Köşe yazısı Abdulmenaf Çelebi Her eğitim döneminin başında velilere bir davetiye ulaşır: Okula gelin, çocuklarınızın eğitim süreci hakkında bilgi alın, öğretmenlerle tanışın ve okulun işleyişini öğrenin. Kâğıt üzerinde amacı son derece açık olan veli toplantıları, ne yazık ki bazı okullarda bambaşka bir hâl alabiliyor.
Bismil’deki bazı okullarda düzenlenen veli toplantılarında, eğitim sorunlarına çözüm aramak yerine okul yöneticilerinin kendilerini ve başarılarını anlattığı bir tabloyla karşılaşılıyor. Salona giren veli, çocuğunun durumunu öğrenmeyi beklerken kendisini uzun bir sunumun dinleyicisi olarak bulabiliyor.
Kürsüye çıkan müdür; başarılarından, vizyonundan ve okulu hangi noktadan nereye taşıdığından söz ediyor. Veliler ve öğrenciler ise toplantının asıl konusu olmaktan çıkıp adeta seyirci konumuna düşüyor. Üstelik bazı veliler, “Siz ilgilenmiyorsunuz”, “Çocuğunuzu takip etmiyorsunuz” gibi ifadelerle eleştiriliyor. Toplantıya çocuğunun durumunu öğrenmek için gelen veli, salondan bu kez suçluluk ve yetersizlik duygusuyla ayrılabiliyor.
Bir de “başarı” anlatısı var. Anlatılanlara bakılırsa okuldan mezun olan her öğrenci geleceğin doktoru, mühendisi, mimarı, hatta astronotu ya da bilim insanı. Oysa çocukların ilgi alanları, yetenekleri ve gelişim hızları birbirinden farklıdır. Bir sınıfta geleceğin doktoru da olabilir, usta bir marangoz, iyi bir aşçı ya da başka bir alanda kendini gerçekleştirecek bir genç de…
Eğitimin görevi bütün çocukları tek bir kalıba sokmak değil; her birinin yeteneğini ve potansiyelini keşfetmesine yardımcı olmaktır. Başarıyı yalnızca sınav sonuçlarıyla ya da belirli mesleklerle ölçmek, çocukların farklı yönlerini görmezden gelme tehlikesi taşır.
Peki, veli toplantıları neden amacından uzaklaşabiliyor? Sınav sonuçları, istatistikler ve performans ölçütleri eğitimciler üzerinde baskı oluşturabiliyor. Ancak bu baskı, toplantıyı kişisel bir başarı sunumuna dönüştürmeyi haklı çıkarmaz. Veli toplantısı, kendini kanıtlama sahnesi değil; okul ile aile arasında güven ve iş birliği kurma fırsatıdır.
Veli, çocuğunun okulda nasıl olduğunu öğrenmek ister. Öğretmen, öğrencinin evdeki durumunu anlamaya çalışır. Okul yönetimi de bu iki taraf arasında sağlıklı iletişimi ve koordinasyonu sağlamalıdır. Toplantının merkezinde çocuk olmalı; konuşmalar da onun ihtiyaçlarına ve gelişimine odaklanmalıdır.
Öğretmenler çocukların güçlü yanlarını anlatsa, gelişime açık yönler için birlikte çözüm aransa, veliler düşüncelerini çekinmeden paylaşabilse… İşte o zaman veli toplantıları adına yakışır bir buluşmaya dönüşür.
Unutmayalım: Eğitim bir yarış değil, uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta veli, öğretmen ve okul yöneticisi aynı gemidedir. Kaptan, kendini göstermek uğruna dümeni sertçe savurursa gemideki herkes sarsılır. Yapılması gereken, kürsüden inip aynı masanın etrafında oturmak; dinlemek, anlamak ve birlikte konuşmaktır.
Bir sonraki veli toplantısında kendimizi seyirci koltuğunda değil, çözüm arayanların oturduğu masanın etrafında görmemiz dileğiyle…