suyun her damlasının kıymetini bilmeli.

SU KRİZİ KAPIDA DEĞİL, ÖNÜMÜZDEKİ YILLARDA İÇİNDE OLACAĞIZ

Gıda Mühendisleri Odası Diyarbakır İl Temsilciliği’nin 22 Mart Dünya Su Günü’nde yaptığı basın açıklaması, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu su krizinin gıda güvencesi üzerindeki yıkıcı etkilerini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. İl Temsilcisi Nevzat Bayram imzasıyla yayımlanan metin, suyun yalnızca bir doğal kaynak değil, aynı zamanda gıda üretiminin, tarımsal ekonominin ve sofralarımızın temel dayanağı olduğunu vurguluyor.

B66Fe1C5 11F4 4Ed4 A191 Ff2Fcaf11Acf

Türkiye’nin kullanılabilir su potansiyeli 112 milyar metreküp seviyesinde bulunuyor. Ancak nüfusun 2030 yılında 100 milyonu aşması beklenirken, kişi başına düşen su miktarı 1.120 metreküp/yıl’a kadar gerileyecek. Bu rakam, uluslararası sınıflandırmada “su sıkıntısı” eşiği olarak tanımlanıyor. Üstelik iklim değişikliği projeksiyonları, bu tablonun önümüzdeki yıllarda çok daha ağırlaşacağını gösteriyor. Kuraklık dönemleri uzuyor, yağış rejimleri bozuluyor ve su kaynakları hızla azalıyor.

Açıklamada en çarpıcı verilerden biri, kullanılan suyun yüzde 74’ünün tarım sektörüne ayrılmasına rağmen, geleneksel açık kanal sulama yöntemleri nedeniyle sulama randımanının yalnızca yüzde 50’de kalması. Bu inanılmaz israf, her iki damla sudan birinin boşa gittiği anlamına geliyor. Şehir şebekelerinde ise daha vahim bir durum var: Dağıtıma verilen her üç birim suyun biri, borulardaki kayıplar nedeniyle evlere hiç ulaşamadan yok oluyor.

Nevzat Bayram’ın ifadesiyle, “Su azaldıkça tarla küçülür, arz düşer, fiyatlar yükselir.” Bu basit ama acımasız gerçek, son yıllardaki gıda zamlarının ardındaki en önemli nedenlerden birini oluşturuyor. Sofradaki her zaman kökeninde su krizi yatıyor. Tarımda su kıtlığı, üretim maliyetlerini artırıyor, rekolteyi düşürüyor ve sonuçta tüketicinin cebine yansıyor. Dar gelirli aileler için gıda artık lüks haline geliyor; temel besinlere erişim bile tehdit altında.

Gıda Mühendisleri Odası, bu krizin çözümsüz olmadığını da vurguluyor. Su kaynaklarını korumak, en kalıcı gıda fiyatlarını düşürme yolu olarak görülüyor. Modern sulama teknikleri (damla sulama gibi), kayıp-kaçakların önlenmesi, tarımsal sulamada verimliliğin artırılması ve suyun ticari bir meta olmaktan çıkarılıp kamusal bir hak olarak yönetilmesi gerekiyor. “Su kaynaklarımızı korumak; gıda arz güvencemizi, üreticimizi ve tüketicimizi korumak demektir” diyen Bayram, hem kamuoyunu hem de yetkilileri acil duyarlılığa çağırıyor.

Diyarbakır özelinde düşünüldüğünde durum daha da kritik. Bölge, tarımın kalbi konumunda; ancak kuraklık ve su kaynaklarının azalması burada üretimi doğrudan vuruyor. GAP projesinin potansiyeli bile, suyun yanlış kullanımı ve iklim değişikliği nedeniyle tam anlamıyla hayata geçirilemiyor. Bu nedenle yerel yönetimler, çiftçiler ve tüketiciler el ele vermeli;suyun her damlasının kıymetini bilmeli.

Sonuç olarak, su kıtlığı artık soyut bir çevre sorunu değil; doğrudan gıda güvencemizi, ekonomik istikrarımızı ve toplumsal barışımızı tehdit eden somut bir krizdir. Gıda Mühendisleri Odası Diyarbakır İl Temsilciliği’nin bu uyarıları dikkate alınmazsa, yarın sofralarımızda ekmek yerine faturalar, besin yerine endişe olacak. Su hayattır, su gıdadır, su gelecektir. Bu geleceği korumak için bugün harekete geçmek zorundayız.

Mahsun ECE