Bismil… Adını duyduğumda toprağının kokusu gelir burnuma, Dicle’nin serinliği dokunur yüzüme, ve içimde garip bir sızı başlar.
Şiir
Bir şehir var orada,
dikenle güllerin yan yana açtığı,
çocukların gözyaşıyla gülüşün
aynı anda var olduğu.
Hüzün,
sokaklarında gezinir sessizce,
ama umut da oradadır,
her avludan göğe yükselen bir dua gibi.

Bismil…
Yüzyılların yükünü taşır sırtında,
tarihin kaleminde silinmeyen bir iz gibidir.
Kimi zaman bir annenin ağıtında,
kimi zaman bir çocuğun türküsünde,
kimi zaman da hasretle yanan bir gencin
yüreğinde yankılanır.
Ben seni anlatırken,
yalnızca taşını toprağını değil,
içinde sakladığın yaralı kalpleri de anlatıyorum.
Senin caddelerinde yürüyen herkes
bir hikâye taşır omuzlarında;
kimi göçle kopmuş köklerinden,
kimi gurbetle dağılmış sevdasından.
Ve Dicle…
Senin bağrında akan o büyük nehir,
sadece su değil,
yüzyılların acısını da taşır.
Her damlası bir gözyaşıdır belki,
her dalgası bir haykırış.
Ama yine de umutla akarsın,
çünkü nehirler hep ileriye gider,
geriye dönmez asla.

Bismil…
Senin gecelerin başka türlüdür.
Yıldızlar daha yakın görünür göğe,
sanki her biri bir kayıp canın ruhu gibi
süzülür üstümüzde.
Rüzgâr,
uzak köylerden haber getirir,
ve her kapının önünde
bir bekleyiş vardır:
Gidenin dönmesi için,
hasretin bitmesi için,
yüreklerin biraz olsun ferahlaması için…
Çocuklar koşar sokak aralarında,
ellerinde yarım kalmış oyuncaklar.
Onlar bilmez,
gökyüzünden düşen her taşın
bir evin duvarına değdiğini.
Onlar sadece gülmek ister,
ama gülüşleri bile
bir yarım türkü gibi boğazımıza düğümlenir.
Ve sen, ey Bismil…
Gurbetin acısını en iyi sen bilirsin.
Çünkü senden ayrılan her genç
başka diyarlarda
bir yanını hep sende bırakır.
İstanbul’un kalabalığında,
Ankara’nın gürültüsünde,
Almanya’nın soğuk sokaklarında bile
kalplerinin bir köşesinde
hep sen varsın.
Bismil’in tozu,
Bismil’in rüzgârı,
Bismil’in kokusu…
Unutulmaz, silinmez, kaybolmaz.
Senin türkülerinde
bir yanık bağlama sesi dolaşır,
her telinde bir ağıt gizlenir.
Ama yine de insanlar söyler,
çünkü söylemek,
acıya karşı koymanın en eski yoludur.
Ve senin insanın
hep dimdik kalır,
acıya da, gurbete de,
yalnızlığa da inatla direnir.

Bismil…
Sen bir şehirden çok daha fazlasısın.
Sen, hasretin coğrafyası,
gurbetin sesi,
ve umudun direnişisin.
Bir annenin gözyaşında,
bir babanın suskunluğunda,
bir çocuğun hayalinde büyürsün.
Ve ben biliyorum,
bir gün senin üzerine de
güneş başka türlü doğacak.
O zaman türküler daha neşeli olacak,
çocukların gülüşü daha gür çıkacak,
anneler gözyaşını saklamayacak,
çünkü artık ağlamaya gerek kalmayacak.
O güne kadar,
Bismil’in yüreği hasretle çarpacak,
ama hiçbir zaman umudunu yitirmeyecek.
Çünkü senin toprağın,
acıdan da güçlüdür,
zamanı aşan bir sabırla doludur.

Ey Bismil…
Sen benim için yalnızca bir şehir değil,
bir yaradır,
bir şarkıdır,
bir dua,
bir özlemdir.
Ve ben seni yazdıkça,
içimdeki hasret biraz daha ağırlaşır,
ama aynı zamanda
kalbim biraz daha seninle dolar.
Senin hikâyen bitmez,
çünkü sen,
her yaşayanın kalbinde
bir kitap gibi taşınırsın.
Ve ben bu kitabın sayfalarına
sadece üç kelime yazarım:
“Bismil, ben seni unutmadım''

....
Mehmet Sebih Altun