek, sokaklarında ağır ağır yürümek, eski bir dostun elini tutmak, tanıdık bir sesin içtenliğinde dinlenmek istiyorum.
Dicle'nin kıyısında durup uzun uzun susmak…
Ay ışığının suya düşüşünü seyretmek…
Ve hiçbir yere yetişmek zorunda olmadan, yalnızca orada bulunmanın huzurunu yaşamak istiyorum.
Belki bütün bunlar, yıllar önce farkına varamadığım mutluluğun kendisidir.
Şimdi anlıyorum.
İnsanın en büyük zenginliği, geride bıraktığı güzel hatıralardır. En kıymetli mirası, gönlünde yaşattığı insanlardır. En derin duasıysa bir gün yeniden kavuşabilmektir.
Ve ben, her ay ışığında aynı duayı ediyorum:
Dicle'm, akmaya devam et.
Ovam, bereketini koru.
Güzel insanlarımızın yüzünden tebessüm eksilmesin.
Çocuklarımız umutlarını kaybetmesin.
Dostluklarımız eskimesin.
Kapılarımız birbirimize kapanmasın.
Ve Bismil'in üzerinde doğan ay, hiçbir zaman insanlığın, merhametin ve kardeşliğin ışığını gölgelemesin.
Çünkü bir memleketi memleket yapan, yalnızca geçmişi değildir; yarınlara taşıdığı umuttur.
Bir şehri yaşatan, yalnızca sokaklarında yürüyen insanlar değil, birbirlerinin yüreğinde bıraktıkları izlerdir.
Ve bir insanın ömrü boyunca taşıyabileceği en güzel hasret, insanı kendi köklerine, kendi değerlerine ve kendi insanlığına yaklaştıran hasrettir.
Bu yüzden…
Ne zaman ay ışığı düşse pencereme, ne zaman gece sessizce sarılsa dünyayı, ne zaman içimde uzaklardan gelen bir rüzgâr esse, adını yeniden fısıldayacağım.
Bismil…
Benim çocukluğum.
Benim hatıralarım.
Benim yarım kalmış sohbetlerim.
Benim uzaklarda kalan yakınlığım…
Ve benim hiç bitmeyecek memleket hasretim.
Belki yollar uzar.
Belki yıllar geçer.
Belki insan, ömrünün bir bölümünü gurbette tüketir.
Ama bazı sevgiler vardır ki ne zaman eskir ne de uzaklıkla azalır.
Onlar, gecenin en sessiz vaktinde bir ay ışığı gibi düşer insanın yüreğine.
Ve insan, dünyanın neresinde olursa olsun, o ışığın altında yeniden evini bulur.
Ve uzaklarda olsak da kalbimizin hep dönmek istediği o yer.
Çünkü bazı memleketler geride bırakılmaz; insan onları ömrü boyunca yüreğinde taşır.
Mehmet Sebih Altun