Dünyanın en sessiz çığlığıdır karıncanın çığlığı.
KARINCANIN ÇIĞLIĞI
Dünyanın en sessiz çığlığıdır karıncanın çığlığı.
Ne bir kulak duyar onu, ne de bir yürek hisseder çoğu zaman. Oysa o çığlık, bastırılmışlığın, görünmezliğin ve değersiz sayılmanın yankısıdır. Bir karıncanın çığlığı, aslında insanlığın en derin yaralarından birine işaret eder: Görmezden gelmek.
Bir gün, farkında bile olmadan bastığınız bir karıncayı düşünün. Ayağınızın altındaki o küçücük canlı, belki de yuvasına yiyecek taşıyordu. Belki de yüzlerce metre yol kat etmişti, kendi ölçülerinde devasa bir mücadele vermişti. Ama sizin için o sadece “bir karınca”ydı. Önemsizdi. Değersizdi. Yok sayılabilirdi.
İşte tam burada başlar karıncanın çığlığı.
Bu çığlık, sadece bir böceğin değil, görmezden gelinen herkesin çığlığıdır. Sokağın köşesinde sessizce oturan yaşlının, kimsenin fark etmediği temizlik işçisinin, emeği alkışlanmayan işçinin, sesi bastırılan bir çocuğun çığlığıdır bu. Karınca, aslında insanlığın aynasıdır.
Çünkü insan, kendinden küçük olanı çoğu zaman görmez.
***
Modern dünya, gürültünün içinde sessizliği öldürdü. Herkes konuşuyor ama kimse duymuyor. Herkes anlatıyor ama kimse anlamıyor. İşte bu karmaşada karıncanın çığlığı kayboluyor.
Oysa karınca, sabrın sembolüdür.
Disiplinin, çalışmanın ve dayanışmanın en saf hâlidir. Ama biz, bu kadar büyük bir anlamı taşıyan bu küçük canlıyı fark etmiyoruz. Çünkü gözlerimiz büyüğe alıştı. Büyük başarılar, büyük isimler, büyük hikâyeler… Küçük olanın değeri yok artık.
Bir toplum, en küçük değerine ne kadar kıymet veriyorsa o kadar büyüktür aslında.
Ama biz büyürken küçülmeyi unuttuk.
***
Karıncanın çığlığı aslında bir isyandır.
Ama bu isyan, bağırarak değil; susarak yapılır. Çünkü bazen en güçlü çığlıklar, sessiz olanlardır.
Ezilen insanlar da böyledir. Onlar çoğu zaman bağırmaz. Çünkü bilirler ki seslerini yükseltseler bile duyulmayacaklardır. Bu yüzden susarlar. Ama o suskunluk, içlerinde büyüyen bir fırtınadır.
Karınca da bağırmaz. Bağıramaz. Ama ezildiğinde bir düzen bozulur. Bir sistem zarar görür. Çünkü her karınca, bir bütünün parçasıdır.
İnsanlık da böyle değil midir?
Bir kişinin acısı, aslında hepimizin kaybıdır. Ama biz bunu anlamakta gecikiyoruz.
***
İnsan, güçlü olmayı seviyor. Ama merhametli olmayı çoğu zaman unutuyor. Oysa gerçek güç, ezmekte değil; yaşatmaktadır.
Bir karıncayı ezmek kolaydır. Ama onu korumak, ona zarar vermemek bilinç ister. İşte bu bilinç, insanı insan yapan şeydir.
Bugün dünyada yaşanan birçok sorun, bu basit gerçeğin unutulmasından kaynaklanıyor. Güçlü olan, zayıfı eziyor. Büyük olan, küçüğü yok sayıyor. Ve sonunda herkes biraz daha yalnızlaşıyor.
Karıncanın çığlığı, işte bu dengesizliğe bir uyarıdır.
“Beni gör,” der.
“Beni fark et.”
“Ben de varım.”
***
Belki de en acı gerçek şudur: İnsan, karıncayı ezmeden önce kendini ezmeye başlar. Çünkü merhametini kaybeden bir insan, aslında kendi insanlığını kaybetmiştir.
Bir karıncayı görmeyen göz, bir insanın acısını da görmez. Küçüğü önemsemeyen bir zihin, büyüğün değerini de anlayamaz. Bu yüzden karıncanın çığlığı, sadece dış dünyaya değil, insanın kendi içine yöneliktir.
“Sen ne zaman bu kadar duyarsız oldun?” diye sorar.
Bu soru, rahatsız edicidir. Çünkü cevabı kolay değildir.
***
Karıncalar birlikte yaşar. Yardımlaşır. Paylaşır. Disiplinlidirler. Hiçbiri “ben” demez, “biz” der. Belki de bu yüzden bu kadar küçücük olmalarına rağmen büyük işler başarırlar.
İnsan ise çoğu zaman “ben” demekten “biz” demeye fırsat bulamaz.
Karıncanın çığlığı, aslında bir derstir.
Bir uyarıdır.
Bir çağrıdır.
Daha dikkatli ol.
Daha duyarlı ol.
Daha insan ol.
***
Karıncanın çığlığını duymak, bir farkındalık meselesidir. Bu, sadece bir canlıya zarar vermemek değil; hayata daha derin bakabilmektir.
Bir karıncayı ezmemek, aslında bir kalbi kırmamaktır.
Bir karıncayı fark etmek, aslında bir insanı anlamaktır.
Çünkü hayat, büyük olaylardan değil; küçük detaylardan oluşur.
Ve bazen en büyük gerçekler, en küçük varlıkların içinde saklıdır.
Karıncanın çığlığı hâlâ devam ediyor.
Soru şu:
Biz onu duymaya hazır mıyız?
...
[email protected]
Mehmet Sebih Altun