Düğünler, toplumumuzun en köklü ve anlamlı geleneklerinden biridir.

İki insanın hayatını birleştirdiği, ailelerin akraba olduğu, bu mutlu olayın toplum huzurunda ilan edildiği bir merasimdir aslında düğün. Geçmişte bu ilan, samimi ve sade bir şekilde yapılırdı. Yakınlar ve komşular davet edilir, bir yemek verilir, belki bir müzik eşliğinde bir süre eğlenilir ve hayır dualarla düğün tamamlanırdı. Esas olan, nikahın şahitler önünde akdedilmesi ve bu mutluluğun paylaşılmasıydı.

Ancak günümüzde düğünler adeta bir gösteriye, bir prestij yarışına dönüştü. Lüks düğün salonları, markalı gelin-damat kıyafetleri, profesyonel makyaj ve çekimler, süslü davetiyeler… Liste uzayıp gidiyor. Bu masrafların çoğu, ortalama bir ailenin bütçesini zorluyor, hatta gençleri evlilik fikrinden bile soğutacak noktaya gelebiliyor. Daha da vahimi, tüm bu şatafat ve israf, sanki dinimizde ve öz geleneklerimizde yeri varmış gibi sunuluyor ve ısrarla savunuluyor.

Peki, bu konuda din adamları ne diyor? Bu israf çılgınlığına dair nasıl bir duruş sergiliyorlar?

İslam dini, israfı kesin bir dille yasaklamıştır. Kur'an-ı Kerim'de, "Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez" (A'râf Suresi, 31. ayet) buyrulur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin" hadisiyle her işimizde olduğu gibi evlilik hazırlıklarında da ölçülü ve kolaylaştırıcı olmamızı emreder.

Din alimleri, bu ölçüler ışığında günümüz düğünlerini değerlendirdiklerinde ortak bir endişeyi dile getiriyorlar. İslami bir nikah merasimi için gereken asgari şartlar bellidir: Şahitler ve mehir. Düğün ise bu akdin duyurulması ve sevincin paylaşılması için bir vesiledir. Ancak, bu vesilenin amacından saparak aileleri borca sokacak, gösteriş ve rekabete dayalı bir yarışa dönüşmesi dinen caiz görülmemekte ve tasvip edilmemektedir.

Özellikle vurguladıkları nokta "israf" ve "gösteriş (riya)" tehlikesidir. Bir din görevlisi, "Düğün, Allah'ın emriyle kutsanan bir bağı ilan etmektir, banka kredisiyle alınan pahalı bir elbiseyi veya komşudan eksik kalınmama yarışını ilan etmek değildir" diyerek durumu özetliyor.

Sonuç olarak, düğünlerimiz geleneklerimizin ve dinimizin bize öğrettiği ölçüler içinde, bir sevinç ve paylaşım anı olarak kalmalıdır. Komşuya, akrabaya yetişme endişesi veya sosyal medyada "beğeni" alma kaygısı, bu kutlu başlangıcın ruhunu örselememelidir. Unutmamalıyız ki evliliğin temeli, beraber geçirilecek ömür ve atılacak sağlam adımlardır; bir gece süren ve unutulup gidecek olan pahalı bir gösteri değil.

Yazımı, yine bir hadis-i şerifin çağrısıyla bitirmek istiyorum: "Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz." Evlilik yolundaki tüm gençlere de bu ölçü içinde hayırlı, bereketli ve mutlu bir ömür diliyorum.