Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Okul Öncesi Öğretmenliği Anabilim Dalı ‘Topluma Hizmet Uygulamaları’ dersi kapsamında Dr. Öğr. Üyesi Gülçin BİLGENER rehberliğinde hazırlanmıştır. ROJİN BUDAK

Zorbalık denildiğinde aklımıza hep okul bahçelerinde, sokaklarda yaşanan o somut tartışmalar gelir. Peki, zorbalık sadece fiziksel olarak mı yapılır? Bizlerin ve çocuklarımızın her an elinde olan o dijital dünyada da birileri zorbalığa uğrayabilir mi? Eğer böyle bir durum yaşanırsa ne yapılmalı? Gelin, bu can alıcı soruların yanıtlarına geçmeden önce zorbalığın ne anlama geldiğine kapıyı aralayalım. Zorbalık; bir kişi ya da grubun, kendisini fiziksel, psikolojik veya sosyal yönden daha avantajlı görüp, daha savunmasız bulduğu kişilere karşı kasıtlı ve süreklilik arz edecek şekilde uyguladığı baskı, tehdit ve incitici davranışların tümüdür.

Hayatımızı kolaylaştıran teknolojinin bu denli gelişmesi ve yaygınlaşması, ne yazık ki kapımızı çalan zorbalığın boyutunu da tamamen değiştirdi. Artık o eski fiziksel sınırların, duvarların pek de bir öneminin kalmadığı “siber zorbalık” kavramıyla karşı karşıyayız ve bunun yıkıcı etkilerini her geçen gün daha fazla görüyoruz. Maalesef dijital dünyayı ve iletişim araçlarını birer incitme aracı olarak kullanan kişiler çıkabiliyor. Ekranların arkasına saklanarak başkalarını tehdit etmek, kırıcı ve hakaret dolu sözler sarf etmek, çocukları akranları önünde utandırmaya çalışmak, onları dijital gruplardan dışlamak, haklarında asılsız dedikodu ortamları yaratmak veya acımasızca alay etmek, siber zorbalığın en yaygın maskeleridir.

Madalyonun en ürkütücü kısmı ise siber zorbalığın, fiziksel zorbalığa oranla çok daha derin ve uzun süreli izler bırakabilmesidir. Okulda veya sokakta fiziksel zorbalığa uğrayan bir çocuk, evine, yani o güvenli sığınağına döndüğünde o tehlikeden uzaklaşabilir; olay belli zaman ve mekanlarla sınırlı kalır. Ancak siber zorbalıkta durum tam tersidir; sınır ve zaman yoktur. Çocuk odasında, yatağında, hatta yanı başımızda otururken bile cebindeki telefon aracılığıyla günün her saati, kesintisiz bir şekilde bu sinsi baskıya maruz kalabilir. Ev artık tek başına korunaklı bir kale olmaktan çıkabilir.

Bu ağır yükle ve dijital baskıyla tek başına başa çıkmaya çalışan bir çocuğun ruh dünyasında derin fırtınalar kopabilir. Yaşadığı bu karmaşayı tek başına göğüsleyemeyen evlatlarımız, ruhsal açıdan bir bunalımın eşiğine gelebilirler. Kendilerini çaresiz hissettikleri için de en başta biz ebeveynlerinden, en yakın arkadaşlarından, kısacası çevrelerinde kendilerine el uzatabilecek tüm sevdiklerinden hızla uzaklaşarak derin bir sessizliğe ve içe kapanışa sürüklenebilirler.

Peki, siber zorbalıkla karşı karşıya kalan bir çocuk ya da genç ne yapmalı, onlara nasıl bir yol göstermeliyiz? İlk atılması gereken adım, zorbalığı yapan o hesapla tüm iletişimi anında kesmek ve kişisel hesapların gizlilik ayarlarını en güvenli seviyeye getirmektir. Eğer bu önlemlere rağmen baskı ve taciz devam ediyorsa, çocuk hiç çekinmeden durumu ailesine veya güvendiği bir büyüğüne anlatmalıdır. Dijital platformların şikayet mekanizmalarını kullanarak bu kötü niyetli hesapları bildirmek de çok kritik bir adımdır. Eğer durum bir tehdit boyutuna ulaştıysa ve çocuk kendini tehlikede hissediyorsa, resmi kurumlara ve adli mercilere başvurmaktan asla çekinilmemelidir. En önemlisi de bu haksızlığa uğrayan çocuğumuza, "Bu sadece senin başına gelen bir şey değil ve kesinlikle senin suçun değil" diyerek yalnız olmadığını hissettirmektir.

Sonuç olarak değerli ebeveynler; dijital çağın bu karanlık yüzüne karşı en büyük kalkanımız bizim bilinçli duruşumuzdur. Çocuklarımıza interneti yasaklamak yerine, onlara teknolojiyi nasıl güvenli ve bilinçli kullanacaklarını tatlı bir dille öğretmeliyiz. Olası bir siber zorbalık anında hangi yasal haklara sahip olduklarını, kendilerini dijital dünyada nasıl savunacaklarını onlarla şefkatli bir sohbet havasında paylaşmak hayati bir önem taşır. Çocuğunuza, ekranların arkasında ne yaşanırsa yaşansın, sizin ona her zaman kucak açacağınızı ve güvende hissettireceğinizi bilme huzurunu lütfen çok görmeyin.

KAYNAKÇA:

Çelikkaya, T. (2022). Medya Okuryazarlığı Eğitimi (1.baskı). Ankara. Pegem Akademi Yayıncılık.