Bismil… Adını duyduğumda toprağının kokusu gelir burnuma, Dicle’nin serinliği dokunur yüzüme, ve içimde garip bir sızı başlar.

Şiir
Bir şehir var orada,

dikenle güllerin yan yana açtığı,

çocukların gözyaşıyla gülüşün

aynı anda var olduğu.

Hüzün,

sokaklarında gezinir sessizce,

ama umut da oradadır,

her avludan göğe yükselen bir dua gibi.

I M G 6768-1

Bismil…

Yüzyılların yükünü taşır sırtında,

tarihin kaleminde silinmeyen bir iz gibidir.

Kimi zaman bir annenin ağıtında,

kimi zaman bir çocuğun türküsünde,

kimi zaman da hasretle yanan bir gencin

yüreğinde yankılanır.

Ben seni anlatırken,

yalnızca taşını toprağını değil,

içinde sakladığın yaralı kalpleri de anlatıyorum.

Senin caddelerinde yürüyen herkes

bir hikâye taşır omuzlarında;

kimi göçle kopmuş köklerinden,

kimi gurbetle dağılmış sevdasından.

Ve Dicle…

Senin bağrında akan o büyük nehir,

sadece su değil,

yüzyılların acısını da taşır.

Her damlası bir gözyaşıdır belki,

her dalgası bir haykırış.

Ama yine de umutla akarsın,

çünkü nehirler hep ileriye gider,

geriye dönmez asla.

I M G 6769

Bismil…

Senin gecelerin başka türlüdür.

Yıldızlar daha yakın görünür göğe,

sanki her biri bir kayıp canın ruhu gibi

süzülür üstümüzde.

Rüzgâr,

uzak köylerden haber getirir,

ve her kapının önünde

bir bekleyiş vardır:

Gidenin dönmesi için,

hasretin bitmesi için,

yüreklerin biraz olsun ferahlaması için…

Çocuklar koşar sokak aralarında,

ellerinde yarım kalmış oyuncaklar.

Onlar bilmez,

gökyüzünden düşen her taşın

bir evin duvarına değdiğini.

Onlar sadece gülmek ister,

ama gülüşleri bile

bir yarım türkü gibi boğazımıza düğümlenir.

Ve sen, ey Bismil…

Gurbetin acısını en iyi sen bilirsin.

Çünkü senden ayrılan her genç

başka diyarlarda

bir yanını hep sende bırakır.

İstanbul’un kalabalığında,

Ankara’nın gürültüsünde,

Almanya’nın soğuk sokaklarında bile

kalplerinin bir köşesinde

hep sen varsın.

Bismil’in tozu,

Bismil’in rüzgârı,

Bismil’in kokusu…

Unutulmaz, silinmez, kaybolmaz.

Senin türkülerinde

bir yanık bağlama sesi dolaşır,

her telinde bir ağıt gizlenir.

Ama yine de insanlar söyler,

çünkü söylemek,

acıya karşı koymanın en eski yoludur.

Ve senin insanın

hep dimdik kalır,

acıya da, gurbete de,

yalnızlığa da inatla direnir.

I M G 6771

Bismil…

Sen bir şehirden çok daha fazlasısın.

Sen, hasretin coğrafyası,

gurbetin sesi,

ve umudun direnişisin.

Bir annenin gözyaşında,

bir babanın suskunluğunda,

bir çocuğun hayalinde büyürsün.

Ve ben biliyorum,

bir gün senin üzerine de

güneş başka türlü doğacak.

O zaman türküler daha neşeli olacak,

çocukların gülüşü daha gür çıkacak,

anneler gözyaşını saklamayacak,

çünkü artık ağlamaya gerek kalmayacak.

O güne kadar,

Bismil’in yüreği hasretle çarpacak,

ama hiçbir zaman umudunu yitirmeyecek.

Çünkü senin toprağın,

acıdan da güçlüdür,

zamanı aşan bir sabırla doludur.

I M G 6770

Ey Bismil…

Sen benim için yalnızca bir şehir değil,

bir yaradır,

bir şarkıdır,

bir dua,

bir özlemdir.

Ve ben seni yazdıkça,

içimdeki hasret biraz daha ağırlaşır,

ama aynı zamanda

kalbim biraz daha seninle dolar.

Senin hikâyen bitmez,

çünkü sen,

her yaşayanın kalbinde

bir kitap gibi taşınırsın.

Ve ben bu kitabın sayfalarına

sadece üç kelime yazarım:

“Bismil, ben seni unutmadım''

I M G 6772

....

Mehmet Sebih Altun

[email protected]