Gürültünün bu kadar arttığı bir çağda, sessizliğin ne kadar kıymetli olduğunu unuttuk. Herkes konuşuyor, anlatıyor, savunuyor; ama kimse gerçekten dinlemiyor…

Gürültünün bu kadar arttığı bir çağda, sessizliğin ne kadar kıymetli olduğunu unuttuk. Herkes konuşuyor, anlatıyor, savunuyor; ama kimse gerçekten dinlemiyor…

İletişim araçlarımız çoğaldıkça, duygusal bağlarımız zayıfladı. Artık birbirimizi duymakla yetiniyoruz; anlamaya, hissetmeye, durup empati kurmaya ise sabrımız yok.

İlişkilerde en büyük kopukluk, söylenmeyenlerden çok, duyulup da hissedilmeyenlerde başlıyor. “Seni anlıyorum” demek kolay, ama karşındaki insanın ne yaşadığını gerçekten hissetmek; işte orada zorlanıyoruz. Çünkü anlamak, sadece kelimeleri değil, duyguyu da duymayı gerektirir.

Birbirimizi anlamadıkça, yanlış anlaşılmalar çoğalıyor; kalpler kırılıyor, mesafeler büyüyor. Sonra da “ne oldu bize?” diye soruyoruz. Oysa olan şu: herkes kendi yankısında kayboldu. Kendi acısını, kendi öfkesini, kendi doğrularını duymaktan, karşısındakini duyamaz hale geldi.

Bazen anlamak için çözüm üretmek değil, sadece yanında olmak yeterlidir. Dinlemek, yargılamadan, düzeltmeden, sadece anlamaya niyet ederek dinlemek… Bu, en güçlü bağ kurma biçimidir.

Belki de bugünün en büyük farkındalığı şudur: İnsanlar duymaktan çok, anlaşılmaya ihtiyaç duyuyor.

İlk önce insan olarak sonra da toplum olarak bir dahaki tüm sohbetlerimizde, ikili ilişkilerimizde karşınızdakini gerçekten dinlemeyi deneyelim. Cümlesini bitirmesini beklerken aklınızda yanıt hazırlamayalım sadece duygusuna kulak verelim. Göz teması kuralım, yargılamayalım ve düzeltmeye çalışmayalım. O an sadece anlamaya niyet edelim. Çünkü bazen karşınızdaki insana verebileceğiniz en büyük hediye, onu gerçekten duymanızdır.

Hepimizin dinlerken gerçekten anladığı ve anlatırken gerçekten anlaşıldığı güzel günler diliyorum. Sağlıkla sevgiyle kalın.🤗