Bazı şehirler vardır; sadece sokaklarında yürünmez, onların geçmişinde de yolculuk yapılır.
Diyarbakır işte tam da böyle bir şehirdir. Her taşı bir hikâye anlatır, her sokağı yüzyılların izlerini taşır.
Binlerce yıllık tarihiyle birçok medeniyete ev sahipliği yapan Diyarbakır, Mezopotamya'nın bereketli topraklarında yükselen kadim bir kültür hazinesidir. Şehrin simgesi haline gelen surlar, yalnızca bir savunma yapısı değil; aynı zamanda geçmişten günümüze ulaşan bir hafıza duvarıdır. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri, bu kadim şehrin dünya kültür mirasındaki yerini açıkça ortaya koymaktadır.
Diyarbakır denildiğinde akla ilk gelenlerden biri de zengin kültürel çeşitliliğidir. Yüzyıllar boyunca farklı inançların, dillerin ve kültürlerin bir arada yaşadığı şehir, bu özelliğiyle Anadolu'nun en önemli kültür merkezlerinden biri olmuştur. Camiler, kiliseler, hanlar, köprüler ve tarihi konaklar, bu ortak yaşam kültürünün sessiz tanıklarıdır.
Ancak Diyarbakır'ın kültürü yalnızca tarihi eserlerden ibaret değildir. Dengbêjlerin yürekten kopan ezgileri, sıra gecelerinde yankılanan türküler, yöresel yemeklerin eşsiz lezzeti ve misafirperver insanları da bu kültürün ayrılmaz parçalarıdır. Ciğer kebabından meftuneye, burma kadayıftan içli köfteye kadar uzanan mutfak kültürü, şehrin zenginliğini sofralara taşımaktadır.
Bugün Diyarbakır'ın en büyük sorumluluğu, sahip olduğu bu kültürel mirası gelecek nesillere aktarmaktır. Tarihi yapıları korumak kadar, gelenekleri, hikâyeleri ve yaşam biçimlerini yaşatmak da büyük önem taşımaktadır. Çünkü kültür, yalnızca geçmişin hatırası değil; geleceğin de teminatıdır.
Diyarbakır, taşlara işlenmiş tarihi, dillerden düşmeyen türküleri ve gönüllerde yer eden insanlığıyla sadece bir şehir değil, yaşayan bir medeniyettir. Bu medeniyeti korumak ve yaşatmak ise hepimizin ortak görevidir.