Diyarbakır, medeniyetlerin harman olduğu, her taşının altından binlerce yıllık bir hikâyenin fışkırdığı kadim bir şehir. Surları, hanları, kiliseleri ve camileriyle adeta açık hava müzesi olan bu şehir, her geçen gün bilinmeyen bir sırrını daha gün yüzüne çıkarıyor.
Bugün sizleri, şehrin merkezindeki en görkemli anıtlardan biri olan Ulucami'nin belki de pek duymadığınız bir hikâyesine götürmek istiyorum.
Bildiğimiz tarih, Diyarbakır Ulucami'sinin M.S. 639 yılında İslam ordularının şehri fethiyle bir kiliseden camiye dönüştürüldüğünü söyler. O görkemli siyah-beyaz kemerleri, farklı mimari üslupları barındıran avlusu ve İslam'ın erken döneminin en önemli ibadethanelerinden biri oluşuyla meşhurdur. Ancak son dönemde güçlenen bir iddia, bu yapının hikâyesini çok daha gerilere, Roma İmparatorluğu'nun zulüm dolu günlerine götürüyor.

İddiaya göre, bugün Ulucami olarak bildiğimiz yapı, aslında Roma İmparatorluğu'nun 5. Ordu Komutanı ve sonradan imparator olacak olan Diocletianus'a ait bir pagan tapınağıydı. Diocletianus, Hristiyanlara yönelik en şiddetli zulümleri başlatan imparatorlardan biri olarak tarihe geçmiştir. İşte tam da bu dönemde, inançları uğruna ölümle burun buruna gelen bir grup genç, bu pagan tapınağından kaçarak efsanevi bir yolculuğa çıkmışlardır.
Efsane, hem Kur'an-ı Kerim'deki Kehf Suresi'nde hem de Hristiyan kaynaklarında yer alan Yedi Uyurlar (Eshab-ı Kehf)'ın hikâyesidir. Rivayete göre, putperestliği reddeden bu birkaç genç, canlarını kurtarmak için şehirden kaçmış ve bugünkü Lice ilçesinde bulunan bir mağaraya sığınmışlardır. Tanrı'nın bir mucizesi olarak orada derin bir uykuya dalıp yüzyıllarca uyumuş, uyandıklarında ise inançlarının artık serbest olduğu bir dünyaya uyanmışlardır.
Peki, bu iki hikâye nasıl kesişiyor? İşte en çarpıcı nokta burası: Ulucami'nin temellerinin, o gençlerin kaçtığı iddia edilen pagan tapınağı olduğu düşüncesi. Yani bizler, her gün önünden geçtiğimiz o muazzam yapının, aslında inanılmaz bir tarihsel dönüşümün simgesi olduğunu konuşuyoruz. Bir pagan tapınağı, bir kilise ve nihayetinde bir cami... Üç büyük din ve kültürün izlerini aynı duvarlarda taşıyan kaç yapı vardır dünyada?

Bu iddia, Diyarbakır'ı sadece bir "İslam şehri" değil, aynı zamanda antik pagan inançlarının ve erken Hristiyanlığın da önemli bir merkezi yapıyor. Tarih, katmanlar halinde ve birbiriyle iç içe geçmiş durumda. Ulucami, bu katmanların hepsini bünyesinde barındıran, üst üste inşa edilmiş medeniyetlerin sessiz bir tanığı.
Sonuç olarak, Diyarbakır Ulucami, bize sadece ibadet edilen bir mekân olmanın çok ötesinde bir şey anlatıyor. Bize zulmün ve inancın, yıkılışın ve yeniden inşanın, kaçışın ve sığınmanın hikâyesini anlatıyor. Bir taş yığını değil, yaşanmışlıkların, inançların ve efsanelerin somutlaşmış halidir.
Bir sonraki Diyarbakır ziyaretinizde Ulucami'yi gezerken, sadece camiyi değil, altında yatan tapınağı, ondan kaçan gençlerin hikâyesini ve o gençlerin Lice'deki mağarasında yaklaşık 300 yıl süren uykusunu da düşünün. Çünkü bu toprakların tarihi, bildiğimizden çok daha derin ve bir o kadar da büyüleyicidir. Keşfedilmeyi bekleyen daha nice sır, belki de o siyah-beyaz taşların altında gizleniyordur.