Kibir; basit ve temelsiz gurur, kendini diğer insanlardan ve canlılardan üstün görme olarak tanımlanmaktadır. Kibir; gurur ve kendini beğenmişlik ile küçümseme, hor görme ve aşağılama duygularını barındırır.
Tekebbür ise; kendi meziyetlerini öne çıkararak büyüklenip başkalarının varlığını ve başarılarını küçümsemektir.
Kibirden Kur’an-ı Kerim’in pek çok âyetinde bahsedilir. Kibir, âyetlerde küfür ve Allah’a isyanı ifade etmek için kullanılmıştır. İnsan, kibri sebebiyle Allah’a ibadetten yüz çevirir, Allah’ın emirlerine uymaz ve gönderdiği Peygamberlere iman etmez. Kibir, şeytanın vasıflarındandır. Zira, İblis ateşten yaradılışını üstünlük kabul ederek Allah’ın Peygamber olarak topraktan yarattığı Hz. Adem (a.s.)’e secde etmeyi gururuna yediremeyip kibirlenerek Allah’a isyan etmiştir.
Hazinelerin anahtarlarını elinde bulunduran Kârûn da servetine güvendiği, böbürlenip gururlandığı, çeşitli kötülükler işlediği için Allah, onu servetiyle birlikte yerin dibine geçirmiştir.
Hz. Muhammed (s.a.v.): ‘’Kalbinde zerre miktarı kibir bulunan kimse, cennete giremez.’’ Hadisiyle kibirli kişilerin, cehenneme gideceğini bildirir; çünkü kibir kötü vasıflara ve çirkin fiillere sebep olur. Bu nedenle âhiret yurdunda cennetin nimetleri kibirlilere değil, tevazu (alçakgönüllülük) gösterenlere lûtfedilmiştir.
Allah (c.c.), yapılan iyiliği başa kakmanın münafıklık alâmeti olduğunu ve yapılan hayrın tamamen boşa çıkarıldığını belirtmiştir. Zira yapılan iyiliği gösteriş için yapıp başa kakmak da kibir duygusundandır. Cenâb-ı Hak, bu durumu Kur’an-ı Kerimde şöyle ifade eder: ‘’ Ey iman edenler! Allah’a ve âhîret gününe inanmadığı hâlde malını insanlara gösteriş yapmak için harcayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmak ve incitmek suretiyle boşa çıkarmayın.’’ ( Bakara 264)
Kibirli insanlar, iyi kalpli gibi görünüp yaptıkları iyilikte hep menfaat beklerler. Menfaatleri azaldığında ya da karşılanmadığında kalpleri taş kesilir adeta bir kaya gibi sert olur ve her kötülüğü yapabilecek hâle gelirler. Bu nedenle Yüce Rabbimiz, yapılan bir iyiliği başa kakmamayı emretmiş iyilik yapılırken de kalp kırmamayı buyurmuştur.
Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: ‘’İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuk yapmayı arzulamayan kimselere veririz. En güzel âkıbet, tâkva sahiplerinindir.’’ (Kasas 28/83)
Kibirlenmek, kendini üstün görmek hem bu dünyamızı hem de ebedî âlem olan ahîret yurdunu kaybetmemize ve mutsuz olmamıza sebep olur; bizlere düşen kibir duygusunu hayatımızdan ve kalbimizden söküp atmaktır. Mevlânâ Hazretleri’nin: ‘’ Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol.’’ Sözünü hayatımızın her anında hatırlamamız dileğimle… Vessellam!