İnsanı en çok yanılttığı yer, hayatı hiç sınanmadan yaşadığı yerdir. Çünkü sınanmamış insan, kendisini güçlü sanır; hiç düşmemişse düşmeyeceğini, hiç kaybetmemişse kaybetmeyeceğini, hiç yalnız kalmamışsa herkesin hep yanında olacağını düşünür. Oysa hayat, insanın kendisi hakkında kurduğu cümleleri birer birer sınayan acımasız bir öğretmendir.

Sınanmamışlığın kibri sessizdir ama çok tehlikelidir. İnsan daha yolun başındayken kendisini yolun sahibi sanır. Başkasının yarasına bakıp “Ben olsam böyle yapmazdım.” der. Başkasının mücadelesini küçümser, suskunluğunu zayıflık, sabrını çaresizlik zanneder. Çünkü henüz hayat ona, insanın dışarıdan göründüğü kadar güçlü olmadığını öğretmemiştir.

Bazıları bir insanın neden sustuğunu bilmeden onun sessizliğini küçümser. Neden geri çekildiğini bilmeden korkak der. Neleri kaybettiğini bilmeden başarısızlıkla suçlar. Oysa herkesin içinde kimsenin görmediği bir savaş vardır. Kimi insan yarasını saklayarak yürür, kimi insan gözyaşını içine akıtarak ayakta kalır. Ve bazı insanlar vardır ki, dışarıdan dimdik görünürken içeride bin parçaya ayrılmıştır.

Sınanmamış insanın en büyük yanılgısı, kendi dayanıklılığını başkasının hayatına ölçü yapmasıdır.

“Ben olsam dayanırdım.”

Hayır. Belki de dayanamazdın.

Çünkü insan, başına gelmeyen hiçbir şeyin ağırlığını tam olarak bilemez. Açlığı yaşamayan tok olanın nasihatini kolay verir. Kaybetmeyen, kaybın ne demek olduğunu kolay anlatır. İhanete uğramayan sadakatten söz eder. Yalnız kalmayan yalnızlığın gecelerini bilmez. Bir insanın hayatındaki en ağır geceleri görmeden, onun sabah neden geç doğduğunu sorgulamak kolaydır.

Asıl mesele, başkasını yargılamak değil; onun yükünü taşıyabilecek kadar cesur olup olmadığını bilmektir.

Hayat bazı insanları erken yaşta büyütür. Kimisini çocukluğundan, kimisini hayallerinden, kimisini de insanlara olan güveninden eder. Birileri oyun oynarken birileri hayatla mücadele eder. Birileri geleceğini planlarken birileri sadece ertesi güne çıkmanın hesabını yapar. Bu yüzden herkes aynı yerden başlamaz, herkes aynı yükle yürümez ve herkesin dizindeki yara aynı değildir.

O yüzden kimse kendi rahatlığını başkasının ölçüsü yapmasın.

Çünkü hayat, insanı bir gün mutlaka sınar.

Bugün küçümsediğin şey, yarın senin imtihanın olabilir. Bugün “Ben asla yapmam.” dediğin şeyi yarın yapmak zorunda kalabilirsin. Bugün aciz gördüğün insanın yarın gösterdiği direncin yanında kendi gücünü sorgulayabilirsin.

İşte o gün insanın kibri kırılır.

Çünkü hayatın en ağır tokadı, insanın kendisi hakkında yanıldığını anlamasıdır.

Ben artık insanları kolay kolay yargılamıyorum. Çünkü kimin ne yaşadığını, hangi geceden geçtiğini, hangi acıyı içine gömdüğünü bilmiyorum. Bir insanın yüzüne bakıp hayatını okuyamazsın. Gülümseyen herkes mutlu değildir. Suskun olan herkes güçsüz değildir. Geri duran herkes korkak değildir. Bazen insan sadece savaşacak gücü kalmadığı için susar.

Ve bazen susmak, verilebilecek en ağır cevaptır.

Sınanmamışlığın kibri insana her şeyi bildiğini düşündürür. Sınanmışlık ise insana haddini öğretir.

Çünkü gerçek güç, herkese tepeden bakmak değildir. Gerçek güç, kendi yaralarını bilirken başkasının yarasına basmamaktır. Gerçek olgunluk, “Ben daha güçlüyüm.” demek değil; “Senin ne yaşadığını bilmiyorum.” diyebilmektir.

Ben hayatın bazı derslerini kitaplardan değil, doğrudan hayatın kendisinden öğrendim. Kimi dersler ağırdı, kimi geceler uzundu, kimi insanlar acımasızdı. Ama hepsi bana aynı şeyi öğretti:

İnsan, başına gelmeyen acının hâkimi değildir.

Bu yüzden kimse sınanmadan hüküm vermesin. Kimse düşmeden düşeni küçümsemesin. Kimse kaybetmeden kaybedenin sessizliğini sorgulamasın. Çünkü hayatın terazisi herkese bir gün sıra verir.

Ve o gün geldiğinde, insanın kibri değil; karakteri konuşur.

Unutma:

Sınanmamış insan çok konuşur.
Sınanmış insan çok şey bilir ama az konuşur.
Çünkü bazı gerçekler anlatılmaz; yaşanır.

Ve hayatın en büyük tokadı şudur:

Bugün küçümsediğin imtihan, yarın senin kapını çalabilir.