Tarım ve Orman Bakanlığı’nın idari para cezaları listesinde ve TBMM Tarım Komisyonu’nda görüşülen torba kanun teklifinde yer alan değişiklikler, sektörde tam bir “ceza yağmuru” yarattı.

Bir belgesi eksik ya da hatalı olan besiciye, hayvan başına 7.863 TL idari para cezası kesilmesi öngörülüyor. Orta ölçekli bir işletmede (örneğin 50 büyükbaş hayvan) bu rakam 393 bin TL’ye, küçük bir aile işletmesinde ise (20 hayvan) 157 bin TL’ye ulaşıyor. Bir gecede ceza katsayılarında 250 kata varan artışla, toprak koruma cezaları da benzer şekilde fırlıyor. Muhalefetin “reform değil, ceza ve tahsilat metni” diye eleştirdiği bu yaklaşım, üretimi değil, üreticiyi hedef alıyor. Peki bu yeni riskler tarımı nasıl etkileyecek? İstatistiklerle bakalım.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 Hayvansal Üretim İstatistikleri ’ne göre büyükbaş hayvan varlığı bir önceki yıla göre %4,3 artarak 17 milyon 709 binbaşa, küçükbaş hayvan varlığı ise %5,4 artarak 57 milyon 874 bin başa yükseldi. Sığır sayısı 17,5 milyon, koyun 46,7 milyon, keçi 11,2 milyoncivarında. Hayvancılık, tarımsal hasılanın yaklaşık %35-55’ini (yıllara göre değişken) oluşturuyor ve istihdamın %15-16’sını sağlıyor. Ancak sektörün omurgası hâlâ küçük aile işletmeleri. Güncel raporlara göre işletmelerin yaklaşık %80’i aile tipi küçük ölçekli; eskiden beri %40-50’si 10 başın altında, büyük çoğunluğu da 50 başın altında hayvan besliyor. Bu yapıda tek bir kulak küpesi eksikliği, veteriner kayıt güncellemesi unutulması ya da sevk belgesindeki küçük bir hata, işletmeyi batırabilir.

Önceki cezalar (2025 listesine göre yeniden değerleme oranıyla) sığır için hayvan başına 343 TL, koyun-keçi için 28 TL idi. Yeni teklifle hayvan başına 7.863 TL’ye sıçrama, fiilen 20-250 kat arası bir artış anlamına geliyor (bağlı olduğu maddeye göre). Bir belgesi eksik diye milyonluk fatura, küçük üretici için iflas demek. Hayvancılık ÖİK (Özel İhtisas Komisyonu) raporları ve sektör analizleri zaten şu sorunları sıralıyor: yem maliyetlerinin yüksekliği (süt/yem paritesi uzun zamandır 1,5’in altında), iklim krizi kaynaklı kuraklık ve mera yetersizliği, kırsal göç. Genç nüfus tarımı terk ediyor; Doğu Anadolu’da bile işletmeler küçülüyor, aileler kapanıyor. Üstüne bir de bu cezalar eklenirse ne olur?

İstatistiksel etki analizi basit ama çarpıcı: Diyelim ki küçük ve orta ölçekli işletmelerin sadece %10’unda (ki gerçek oran muhtemelen daha yüksek) bir belge eksiği tespit edildi. Sadece büyükbaşta 1,77 milyon hayvan etkilense, toplam ceza 13,9 milyar TL’yi bulur. Bu parayı ödeyemeyen üretici ya hayvanlarını acilen kesime gönderir ya da satar. Sonuç: Kısa vadede et arzı artar gibi görünse de uzun vadede anaç hayvan kaybı, üretim düşüşü ve fiyat patlaması. Zaten ithalata bağımlı bir sektörde (yem ham maddesi, besilik hayvan) bu, gıda enflasyonunu tetikler. TÜİK verilerine göre hayvansal üretim zaten maliyet baskısı altında; 2025’te hayvan varlığındaki artışa rağmen karlılık düşük. Cezalarla birlikte küçük üretici oranı %80’den hızla düşerse, sektör endüstrileşir ama kırsal istihdam çöker. Tarım istihdamı son 20 yılda %25’lerden %15’lere geriledi; bu trend hızlanırsa kırsal göç patlar, şehirlerde işsizlik ve sosyal sorunlar artar.

Tarımı bekleyen diğer riskler de cabası. İklim değişikliği: Kuraklık yıllarında mera verimi düşüyor, yem ithalatı zorunlu hale geliyor. Girdi maliyetleri (mazot, elektrik, veteriner hizmetleri) enflasyonla eriyor. Küresel gıda krizi ve ithalat politikaları yerli üretimi baltalıyor. Bütün bunlar varken, devletin “yol gösteren” değil “hata avcısı” rolüne bürünmesi, sektörü felç eder. CHP Milletvekili Bekir Başevirgen’in dediği gibi: “Bu teklif, vatandaşın hata yapmasını bekleyen ve ekonomik olarak cezalandıran bir anlayışın ürünü. Sahada üretim yapan çiftçi, esnaf ve veteriner hekim kalmayacaktır.”

Çözüm nerede? Cezalar caydırıcı olmalı ama önce kolaylaştırma gelmeli. Hayvan kayıt sistemini (TÜRKVET) dijitalleştirmek, mobil uygulamalarla belge takibini basitleştirmek, küçük üreticiye ücretsiz veteriner desteği ve eğitim vermek, geçiş sürecinde af veya kademeli uygulama şart. Destekler anaç hayvan başına, ölçek gözetmeden verilmeli; sözleşmeli üretim yaygınlaştırılmalı. Aksi takdirde tarım, “ceza ekonomisi” ne döner: Üretim azalır, fiyatlar yükselir, gıda güvenliği riske girer, kırsal Türkiye boşalır.

Üretici dostu politika, cezadan önce teşvik ve kolaylaştırma demektir. Yoksa bu “yağmur” tarımı değil, çiftçiyi ıslatır. Tarım Komisyonu ve Meclis, bu torba kanunu gözden geçirirken bir kez daha düşünsün: Ülkeyi besleyen elleri kırarsak, yarın soframızda ne kalır?

Mahsun ECE

Ziraat Mühendisi