Tarım artık sadece üretmekle değil, ayakta kalabilmekle ilgili bir mücadele haline geldi. Mazot, gübre, ilaç, tohum ve sulama maliyetleri her sezon artarken; ürün fiyatları çoğu zaman çiftçinin emeğini karşılamıyor. Bir yıl pamuk para ediyor, ertesi yıl maliyetini zor çıkarıyor. Mısırda yüksek verim alınsa bile elektrik, su ve gübre giderleri kazancı eritiyor. Çiftçi artık sadece tarlayı değil, hesabını da sürmek zorunda kalıyor.

Özellikle Güneydoğu’da üretici, yüksek maliyet baskısı altında alternatif ürün arayışına yöneliyor. Çünkü klasik ürün deseninde kâr marjı her geçen yıl daralıyor. Bu dönemde bazı alternatifler dikkat çekiyor:
Süt mısırı: Normal dane mısıra göre daha kısa sürede gelir sağlayabiliyor. Pazarlama ağı kurulursa ciddi kazanç bırakabiliyor.
Ayçiçeği: Daha az su tüketmesi nedeniyle kuraklık riskine karşı avantaj sağlayabiliyor.
Nohut ve mercimek: Gübre maliyeti düşük olduğu için bazı bölgelerde tekrar tercih edilmeye başlandı.
Yem bitkileri: Hayvancılığın olduğu bölgelerde düzenli alıcı bulma şansı yüksek olabiliyor.
Sebze üretimi: Riskli olsa da doğru pazarda yüksek gelir bırakabiliyor.
Sözleşmeli üretim: Fabrika veya şirket bağlantılı üretim modeli, ürün satamama riskini azaltabiliyor.
Bunun yanında artık sadece üretmek yetmiyor; depolama, pazarlama ve doğrudan satış da önem kazandı. Çiftçi ürünü hasatta mecburen satarsa çoğu zaman düşük fiyata mahkûm oluyor. Kooperatifleşme, soğuk hava deposu kullanımı ve yerel pazar oluşturma gibi yöntemler çiftçinin elini güçlendirebilir.
Bugün tarımın en büyük sorunu üretim değil, sürdürülebilir kazançtır. Çiftçi toprağı ekiyor ama geleceğini hesaplayamıyor. Buna rağmen üretmeye devam eden herkes, sadece kendi geçimi için değil ülkenin gıda güvenliği için de mücadele veriyor. Tarım bitmez; çünkü insanın ekmeğe ihtiyacı bitmez. Ancak çiftçinin üretimde kalabilmesi için maliyetlerin düşmesi, ürünün hak ettiği değeri bulması ve alternatif üretim modellerinin desteklenmesi artık bir zorunluluktur.

Çiftçinin bugün yaşadığı en büyük sorunlardan biri de piyasadaki dengesiz güç dağılımıdır. Özellikle büyük fabrikaların ve alıcı firmaların kendi aralarında benzer fiyat politikaları uygulaması, üreticiyi zor durumda bırakıyor. Çiftçi aylarca emek verip ürün yetiştiriyor; fakat hasat zamanı geldiğinde karşısına neredeyse aynı fiyatı veren alıcılar çıkıyor. Rekabet olmayınca ürünün gerçek değeri oluşmuyor.
Mazot, gübre, ilaç ve sulama maliyetleri sürekli yükselirken; ürün fiyatlarının baskılanması çiftçiyi üretimden soğutuyor. Birçok üretici artık “Ne kadar ekersem ekeyim kazanç değişmiyor” düşüncesine kapılıyor. Özellikle borçla üretim yapan çiftçiler için bu durum daha ağır sonuçlar doğuruyor. Çünkü sezon sonunda elde edilen gelir çoğu zaman sadece borç kapatmaya yetiyor.
Bazı bölgelerde üretici mecburen ürününü hemen satıyor. Depolama imkânı olmayan çiftçi, fabrikaların verdiği fiyatı kabul etmek zorunda kalıyor. Bu da piyasada çiftçinin pazarlık gücünü iyice düşürüyor. Sonuç olarak küçük üretici ayakta kalmakta zorlanırken, tarımdan uzaklaşan insanların sayısı artıyor.
Bu durumun önüne geçebilmek için:
Çiftçinin kooperatifleşmesi,
Lisanslı depoculuğun yaygınlaşması,
Devlet desteklerinin üretim maliyetine göre güncellenmesi,
Ürün alımında gerçek rekabet ortamının oluşması,
Küçük üreticinin doğrudan pazara ulaşabilmesi
gibi adımlar artık büyük önem taşıyor.
Çünkü çiftçi kazanamazsa üretim azalır; üretim azalırsa hem gıda fiyatları yükselir hem de ülkenin tarımsal gücü zayıflar. Tarım sadece tarladaki ürün değil, bir ülkenin geleceğidir.